Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

 “BEN HAYATIMI TİYATROYA VERDİM DİYEMEM, TİYATRO BANA ÇOK ŞEY VERDİ”

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro günü. Hayatını sahnede geçirenlerin ve hayatımızı oyunlara çevirenlerin en özel günü. Eğer tiyatro olmasaydı yaşamı bu kadar anlamaz, anlamlandıramaz ve hayatımızı, yaşamak olan büyülü bir sahneye dönüştüremezdik. Tiyatroya hiç ara vermemiş, yıllardır sahnede olan usta isim Erhan Yazıcıoğlu ve genç kuşaktan tiyatroya gönül vermiş tiyatro, dublaj ve sinema yönetmeni Bora Severcan ile Dünya Tiyatro Günü vesilesiyle buluştum. Sohbet sohbeti açtı ve hep birlikte tiyatro sevgisi eşliğinde kutlama yaptık. Bu kutlamada Erhan Yazıcıoğlu’nun enerjisi beni büyüledi ve hepimizden çok genç, tecrübesiyle de adeta bir okul ve yaşayan bir efsane kendisi. Erhan Yazıcıoğlu ve Bora Severcan ile gecenin sohbetinden sizler için röportaj oluşturdum. Bugün özel bir gün, tiyatroya gönül vermiş ve sahnenin tozunu yutmadan rahat edemeyen, inadına tiyatro ve yaşamak diyen herkesin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun. Daha çok tiyatroya gidin, tiyatrolar çok yaşasın. Sahnede geçen hayatlara selam olsun. Keyifli okumalar ve iyi pazarlar.  

Yönetmenliğini ve senaristliğini Bora Severcan'ın yaptığı kısa film "Mr. Nonexistent" (Tahir Bey), Londra Uluslararası Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ve "En İyi Erkek Oyuncu" ödüllerine değer görüldü. Tebrikler “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünüz için.

Türkiye ne kadar önemser ödülümüzü bilemiyorum ama Kültür Bakanlığı, İstanbul Belediyesi eski genel sanat yönetmenlerinin, 54 yıllık oyuncularını belki kutlar kim bilir? Kutlama çok beklemiyorum ama belki biri bir yere su kaçırır da onlar da bir kutlama tebriki gönderirler.

“Ne iktidar ne muhalefetten böyle bir kutlama gördük”

Yok mu böyle kutlamalar?

Hiç değilse bir kutlama telefonu olur ama yok… Hiç alışık değiliz zaten. Ne emekli olurken, ne daha önceki başarılar, ne yılın tiyatro adamı seçildiğim zaman bile bir kutlama olmadı. Yani ne iktidar ne muhalefetten böyle bir kutlama gördük. Zaten muhalefetin umurunda da değil ayrıca programlarında iki sayfalık bir sanat bölümü bile yok.

Çok şaşırdım muhalefet sanata destek veriyor görünüyor ama.

Programlarında yok sanat, o yüzden bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

“Ben artık bu işi politik olarak da görmüyorum”

Sanatçıların en çok değer gördüğü bir dönem var mı? İktidar, muhalefet demişken hakikaten el üstünde tutulduğu tebrik edildiği…

Gayet tabii. Olmaz mı? Muhsin Ertuğrul dönemi, Gencay Gürün dönemi var. Bu nedenle baştakiler çok önemli yani onların bu değere sahip çıkmaları toplumda ister istemez bir dürtü oluşturuyor. Bütün dönemleri yaşadım ve gördüm, aşağı yukarı elli sene Şehir Tiyatroları’ndaydım tabii ki el üstünde tutulduğunuz anlar oldu. Ama ne yazık ki son yıllarda el üstünde tutulmuyoruz. Ben artık bu işi politik olarak da görmüyorum. CHP de gelse, AK Parti de gelse bizi pek önemseyen yok. 

Belirli dönemlerde sanatçılar toplanıp Kültür Bakanı’yla görüşüyorlar ayrıca sorunlar için Cumhurbaşkanı’yla da ayrı görüştüler. Siz derdinizi buralarda anlatabilirdiniz.

