Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

“Ben Diyarbakır’da iktidar ateşini gördüm.!”

Malum altı siyasi parti 12 Şubat’tan beri ‘Altılı-Masa’ olarak birlikte çalışıyorlar; 28 Şubat’ta ortak ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metnini açıkladılar.
İktidarın propaganda aygıtı, Altılı-Masa’yı ‘alttaki yedinci bacak’ dediği HDP ile gizli işbirliği yapmakla—dolayısıyla PKK’ya ‘destek’ vermekle—suçluyor.
Mesut Yılmaz, 1999’da “AB’ye giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine inandığını” söylemişti. Öyle olmadı ama ‘Diyarbakır’ o gün bugündür iç ve dış siyasetteki kritik yerini koruyor.
CHP Genel Başkanı geçen Ocak, “Bu ülkeye demokrasi gelecekse… bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” demişti. Erdoğan da iki hafta önce “Diyarbakırımız’da” idi. Ama ‘megri megri’ günlerinden bu yana köprülerin altından çok suların aktığını gördü.
CHP Grup Başkan Vekili iki gün önce oradaydı. Heyecanla, “Kemal Kılıçdaroğlu’na, ‘Ben Diyarbakır’da iktidar ateşini gördüm. Çünkü kardeşlerimiz bizimle beraber’ diyeceğim’” dedi.
O ziyaretten birkaç gün önce CHP, İyi Parti, DEVA Partisi ve Saadet Partisi temsilcileri bir televizyon programında biraraya geldiler, Altılı-Masa’nın çalışmalarını anlattılar.
Saadet Partisi, “Kendi çalışmalarımızı yapıyoruz, sonra bir araya gelip birleştireceğiz” diyor. Altı partiden oluşturulan bir kurul ‘temel politikaları’ çalışıyormuş. Bir termin—son tarih—verilmiş. Moderatör, nezaketle “Peki bunu yapmak için yeterli zamanımız [a.b.] var mı?” diye soruyor.
‘Kesinlikle’ varmış…?
14 Kasım toplantısında bu konudaki strateji de konuşulacakmış—henüz konuşulmamış—sonra peyder-pey anlatacaklarmış. “Maraton koşuyoruz, hızlı koşmak seçmeni de bizi de yorar” diyor.
DEVA Partisi temsilcisinden, kendi çalışmalarının—az da olsa—farklı olduğunu, hatta Masa’ya oturmak için ‘arkadaşlarımızı ikna’ süreci yaşadıklarını, öğreniyoruz; uzun uzun anlatıyor.
Moderatör haklı olarak, “Bütün egoların, bireysel ve parti ikbal kaygılarının geride bırakıldığını düşünüyor musunuz?” diye soruyor. ‘Yok’ demiyor, diyemiyor, “Adım adım o noktaya doğru geliyorlar-mış”.! Ortak çalışma bittiğinde artık ‘ortak bir söylem’ olacakmış.
İyi Parti de aynı görüşte, “Sorumlu davranıyoruz. Herkes emin olsun, sabırlı olsun” diyor.
CHP Genel Başkanı da “Sadece biraz—Kasım’a kadar—sabır” rica etmişti. Dün Ankara’daki programda “Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir meselesi yok. Hiç endişe etmeyin” dedi.
Ama endişe ediyoruz.
Çünkü ‘birlik’ görüntüsü verilemiyor; liderler Altılı-Masa toplantıları dışında bir araya gelmiyorlar.
Çünkü ‘ortak irade’ sergilenemiyor; ‘ben’ söylemi, tekil eylem öne çıkıyor.
Çünkü ‘nasıl’ sorusunun cevabı—hâlâ—veril(e)miyor.
Ana muhalefet partisi genel başkanı “Hızla krizden ülkeyi çıkarmak—orası kolay” diyor.
Aynen böyle.!
Çok uzun bir zamandır ‘seçkin bir ekiple’ çalışıyormuş. O çalışmalar bitince, Kasım’da ‘yapısal reçeteyi’ tüm Türkiye’ye açıklayacakmış. Partinin Genel Başkan Yardımcısına soruyorlar, “Haberim yok, Kemal Bey sırdır” diyor. Onun bilmediğini herhalde öbür beş lider hiç bilmiyordur. O zaman da Altılı-Masa ‘yandı-bitti-kül-oldu’ gibi oluyor.!
‘Kıssadan hisse’ derler ya, gelelim hisseye…
Zaman azdır, son dönemeçe girilmiştir, ‘rahvan’ gitme değil, dörtnala kalkma zamanıdır.
AKP seçim stratejisi, seçmeni ‘Ülkeyi bu krizler yumağından olsa olsa Erdoğan çıkarır’ noktasına getirmek istiyor. Yersiz, zeminsiz ve zamansız söylemlerle ‘fincancı katırlarını ürkütüp’ AKP propagandasına hizmet etmenin alemi yoktur.
‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metni önemli bir çalışmadır ve gelecekteki bir anayasanın iskeletidir; siyasi söylemde hak ettiği değeri görmeli ve seçmene anlatılmalıdır.
Altılı-Masa bir an önce bir ‘yol haritası’ ve ‘ortak hükümet programını’ kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Halka, ‘demokrasi’ ile ‘iyi yönetim’ arasındaki ilişki sistemli bir şekilde anlatılmalıdır.
‘Cumhurbaşkanı’ konusu geri plana atılıp ‘demokrasiye geçişe’, sisteme odaklanılmalıdır.
Siyasi iletişimde mutlaka profesyonel destek alınmalıdır.
Aydınlar, sivil toplum, medya ve kanaat önderleriyle iletişime özel önem verilmelidir.
Bugüne kadar—2015’te, 2017’de, 2018’de, 2019’da—vahim hatalar yapıldı, hâlâ da yapılmaya devam ediliyor.
Testiyi kırıp suyu döktükten sonra ne deseniz yararı yok.!
Bir ümidimiz 14 Kasım’dadır.
Umalım ki Nasreddin Hoca’nın eşeği o tepenin ardındadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi