1 Mayıs meydanları, gelincik tarlalarıdır!

Salgın tehlikesi ve sokağa çıkma yasağı yüzünden 1 Mayıs’ta meydanları coşku içinde gelincik tarlalarına benzetemedik, kırlara, bayırlara çıkamıyoruz ama yol kenarlarında, yaylalarda, dağ eteklerinde, çam ormanlarının güneş gören ağaç diplerinde ve mısır tarlalarında taç yapraklı, narin yapılı zarif gelincik çiçekleri açmıştır, değil mi?

Salgın tehlikesi ve sokağa çıkma yasağı yüzünden 1 Mayıs’ta meydanları coşku içinde gelincik tarlalarına benzetemedik, kırlara, bayırlara çıkamıyoruz ama yol kenarlarında, yaylalarda, dağ eteklerinde, çam ormanlarının güneş gören ağaç diplerinde ve mısır tarlalarında taç yapraklı, narin yapılı zarif gelincik çiçekleri açmıştır, değil mi?

Latince “papaveraceae” ailesi içinde sayılan gelinciğin farklı renk ve tiplerde 28 cinsi, yaklaşık 250 türü varmış. Bahsettiğim, gelincik çiçeği denince gözümüzde canlandırdığımız genelde kırmızı olsa da, sarı, turuncu ve pembe renklerde de yetişen “papaver rhoeas”. Bir de bu ailede bembeyaz çiçekleriyle insanlık tarihi boyunca ağrıları dindirmiş, acılara merhem, damaklara lezzet olsa da güzelliği yanında kötü amaçla işlendiğinde uyuşturucu belasını insan ırkının üzerinde kâbusa dönüştürmüş afyon, yani haşhaş çiçeği var. Hippocrates’ten (M.Ö. 460-377) hatta ondan önceki yüzlerce yıldan beri haşhaşın tıbbi yararlarını, tohumunun besin değerini ve çıkarılabilecek yağı bilinse de bugün sadece izin verilen alanlarda kontrollü olarak üretiliyor. MÖ 5000 yıllarında Mezopotamya’da, Sümerler ve Asurlar tarafından da bilinen bu kültür bitkisi 4000 yıl önce Avrupa’ya taşınmış. Gelin afyonu bir yana bırakalım ve gelincik tarlaları içinde yolculuğa devam edelim.
Gelincik, doğadaki görkemli duruşu ve kırmızı rengiyle tarih boyunca insanların beğenisini çekmiş. 3000 Yıl önceki Mısır lahitlerinde de var, Homer’in İlyada destanındaki ölen savaşçı bedeninde de. Gelincik, eski Yunan ve Roma mitolojilerinde tanrılarla bile ilişkilendirilmiş. Hatta morfinin isim babası uyku tanrısı Morpheus, uyutmak istediklerine gelincikten yaptığı taçlar giydirdiği için onun adına inşa edilen tapınaklar hep gelinciklerle süslenirmiş! Roma döneminde, kara sevdaya düşenler gelincikten yapılan şuruplar içerek aşk acılarını dindirmeye çalışırlarmış.
Gelincik antik Yunan mitolojisinde tanrıça Demeter’in tasvirlerinde buğday başakları ile birlikte görülüyor. İnsanlara toprağı ekmeyi-biçmeyi öğreten, bereketin, mevsimlerin ve ekinlerin tanrıçasının sembolleri içinde olan gelincik, canlı kırmızı renkleriyle ölümden sonra yeniden hayata gelişi de sembolize ediyormuş. Gelinciğin, her ne kadar kırmızısını görmeye alışkınsak da, beyazı ve sarısı da var. Hanakotoba denen “çiçek diline” göre, kırmızı gelincik Batı dünyasında ölüm, anma ve teselliyi sembolize ederken doğuda başarıyı, eğlenceyi ve sevgiyi anlatıyormuş. Beyaz gelincik ise doğuda cenaze ve anıtları hatırlatmış, batı dünyasında ise memnuniyeti, gücü ve sevecenliği. Sarı gelincik kudreti, mor, pembe ve mavi olanlar ise zenginliği ve sadeliği temsil etmiş.
Şerbetinden böreği, likörü reçeline, gelincik her yerde
Gelinciğin taç şeklinde körpe yeşil yaprakları ve dalları sebze olarak tüketilirken, tohumları hem hamur işlerinde hem de yağ elde etmekte kullanılmış. Körpe, kırmızı çiçeklerinden geleneksel Türk yeme-içme kültüründe gelincik şerbeti yapılmış. Bugün Bozcaada’da gelincikten mamul ürünler arasında şurubu, likörü, reçeli, böreğinin yanı sıra, gelincik şerbetli muhallebisi, zeytinyağlı gelincik yemeği ve gelincik böreği gibi kaybolmaya yüz tutmuş tatlar yaşatılmaya çalışılıyormuş. İlginçtir dünyda da gelincik çiçeği, mürekkepten sakinleştirici suyuna kadar çok geniş bir kullanım alanı sunuyor.