Beni davet eden olmadı.

“İki şey kurtaracak; sevgi ve sanat”

Görüşmelere nasıl gidiliyor ve kimler davet ediliyor, bu isimler nasıl belirleniyor?

Yakın dostlar belirliyor kişileri, yakın yalakalar belirliyor. Hiçbir yalaka da bana yanaşıp gel bizim yalakalığımıza katıl demedi. Çünkü ben gidince konuşurum, konuşacağım. Her rastladığım ortamda zaten konuşuyorum. Konuşuyorum da ne yapıyorum? Saygısızlık yok, terbiyesizlik yok. Sadece sanatın, sanatçının önemini anlatmaya çalışıyorum. Türkiye’yi bu iş kurtaracak diyorum. Sevgi ve sanat! İki şey kurtaracak diyorum. Bundan mı korkuyorlar? Bu kötü bir şey mi?

“17 yaşımdan beri sahnedeyim”

Kaç yaşından beri sahnedesiniz ve oynamaya nerede başladınız?

17 yaşımdan beri sahnedeyim ve Şehir Tiyatroları’yla başladım. Bir ara Gencay Gürün’ün özel tiyatrosunda oynadım, 2016 yılında emekli oldum. Üç oyundur da Volkan Severcan’ın başında olduğu tiyatrosunda çalışıyorum.

“Tiyatroyu tiyatrocular yönetir”

Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmeniyken niye göreviniz az sürdü, ne oldu da bıraktınız görevinizi?

Rahmetli Kadir Topbaş beni göreve getirdi. Ve getirdiği zaman dedim ki; “Ben bu göreve balıklama atlamıyorum. Bana büyük onur veriyorsunuz, Muhsin Ertuğrul’un masasını teslim ediyorsunuz ve bazı şartlarım var.”  “Nedir” dedi? Dedim ki; “Yeni kadro istiyorum, yönetmeliğin değişmesini istiyorum, çünkü tiyatroyu tiyatrocular yönetir. Şu anda tiyatroyu tiyatrocular değil belediye mensupları yönetiyor, bundan bizi kurtarmanız lazım. Bunun da sebebi daha önceki genel sanat yönetmeni olan arkadaşlarımdı, tiyatroyu size teslim ettiler, ben etmem, ben geri istiyorum tiyatromu. Bir de yedi yıldır verilmeyen teşvik ikramiyelerinin ödenmesini istiyorum. Çünkü sanatçının dışında bir sürü teknik var. Bu teknik ekibin dublajı yok, filmi yok, dizisi yok, radyosu yok, reklamı yok, bunlar sadece bu işe emek veriyorlar. Bunlar da yılda alacakları bu iki ikramiyeyle bütçelerini dengeliyorlar.” “Harikasın, bütün bunlar olmayacak şey değil, bana iki üç ay ver” dedi. “Peki başkanım” dedim. Ve göreve geldik,  çok büyük övgülerle masaya oturduk. Hemen muhteşem repertuar ve çok iyi tiyatro adamlarını yanıma alarak yola çıktık. 3, 5, 6 ay derken “Başkanım ben bırakıyorum, verdiğin sözlerin birini tut kalayım” dedim. “Tutacağım, merak etme” dedi, “İşte Ankara ile uğraşıyorum. Seninkiler de rahat durmuyor” dedi. Bizde de sivri sesler vardı onları susturamadım, dinlemediler beni. “Onlar” dedi, “İşi bozuyor, tam bir şey elde edeceğiz, oradan biri birinin anasına küfrediyor, biri başbakanın karısına küfür ediyor olan bir işi bozuyor” dedi. Peki dedik, biraz daha kaldık, oldu bir yıl. “Başkanım siz bana söz verdiniz, ben bin kişiye söz verdim. Bu bin kişi de bana hesap soruyor, ben de size soruyorum. İsteklerimizin birini yapın” dedim. “Hangisini yapalım?” dedi. “Lütfen ikramiyeleri ödeyin, can damarı para, ekmek parası. Onları öde, kalayım sonra bekleyeyim” dedim. Onu da veremediler. Aralık başında, 30 Aralık tarihli bir istifa mektubu yazdım. Geldiler, gittiler. Biz sizi milletvekili yapacağız, vaatler, şunlar, bunlar. Ben tiyatrocu doğdum, tiyatrocu öleceğim. Oralarda gözüm olsaydı Özal teklif etmişti, ona giderdim. Zamana ve insana çok değer veririm, sözümü tutmaktan yanayım ama sözümü 2 yıla yakın tutabildim, sonra da pes ettim. Kimin atına binerse ona deh diyen bir takımı gördüm. Benim arkamdan gelen arkadaşın hepsi yalakası, kulu kölesi oldu. Teknik ekip değil, teknik ekibe laf söylemem. Onlar beni arayan soran, hatırımı, sağlığımı soran, gelip giden kişilerdi.

