6’LI MASADAN NE BEKLEMELİYİZ?

Medyanın en önemli görevlerinden birisi siyasetçilere topluma karşı sorumluluklarını hatırlatmak ve onların toplum tahayyülünü yurttaşlar lehine bükebilmektir. Konu eğer 6’lı masa etrafında tartışılacaksa, yani 6’lı masa siyasetini gündeme taşımaksa amaç, orada, o masada pişirilmiş bir mutabakat metni duruyor örneğin. Muhalif medyada aday tartışmasının bulanık suyuna balıklama dalmak yerine çok ciddi yapısal ve kurumsal önermeler etrafında şekillenmiş bu metin neden didik didik edilmiyor anlamak çok zor gerçekten.

Memleketimizde kamusal söylemin üretildiği kültürel ortamları amansızca kuşatan ve toplumun yakıcı ve acil gündemlerine neredeyse soluk alacak yer bırakmamacasına baskı yapan gündelik siyaset dili kabak tadı verdi. Kamusal söylemin ‘prime time’ da dikilen gömleği siyasal yorum kasıcılar tarafından anket rakamları ve tablolarla aşırı süslenmiş yeni moda bir tasarım olarak topluma zorla giydirilmeye çalışılıyor. Bu bombardıman, ahalinin siyasete, liderlere, güce düşkünlüğüyle açıklanamayacak denli abartılmış halde bugün. Türkiye’yi yarına taşıyacak şeyin siyasal iletişim ve stratejik siyasetten ibaret olduğuna inanmamızı isteyen sığ bir kültürel atmosfer oluştu ve gitgide içinden çıkılmaz bir hal alıyor bu ortam. İktidar cenahı ve onun sözcülüğünü yapan tek tipleştirilmiş ana akım medya zaten bu yola çoktan girmişti; toplumda ne olup bittiğinden, ne yaşandığından habersiz veya bunu görmezden gelen, adeta bir paralel evrenden seslenen, köklerinden kopmuş, sürekli güç araştıran, gücün peşinden koşan, hakikati unutmuş bir dili ilmek ilmek örerek geldiler. Muhalif kesim ve muhalif söylemin kurucu aktörleri de farkında olmadan bu yolu tersten kat etmeye heves edince hem hakikati bulmanın hem de onu toplumun faydasına olacak şekilde anlamlandırabilmenin koşullarından mahrum bırakılmış olduk.

HANGİ GÜNDEM, HANGİ SİYASET?

Muhalif kesimde, çıkışı tek bir alternatife kilitlemiş olmanın acı zafiyeti ve çaresizliği var. Siyasi aktörlerden veya ittifaklardan bağımsız olarak geleneksel siyaset oyununun kendisine meftun olma hali bu. Türkiye’nin aydınları, yazarları, çizerleri oturmuş siyasetsiz siyasetin nasıl yapılırsa hemen sonuç vereceğini konuşuyorlar. Bu yaklaşım bir bakıma, bazı muhalif gazeteci ve aydınların 6’lı masaya yaklaşım biçimlerinde billurlaşıyor. Bu masada olup bitenler, olup bitenleri olduranlar geleneksel siyaset oyununu hakkıyla oynayamadıkları, alışılagelmiş ikna yöntemlerini mahirce kullanamadıkları için kıyasıya eleştiriliyorlar. Duygular; eleştiri, kızgınlık, tembihleme, strateji önerisi olmuş gürül gürül siyasetçilerin ve seçmenlerin üzerine püskürtülüyor. İddialı yapısal değişiklik önerisiyle ortaya çıkanlara, değişimi engellemek isteyenlerin basit siyasal trüklerini örnek göstererek, tıpkı onlar gibi, toplumun beklentilerini yönetmenin pratik yollarına tutunmalarını teşvike kadar vardı iş. 6’lı masanın bir türlü milletin gündemine oturmamasından mustaripler, milletin 6’lı masadan pek haberdar olmamasına hayıflanıyorlar. Ama bu ilgisizlikte, 6’lı masayı stratejik bir  yerden okumakta ısrar ederek ve politik magazin diline meylederek kendilerinin de önemli bir rol oynadıklarının farkında değiller. Belli ki, gündelik yaşamın hay huyu içinde, hayatta kalmak için boğuşan sıradan insanların her gün aday kim olacak diye merak ettiklerini düşünmekteler. Güya muhalif siyasetçilere kızgınlar, onları eksik buluyorlar, yetersiz görüyorlar. Fakat gel gör ki, bu zıvanadan çıkmışlıklarıyla aslında farkında olmadan ve çaresizce siyasal klişelere bel bağlamaktan başka çıkar yol olmadığını haykırmakta olduklarını göremiyorlar. Bugün medya başta olmak üzere, kültürel üretim mecralarının bir çoğunda milletin ne çektiğini, neler yaşadığını, içinde bulunduğu maddi koşulları, nelere gülüp nelere ağladığını, neyle terbiye edildiğini hakkıyla anlatan, gösteren, yorumlayan çok az şey bulursunuz. Tabii ayrıca, bütün bu devasa sorunlar yumağının kökten ve kalıcı bir biçimde nasıl çözümlenebileceğine, toplumun gidişatına dair yüksek fikirlere ve tartışmalara da rastlayamazsınız. Bu durum maalesef memleket insanının, yöneticilerden başlayarak, kanaat önderleri, okumuşu yazmışı ve tüm kamusal / özel kurumlar tarafından alabildiğine sahipsiz bırakıldığını; bir kurtarıcı beklemekten başka çaresinin kalmamış olduğunun zihnine yapıştırıldığını acı bir biçimde anlatmaktadır hepimize.

DOMATESİ KAÇA YİYECEĞİZ SEN ONU SÖYLE!

Siyaset elbette, bir toplumun kabustan uyanması için anahtar roller üstlenebilecek faydalı bir araçtır. Bizim en büyük yanılgımız ise siyaseti sadece gücü ele geçirmenin ve iktidar değiştirmenin bir unsuru olarak görmek. Bugün muhalif medyadaki o çok muhalif söylem baronları, muhalefet etme tarzlarıyla ne yazık ki siyasetin anlamını sürekli yanlış yerinden kurcalıyorlar ve özellikle hayatından, geleceğinden endişe duyan toplum kesimleri arasında siyasetin tek işlevinin hemen ve ne pahasına olursa olsun iktidarı değiştirmek olduğu mesajını yayıyorlar. Siyasete toplumsal düzeltmelerin ve dönüşümlerin kalıcılığının nasıl sağlanabileceğine dair düşünme zamanı tanımayan bu acelecilik topluma da, muhalefet iktidar arayışının yol haritasını hemen ve en kısa yoldan netleştirmediği takdirde çözümlerin tükeneceği korkusunu aşılıyor, umutları tüketiyor. Muhalif medya yorumcuları en temelde 6’lı masadan toplumu hemen kavrayacak bir iletişim kurmasını bekliyorlar. Pahalılık nasıl azalacak, emeklilerin maaşı ne olacak, asgari ücret nasıl çözülecek, aday kim olacak?.. Millet bunları duymak istiyor diye güya halkın duygularına tercüman olduklarını sanıyorlar. Bunları hemen açıklayın, benzin fiyatı nasıl düşecek taksiciye söyleyin, gübre ne kadar olacak çiftçiye müjdeyi verin, emekliye iki ikramiye üçe çıkacak mı, domates ucuzlarsa nasıl ucuzlayacak anlatın! Bu toplumun girift bir sarmal oluşturan açmazlarının; az gelişmişliğinin, yoksulluğunun, eğitimden sağlığa kadar her alanda maruz kaldığı fırsat eşitsizliğinin, sömürü çarkları arasında amansızca öğütülüşünün, yaşadığı doğal çevrenin talan edilmişliğinin, kadınlarının ve çocuklarının sahipsiz bırakılmışlığının, yolsuzluk batağına saplanmışlığının, adalet duygusunun köreltilmişliğinin hayat pahalılığı ile ilişkisini doğru bir yerden okuyabilecek;  domatesin fiyatı düşse dahi, bu derin meseleler çözülmedikçe, ucuzlayan şeylerin, artan maaşların, bayram ikramiyelerinin toplumun yarınlarına hiç bir faydasının olmayacağını, bugünü kurtarmaktan öteye geçilemeyeceğini gündeme kazıyabilecek bir dil lazım bize. Siyasetten asıl bunu talep ettiğimizi kesinleştirecek bir söylem kurmak daha acil bir gereklilikmiş gibi görünüyor.

VAATLER VE GERÇEKLER

Medyanın en önemli görevlerinden birisi siyasetçilere topluma karşı sorumluluklarını hatırlatmak ve onların toplum tahayyülünü yurttaşlar lehine bükebilmektir. Konu eğer 6’lı masa etrafında tartışılacaksa, yani 6’lı masa siyasetini gündeme taşımaksa amaç, orada, o masada pişirilmiş bir mutabakat metni duruyor örneğin. Muhalif medyada aday tartışmasının bulanık suyuna balıklama dalmak yerine çok ciddi yapısal ve kurumsal önermeler etrafında şekillenmiş bu metin neden didik didik edilmiyor anlamak çok zor gerçekten. Toplumun bizzat yaşamakta ve bilincinde olduğu gündelik sorunların çözümüne günlük siyaset dilinin en pratik ve pragmatik aracı olan vaat paketçiklerinin sahaya sürülmesi basitliğinde bakan bir muhalif söylem nereye kadar işimize yarayacak acaba? Muhalif kamusal söylemin dilini belirlemeye çalışanların, bu toplum için faydalı bir şey yapmak istiyorlarsa eğer, geçmişi durdurmaktan ötesini araştırmaları, sistem tartışmasına daha çok alan açarak geleceğin nasıl kurulacağının bütünlüklü bir sorgulamasının peşinden koşmaları gerekiyor olabilir. Nitekim, ideal bir siyasal toplumsallığın nihai vizyonu bugünü yönetmek değil, yarını örgütleyebilmektir. Dönüşmeye başladığı yerden yarının toplumunu kurabilmek, yarının değerlerini ve kurumlarını yaratabilmek en ciddi mesele olarak duruyor önümüzde . İktidarı ele geçirmek, değişim yolculuğunun önemli bir kavşağı olmakla birlikte gelecekte olabileceklerin hızlandırılmış bir özetini sunabilir sadece bize. Bu özetin çoğu kez, tıpkı bir filmin fragmanı gibi, hikayenin en romantik ve çekici yönlerine dair gönül çelen bir pencere açabileceğini unutmayalım. Filmin ne olduğunu veya ne olabileceğini fragmanlar anlatamaz, bize tutarlı bir bütün olarak hikayenin tamamı lazımdır. Vaat paketçiklerini ve geçici çözümleri aradan çıkarmayı deneyebiliriz; belki de toplumumuz, bunca sıkıntısına rağmen ve belki de sırf bu sıkıntılar artık içinden çıkılmaz bir hale geldiği için hikayenin bütününü de görmek istiyordur.

Ara Özet

Türkiye’nin aydınları, yazarları, çizerleri oturmuş siyasetsiz siyasetin nasıl yapılırsa hemen sonuç vereceğini konuşuyorlar. Bu yaklaşım bir bakıma, bazı muhalif gazeteci ve aydınların 6’lı masaya yaklaşım biçimlerinde billurlaşıyor. Bu masada olup bitenler, olup bitenleri olduranlar geleneksel siyaset oyununu hakkıyla oynayamadıkları, alışılagelmiş ikna yöntemlerini mahirce kullanamadıkları için kıyasıya eleştiriliyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serhat Güney Arşivi