/

23 NİSAN/KUTLU DOĞUM

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş mücadelesinin çok önemli bir aşaması olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. Yılını bu hafta kutluyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş mücadelesinin çok önemli bir aşaması olan Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. Yılını bu hafta kutluyoruz.
Yokluklar ve imkânsızlıklar içinde milletçe birlikte neleri başardıklarımızı
hatırlamak/hatırlatmak gelecekle ilgili ümitlerimizi ve sorumluluklarımızı artıracaktır.
Bu günlere kolay gelinmedi…
100 yıl önce “Türk’ün ateşle imtihan edildiği” zamanların ağır şartlarını, “Türklerin uygar
dünyaya bir daha ihanet etmemesi için” “geldikleri Ortaasya karanlıklarına geri dönünceye
kadar bu savaş devam edecektir” diyen “yedi düvele” karşı verilen milli mücadeleyi ve
kazanılan zaferi birlikte düşündüğümüzde bu günlerin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
Şartları ve sonuçları birlikte değerlendirdiğimizde, bu gün yaşadığımız tüm sorunlara rağmen
kendimize olan inancımız ve özgüvenimiz daha da artacaktır. Ayrıca, bugünkü nesiller olarak
gelecek nesillere dünden daha iyi bir gelecek hazırlamak sorumluluğumuzu ve bunu
yapabilecek güçte olduğumuzu hatırlayacak ve bunu çok değerli bir yaşam enerjisine
dönüştüreceğiz.
Türk Milleti’nin bunalımları aşmak(bunalım yaratmak), hürriyetine ve egemenliğine sahip
çıkmak, en kötü şartlarda bile teşkilatlanmak/devlet kurmak, yaşadığı her coğrafyada kendine
has bir nizam kurmak/kültür geliştirmek karakteri, yaratılış/genetik özelliğidir. Yaşam
biçimini/kültürünü medeniyet değerine ulaştırabilen ender milletlerden biridir. En zor şartlarda
bile bir evladının/Bozkurt’un liderliğinde efsaneyi hayata geçirmesini başarabilmiştir.
Aslında bugünkü hikâyemiz bir “ilahi misyon”la Orta Asya’dan Anadolu’ya gelerek burayı yurt
tuttuğumuz bin yıl öncesinden başlar. Oğuz’lardan Kayı Boyu Türklerinin Söğüt yaylasında
1299 yılında kurdukları beylik, 1326 yılında Bursa’nın fethi ile kurucusunun adıyla anılan
“Osmanlı Devleti” olmuştur. Milletimiz, coğrafyanın tüm dinamiklerini kullanmasını bilmiş, üç
kıtada çok milletli bir imparatorluk kurmayı ve bunu 600 yıl yaşatmayı başarabilmiştir. Son
yüzyılda “dikili kuru” haline gelen devleti, tüm acımasız saldırılara rağmen özünde Türk
Milleti’nin olduğu tarihi kökleri ayakta tutmuştur.
Ancak kuruluştan 600 yıl sonra 16 Mart 1921 günü payitahtı İstanbul’un İngilizler tarafından
işgal edilerek Meclis_i Mebusan’ın dağıtılması ile bu koca çınar yıkılmıştı.
Devletsiz kalınmıştı, Bu durumun devam etmesi ve kabullenilmesi ölüm demekti.
Tarihte olduğu gibi Ergenekon kuşatmasından milleti çıkaracak ve “bahtı kara maderini”
kurtaracak bir Başbuğ’a ihtiyaç bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa öne çıkmıştır ve
kendisine inanan arkadaşları ile 19 Mayıs 1919 günü Samsun’da kutlu yürüyüşü
başlatmıştır. Amasya tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri kararları ile 27 Aralık’ta
Ankara’ya ulaşmış; “Milletin egemenliğini ve geleceğini milletin azmi ve kararı
kurtaracaktır” diyerek milli mücadelenin başına geçmiştir.
“Tanrı’nın lûtfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak
çalışmaya başlayacaktır. O günden itibaren askerî ve sivil bütün makamlarla bütün
milletin emir alacağı en büyük makam Büyük Millet Meclisidir”.

Mustafa Kemal Paşa, bu “çok ivedi” mühürlü telgrafı Heyet-i Temsiliye adına 21 Nisan 1920
günü tüm Komutanlıklara, Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez
Hey’etlerine, Belediye Başkanlıklarına göndererek yeni bir devletin doğuşunu müjdeliyordu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram camisinde kılınan
Cuma namazından sonra dualarla açılmış ve başkanlığına Mustafa Kemal Paşayı seçmiştir.
Milli Mücadele, TBMM yönetiminde ve Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Sakarya Meydan
Savaşı, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı ile kazanılmış, yürüyüş 9 Eylül
1922 günü İzmir’in Yunanlılardan kurtarılmasına kadar devam etmiştir.
Daha önce kazanılan İnönü savaşları ve Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep,
Şanlıurfa ve Anadolu’nun diğer birçok şehrinde halkımızın Fransızlara ve Yunanlılara karşı
verdiği yiğit mücadele ile milli mücadele ZAFERLE tamamlanmıştır.
Bu zafer, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması ve 23 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilan
edilmesi ile taçlanmıştır.
Hürriyet, Devlet ve Vatan’ın bedeli kanla ödenmiştir.
18 Mart 1915 Çanakkale zaferinden 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması’na kadar
yüzbinlerce şehit vererek kazanılan bu ZAFER Türk Milleti’nin eseridir.
23 NİSAN, bu zaferin bayramıdır. Kuruluş bayramıdır. Kutlu olsun.
BENCE
Yüce Allah’ın Kuran-ı Kerim’in Maide süresi 54. Ayetinde tanımladığı ilahi görevin
emanet edildiği “Kavmin” Türkler olduğu hususunda Hz. Peygamber’in sözlerini Prof.
Dr. Zekeriye Kitapçı’nın eserlerinde okuyabiliriz. Bu görev “Nizam-ı Alem” davasıdır.
Bu günkü Batı Dünyası’nın oluşmasında tarihi ve stratejik önemi büyük olan “Kavimler
Göçü”nü başlatan gücün Atilla’nın liderliğindeki Hun Türkleri olduğunu düşünürsek
Aleme nizam vermek görevinin yalnız İslami bir misyon olmadığı anlaşılacaktır.
Hz. Muhammed’in doğum günü kabul edilen 20 Nisan haftasına isabet eden 23 Nisan,
bir ilahi tecelli olarak Türk Milleti için yeniden egemenlik hakkının kazanıldığı bir
anlamda “Kutlu Doğum” günüdür. Emeği geçen tüm şehitlerimizi rahmet ve şükranla
anıyorum.
Bence, İlahi misyon devam etmektedir; ümitsizliğe yer yok!
Bu Korona virüs’ü de yeneceğiz, Lütfen evde kalmaya devam edelim…

0  0,00
Whatsapp Destek
1
Merhaba ;
Sizlere nasıl yardımcı olabilirim ?