“Oyuncular nankördür”

Oyuncular ne yaptı, sizi arayıp sordular mı?

Oyuncular… Oyuncular nankördür. Orada bazılarını tenzih edebilirim ama yüzde doksan nankör, egoist, yalaka bir takımdır.

Çok şaşırdım, hayal kırıklığına uğradım dediğiniz kişiler kimler?

Adlarını anmaya değmez, inan bana o kadar çok var ki yorulurum zaten boş ver.

“Ben hayatımı tiyatroya verdim diyemem, tiyatro bana çok şey verdi”

Dünya Tiyatro Günü’nde hissettiğiniz duygular ve aklınıza gelen şeyler neler?

Yoktan var olmuş bir delikanlının tiyatro tutkusunun ve tiyatro tutkusunun ona verdikleri aklıma geliyor. Ben hayatımı tiyatroya verdim diyemem, tiyatro bana çok şey verdi. Ben doğru kullandım, iyi kullandım, şanslıydım, yeteneğimi ortaya çıkarabildim ya da çıkardılar ama düşündüğüm zaman gerçekten evimdeki toplu iğneyi bile tiyatroya borçluyum.

“Eğer o oyuna gitmeseydim şu anda ben doktordum”

Bir insan nasıl tiyatrocu olmaya karar verir?

Ailede tiyatrocu yoktu. Sadece 14 yaşında zorla gittiğim bir tiyatro oyununda Agâh Hün oynuyordu. O oyun hayatımı değiştirdi. Eğer o oyuna gitmeseydim şu anda ben doktordum, bugün kesip biçiyordum herhalde hala… Doktor olmak istiyordum ama ne mutlu ki tiyatrocu oldum. Şunu da söyleyeyim çok ciğerime dokunan bir konudur. Bugün doktorlar 72 yaşına kadar çalışıyorlar. Hakim, savcılar, mühendisler 72 yaşına kadar çalışıyorlar. Politikacılar zaten ölümsüz, onlarda ölüm diye bir şey yok. Ve biz tiyatrocular 65 yaşında eve git öl emriyle, talimatıyla hayatımız kararıyor. Ben niye hâlâ 80 sayfa roller oynayabiliyorum. Nasıl oluyor da ben hâlâ dizide oynayabiliyorum.

“Hayallerimin tümüyle gerçekleşti”

Sahneye ilk çıktığınız anda hissettiğiniz duygu, ilk alkış, ilk oyun, hocalarınız… Hayaller ne kadar gerçekleşti?

