Altı şişhane üstü kaval

“Nasıl zayıf görüneceğini buldum” dedi kızım bana. Yıllardır rejim yapan bir annesi olduğu için bana çare bulduğunu düşünmüş olsa gerek. “Nasıl?” diye sordum. “Bir videoda izledim” dedi, “vücudunu streç filmle sarman gerekiyormuş.”

“Nasıl zayıf görüneceğini buldum” dedi kızım bana. Yıllardır rejim yapan bir annesi olduğu için bana çare bulduğunu düşünmüş olsa gerek. “Nasıl?” diye sordum. “Bir videoda izledim” dedi, “vücudunu streç filmle sarman gerekiyormuş.”

Gerçekten istediğin gibi olmadığında öyle görünmenin anlamı olmadığını anlatmaya çalıştım. Ama imaj her şey. Etiket her şey.  Öyle mi?.. Bekçiler isimlerinin değişmesini istemiş. Neden, iş tanımları değişecek mi? Aynı işi yapıyorlarsa isimleri neden değişmeli, daha havalı dursun diye mi? “Bekçi” kelimesi neden yeterince havalı gelmiyor? Oysa ben bekçilere baktığımda, hatta muhtarlara baktığımda bu imaj meselesini dert ediniyorum. Çünkü bana kalırsa bu hızla değişen bir konu. İmaj her şey diyorduk. Hala bir anlamıyla öyle olmaya devam etse de bir anlamıyla bu imajın kavramı hızla değişiyor.

Nasıl göründüğümüz, kendimizi nasıl gösterdiğimiz önemliydi. Ama kurumsal işlerde çalışarak 7/24 ulaşılır olması beklenen arkadaşlarıma baktığımda başka bir durum görüyorum. Herkes mutsuz, herkes yorgun…  Herkes birbirinin oturma odasına girmekten, çocuğunu görmekten, başkalarının gündelik telaşlarına ait olmaktan sıkılmış. Birbirimizi sadece güzel çıktığımız selfie’lerimizle hatırlayamıyoruz. O günleri bile özleyebileceğimizi kim söyleyebilirdi? Herkesin birbirini sürekli görmesinden sıkılmıştık, şimdi bir de ev halimizi online’a açtık. İşin açıkçası, ipliğimiz pazara çıktı. Böyle bir durumda imajdan hala nasıl söz ederiz? Nicelik niteliğin önüne geçer, çünkü ilk gün kamera karşısında kendisine bakarak saçını düzelten, elbisesine çeki düzen veren kişi, 30 gün sonra hala aynı performansı sergişeyebilir mi?

Soru şu, hangisi daha yorucu?

Anılar şimdi gözümde canlandılar

Çok uzun zaman önce, üniversiteden 3 hoca arkadaşımla bir konferansa katılmak üzere uzun bir seyahat yapmıştık. İçlerinden biri arkadaşım sayılırdı ama ev hayatına dair kendisiyle paylaştığım bir şey olduğu söylenemez. Ortak işi yaptığımız sürece üzerine laflayacak bol bol konumuz vardı diyelim. Yorgan gidince kavga bitecekti, öyle de oldu. Otelde kalıyorduk, odalarımıza yerleştik ve çalışmak için birimizin odasında buluşmak üzere sözleştik. Üçümüz de toplantımıza gündelik ve yarı resmi bir kıyafetle gelmiştik. Ne de olsa aramızdaki ilişkinin hala bunu gerektirdiğini düşünüyorduk. Otel odaları eve benzemiyor. Oraya yerleşir yerleşmez orayı bir mahrem alana dönüştürebiliyorsunuz. Sizden gelen çok şey odayı o kadar sizin yapıyor ki, evin her odasında bile bunu yapmak çok olası olmayabilir bazen.

Gel gelelim, odaya girdik. Ayakkabılar çıktı. Çoraplarla hafiften çıplak kaldık. Ama bir arkadaşımız dedi ki, “çoraplarım sıktı arkadaşlar, ben çıkaracağım”. Büyük bir yabancılaşma anı yaşadığımı hatırlıyorum. Karşımda ayakları olan, ayakları işlevi dışında görünen bir iş arkadaşım vardı ve bakışlarımı ondan çabucak uzaklaştırmalıydım.

Ev hali benim için herkesle paylaşılabilir bir şey değildi, orada o an anlamıştım bunu.

Ama “show must go on”. Online toplantı başladığında orada gülen yüzünüzle hazır olmalısınız. Altı Şişhane üstü kaval, altta şort, üstte ceket olsa da. Kimi zaman alttaki şort bile biraz görünebilir öyle değil mi? Dahası herkes bunu bilmiyor mu zaten? Aylar önce viral olan bir video vardı. İçeriye önce bir çocuğun, ardından diğerinin, ardından da çocukların bakıcısının girdiği spikerin hikayesini çok sevimli bulmuştuk. İşte çoğumuz o spiker olduk şimdi. Evdeyken izne çıkmak isteyenlerin sayısının hızla arttığına şahit oluyorum. Hem iş yükü artıyor hem her halinle görünmek çok yorucu.