Çanakkale savaşında dökülen kanları hatırlatırcasına, her yıl Gelibolu’nun gelinciklerle bezenmesini buruk bir şekilde yaşayan yerli halk, gelinciği “kan çiçeği” olarak adlandırıyormuş. İlginçtir, Dünya da gelincik savaşlarda ölenleri hatırlatan bir sembol olarak kabul ediliyor. İngiltere’de her yıl Kasım ayının başından itibaren Başbakandan sokaktaki normal insana kadar milyonlarca kişi yakalarına iliştirdikleri kâğıttan veya plastikten kırmızı gelinciklerle Birinci Dünya Savaşında ölen askerlerin anısını yaşatıyorlarmış. O yıllarda, geliri savaştan dönen gazilere verilmek üzere, bedensel engelli işçilerle Londra’da kurulan gelincik fabrikası, hala faaliyetteymiş ve yılda 40 milyona yakın gelincik üretiyormuş.
Halkın üzerine açılan ateşe gelincikli protesto
30 Ocak 1972 yılında Kuzey İrlanda’nın Londonderry kentinde İngiliz askerlerinin açtığı ateş sonucu 13 kişinin hayatını kaybetmesine atfen futbolcu McClean, “kırmızı gelincik” takmayı reddettiğini açıkladığında ölüm tehditleri almış ve bu konu İngiliz basınını uzun süre meşgul etmiş. McClean’e İrlanda Milli Takımı teknik direktörü Giovanni Trapattoni dahil pek çok kişiden gelen destek, tartışmaları daha da büyütmüş ve bu tavır, insanlığa karşı işlenmiş suçların üstünün hiçbir zaman örtülemeyeceğini de kem gözlere göstermiş.


Gelincik rengi ve yapısı nedeniyle sanat dünyasının ilgisini çeken bir çiçek! Afişlerden heykellere, şiirlerden şarkılara, reklam tasarımlarından tablolara kadar sanatın her alanında var. Avrupa’da çiçek desenlerinin dönemi olarak görülen 19. yüzyılın ikinci yarısında duvar kâğıtlarından çinilerine, kumaş desenlerinden mobilya süslemelerine kadar çok farklı alanlarda farklı malzemelerde uygulananların içinde renkleri ve kıvrımlı yaprakları ile gelincikler de yerini bulmuş. Fakat kadınların saçlarında kullandığı gelinciklerle bu çiçeği en çok yücelten Alphonse Mucha olmuş. Mucha’nın Meuse biraları için yaptığı afişte, dört mevsim içindeki yaz dönemini anlatırken çizdiği kadının Demeter’i anımsatacak şekilde başında buğday başakları ve gelinciklerle tasarımlaması, birada lezzet arayanları görseliyle de etkilemiş olmalı.
Ünlü müzayede evi Sotheby’s tarafından geçtiğimiz yıllarda satışa sunulan Claude Monet’nin “Gelincik Tarlası” isimli tablosu, sanat çevreleri ve resim meraklılarını heyecanlandırmış. Claude Monet’nin bu eseri, gelincik teması taşıyan ünlü yapıtlardan biri. “İzlenimcilik” akımının öncüsü olan bu tabloda, figürler ve nesneler resmedilirken onları birbirinden ayıran hatlar görünmüyormuş; renklendirilen alanları ressamın hafızasıyla gönlünün ortaklaşa bıraktığı izlenim ayırıyormuş.
Resim hırsızları için Mısır cenneti
Gelincik sözü akıllara her zaman Vincent Van Gogh’u getirir, değil mi? Vincent Van Gogh’un 1887 yılında yaptığı “Gelincik Tarlası” isimli tablosu 10 yıl önce, Kahire’deki Mahmut Halil Müzesinden çalınmış. Hırsızlık güpegündüz yani çalışma saatleri içinde meydana gelmiş ve 55 milyon dolar değer biçilen eser çerçevesinden kesilerek alınmış. İşin ilginç tarafı, aynı müzeden ikinci kez Van Gogh tablosunun çalınması. Mısır sanat hırsızlığında adı çok bilinen bir ülke; geçtiğimiz yıllarda da Muhammed Ali Paşa sarayından 9 değerli tablo daha çalınmış. 11 memur hapse mahkûm olmuş, soruşturma açılmış, tahkikat başlamış; olan olmuş, atı alan Üsküdar’ı geçmiş.
Gelincik bitkisi gerek evrensel müziğe, gerekse de bizim türkülerimize de ilham olmuş. Tesadüfen fark ettim, Urfa yöresinde gelincik çiçeği “şakşako” olarak anılıyormuş. Urfalıların gönlünde yaşattığı, “pir” unvanlı Kazancı Bedih, cümbüşünü oğluna emanet etmiş ama sanatının karşılığını alamadığını, kendi adını taşıyan torununu müzikten uzak tutmaya çalışarak dillendirdiği türkü içinde göstermiş; Torunum, sana tavsiye etmiyorum, sen kır çiçekleri aç, şakşako gibi ol…
Dünyayı emeğiyle yaşanır kılan, gelincik tarlasına çeviren tüm çalışanların bayramı kutlu olsun.
Güzellikleri biriktirmenizi dilerim!..

Yazan: İrfan Yalın

0  0,00