Vallahi tümüyle gerçekleşti hayallerim diyebilirim. Başladığımda ben kendimi buralarda görmüyordum. Buraları bırak 30 yıl öncesinde de görmüyordum, 40 yıl öncesinde de. Ben çok şey biriktirmişim Vasfi Rıza’dan,  Muhsin Ertuğrul'dan, Savaş Dinçel'den Atacan Arseven’den. Bütün ustalarımdan bir şeyler alıp cebime koymuşum. O koltuğa oturduğum zaman cebimde biriktirdiğim her şeyi ortaya çıkardım. Her şeyi döktüm demek ki ben bir şeyler, işin mutfağını öğrenmişim. Yani şu bile çok önemli; bir oyuna kaç metre kumaş gider, kaç küp kereste gider, demir gider. Ben bütün bunları bilebiliyordum. Nasıl bildim? Nereden bana bunlar geçti? Ve o yüzden de ben bazılarına zarar verdim. Çünkü 10 metre kumaşla çıkacak bir oyuna 30 metre kumaş yazılıyordu ve o 20 metre kumaş başka oyunlara, dışarıdaki oyunlara gidiyordu. Buna da ben engel oldum ve şerefle engel oldum. O yüzden belki o konuda da sevilmedim.

“Kendimi şanslı addediyorum”

Adalet duygusu hep sizde var olan bir duygu muydu, değişen özellikleriniz var mı, dönüm noktalarınız neler?

Ailemin içinde de çok adaletliyimdir. Mirasımı da şimdiden paylaştırmışımdır, eşit bir biçimde paylaştırmışımdır, torunumu da unutmadan. Bir dönüm noktası da torunum. Gerçekten dört buçuk senedir başka bir Erhan oldum ben. O bana başka bir hayat verdi. Bir dönüm noktası arka arkaya gelen kanserler. Onlar beni hiç korkutmadı. O da bir dönüm noktası. 44 yaşında kanserdim. 42 yaşında çok ünlü olmuştum büyük paralar kazanıyordum, sonra o kazandığım paralar 4 kansere gitti. 12 yıl boyunca tedavi oldum. Dokuz ev sattım, birer ev kızlarıma alabildim. Hiçbir zaman parasız kalmadım, param tam tükenirken yeni bir ışık açıldı, yeni bir ışık yandı hayatımda. Yani kendimi şanslı addediyorum. İyi bir hayatı olmuş insan olarak görüyorum. Acıyı, tatlı, ekşiyi her şeyi yaşadım, büyük keyifler yaşadım. Çok güzel sevgiler, aşklar yaşadım. Ne bileyim kendimden şikayet ettiğim bir taraf yok.

“Biz sağmasını bildik, gençler bizi kullanmayı bilmiyor”

Sizin kuşak daha donanımlı, daha da özel bir kuşaktı diye düşünüyorum.

Bizim kuşak öğrenmeye aç, ihtiraslı… Aşırı ihtiraslı değil ama yeterince ihtirasa sahip olan bir jenerasyondu. Ve biz sağmasını bildik. O fikir adamlarını, o büyük yetenekleri, o iyi Türkçe konuşanları sağmasını bildik. Dublajı çok iyi öğrendik, dublajdan Türkçeyi daha iyi konuşmayı sağladık, hep kendi hanemize eksikliğini giderici artılar koyduk. Bugün gençleri öyle görmüyorum. Gençler bizi kullanmayı bilmiyor. Maalesef bizi sağmayı bilmiyorlar. Halbuki biz fırsat veriyoruz.

“Sadece ünlü olmak, bugün var yarın yoksun demektir”

Siz iyi kazanan oyunculardan olmuşsunuz, ünlü olmak diye yola çıkmamışsınız.

Tiyatrodan direkt para kazanamasan bile yan yollarla kazanabilirsin. Tiyatroda seni keşfeden bir dizi yönetmeni ya da bir senarist ya da herhangi yetkisi olan biri seni oraya, doğruya, iyiye sevk edebilir. Yani ünlü olmak evet bir yerde bir avantaj sağladı, sağlıyordur ama birikimli ünlü olmak başka bir şey olur. O senin sürekliliğini sağlar. Zaten sadece ünlü olmak, bugün var yarın yoksun demektir.

“60. yılı bulacağımı düşünüyorum”

Ne güzel şanslısınız ve yarım asırdır çalışıyorsunuz.