Bir kavramdan bahsetmiştim, “Presence bleeding”. Bu kavram varlığından taşma anlamını taşıyor. Zira görünür olmak, görünürde kalabilmek, herkesin seni görebildiği bir dünyada mümkün. Görünür olmak, oyundan düşmemek, geri kalmamak, her şeyden biraz istemek, hiçbir şeyden vazgeçememek… Varlığından taşma hali sosyal medya ile birlikte gerçek kimlik haline geldi

Varlığından taşma hali

Herkesin şu an daha fazla çalıştığından şikayet ettiğini duyuyorum. Çünkü bilgisayar başında olduğunuzda “E, evdesin, cevap verebilirsin”. Bir e-postaya 2-3 gün cevap vermemek garipti ama şimdi bizi 7/24 bağımlı kılan yeni uygulamalar var.  

Bir kavramdan bahsetmiştim, yine bahsettiğim halinden alıntılıyorum şimdi. “Presence bleeding”. Bu kavram varlığından taşma anlamını taşıyor. Hani Facebook story’de arka sıraya düşmemek için sıklıkla fotoğraf ya da video yüklemek gerekir ya. Zira görünür olmak, görünürde kalabilmek herkesin seni görebildiği bir dünyada mümkün. Görünür olmak, oyundan düşmemek, geri kalmamak, her şeyden biraz istemek, hiçbir şeyden vazgeçememek. Melissa Gregg, iş yaşamı için geliştirdiği ve günlük yaşamın zaman ve mekân sınırlaması ortadan kalktıktan sonra bile nasıl iş merkezli hale geldiğini anlattığı makalesinde bu kavramından bahseder. Bu kimliğinden taşma hali, her durum ve yer için bir “persona”mız yani maskemiz olduğunu söyleyen Jung’un teorisini bir adım ileri götürür. Varlığından taşma hali sosyal medya ile birlikte gerçek kimlik haline gelir.

Şimdi bir adım daha ötedeyiz. Maske düştü, kel göründü. Şu an tek maske sokakta, markette, toplu taşımada taktığımız. İşte Jung bunu düşünmemişti!..

Spin off, nam-ı diğer, Uzantı

Jean Rhys’nn Geniş, Geniş Bir Deniz kitabını okuduysanız orada Jane Eyre romanından hatırlayacağınız bir karakterle karşılaşırsınız. Tavan arasına kapatılan  Antoinetta Cosway Mason nam-ı diğer Bertha Rochester’ın hikayesine odaklanan kitap Bertha’nın aslında bir kurban olduğunu anlatır bize. Jane Eyre romanında sadece tavan arasına kilitlenen deli kadın Bertha, bu romanda sadece deli kadın değildir. Onun deli kadına dönüştüren sebepler aslında nelerdir kitap birazda bunu anlatır. Ve biraz da her şeyin nasıl göründüğü gibi olmadığını, görünenle gerçeklik arasında her zaman bir bağ bulunmasının nasıl da olası olmadığını anlatır. Örneğin şöyle der kitapta; uzun zaman öyleymiş ya da öyle değilmiş gibi davranabilirsin ama bir gün bu maske düştüğünde yalnız kalırsın.

Çevrendekiler olduğunu sandığın kişinin çevresindedir. Oysa sen aslında o değildin. Bu postmodern tür, paralel romanlar bizi ikinci önemdeki karakterlerle tanıştırdı. Bu türün televizyondaki adı spin-off yani Türkçedeki çok yaygın olmayan kullanımıyla uzantı. Çok da başarılı oluyor bu hikayeler iyi yapıldığında. Devam dizileri bu başarıyı yakalayamazken Better Called Saul gibi kült dizi Breaking Bad’in spin off’ı izleyeni kendine bağlıyor. Bunun spikerin arkasından içeri dalan çocuk bakıcısının hikayesi olduğunu düşünün. Bu metinlerarasılığın hayatın içine geçtiği hali. İlginç değil mi? Sesini duyamadıklarımızın sesini duyabilir olmak çok güzel elbette. Ve başka hikayelere odaklanarak kilit noktasının zaman zaman değişebilir olması da öyle. Ama arka fonlar sürekli ana hikayeye dahil olduğunda bu diziyi izlemeye devam edebilir miydiniz? Sanırım şimdi durum bu.

İmajın değişim geçirdiğini söyledim. Tabii olan yine bir an için ünleneceğini düşünen sıradan insana oldu çoğunlukla. Kaş yapacağım darken göz çıktı. Nasıl görünüyorumdan nasıl görünüyorsam görünüyoruma çok hızlı geldik. Bunu da tükettik. Ama asıl soru hep nasıl göründüğümüz değil, adımızın ne olması gerektiği değil ama şu hayatta kapladığımız ufacık yerde kendimiz ve başkaları için yaşanabilir bir dünyayı nasıl yapabileceğimiz olmalıydı.

Bu konuda hala sınıfta kalıyoruz.

HAZIRLAYAN: Aslı Kotaman

0  0,00