54 yıl oldu, 60. yılı bulacağımı düşünüyorum. Hani kenara çekilip Bodrum’da yaşarım falan değil, Bodrum’da da yaşasam gelir bu işi yaparım. Gitgide tiyatro azalır, oyunculuğu başka yerde tatmin eder misin, ederim. Dizi oyuncusu olarak da yani çok kasılarak söylüyorum, aşağı yukarı 2 haftada bir iş geliyor ama anlaşamıyoruz. Ben kendimi ucuza satmak istemediğimden, bu işi yapacaksam, sabaha kadar da yorulacaksam bu işin güzel bir karşılığı olmalı. Üçe, beşe olmaz hocam.

“Dünya Tiyatro Günü'nden sonra sanatın bütün kapılarının açılmasını diliyorum”

Türkiye’de tiyatrocu olmanın avantajları ve dezavantajları nedir diye sorayım o zaman.

Türkiye her bakımdan gelişmekte olan bir ülke. Ancak sanatsal olarak bazı kapılar kapalı. Diliyorum ki bu son Dünya Tiyatro Günü'nden sonra sanatın bütün kapılarının açılmasını diliyorum. Gençlerin sanatla yoğrulmasını ve sanatın herhangi bir kolunu meslek olarak seçmeseler bile hobi olarak seçmeleri gerektiğini, çünkü dünya görüşlerini bir tiyatro, bir sinema, bir resim sanatının çok daha güzelleştirebileceğini ve sanatın sevgi tohumlarını her toprağa ekeceğini düşünüyorum. O yüzden Dünya Tiyatrolar Günü sadece bizim için değil sadece tiyatro severler için değil tüm halkımız için bir milat olmalı. Tiyatro nedir sorgulamalılar, öğrenmeliler. Onların getirisinin altını çizmeliler, zaman ve kafa ayırabilmeliler. Yemin ediyorum, teminat veriyorum, zarar etmezler, mutlu olurlar.

“Bizi alkış besliyor, yaşatıyor”

Bunca yıldır sahnedesiniz, tiyatro seyircisini nasıl buluyorsunuz?

Kalp atışlarını hissediyorum desem, az seyirci de gelse salon doluymuş gibi oynuyoruz. Selama çıktığım zaman da zaten bana o 54 yılın hakkını veriyorlar. Çünkü bizi alkış besliyor, alkış sevgi nişanesidir, o alkışlar bizi yaşatıyor. Hani böyle bazen pesimist oluyorsun, “Üff falan yeter, yapmayayım ben bu işi” falan diyorsun, bir sahneye çıkıyorsun bambaşka şeyler hissediyorsun. O yüzden bu iş yapılır, bu işi yapanlar çoğalsın. Gençler bu işe kafa yorsun. Ama birikimlerini, tahsil hayatlarını da işin tahsilini de alarak pratiğini de yaparak yolları açık olsun…

“Hükûmetin bana sahip çıktığı kadar ben sanatı var edebiliyorum”

Şu anda bir sürü tiyatro kapanmak üzere, elektrikleri kesiliyor, sorunlarla boğuşuyorlar.

Ben bunu hükûmet politikalarına bağlayacağım, yani hükûmetin bana sahip çıktığı kadar ben sanatı var edebiliyorum. Yani benim emekli maaşım var, o yüzden daha rahatım diğer tiyatroculara, özel tiyatroculara nazaran… Ama özel tiyatrolara sen bir dekor yapacak para verirsen bu yetmez. Sadece bir dekorluk yapacak para yetmez. Bu insanların bir geçim standartları var. Biraz ünlü olduğu zaman metroya binemiyor, taksiyle gitmek zorunda kalıyor. Taksi parası Zihni Göktay’ın dediği gibi “Bu benim ekmek param, köfte param da televizyondan geliyor” dediği çok güzel bir laftır, o yüzden önce hükûmet politikasının değişmesi lazım, sahip çıkılması lazım. Çünkü sanata sahip çıkıldığı kadar politikacı politikalarını yapabilir, uygulayabilir ama önce sanat politikası, savaş politikasından önce sanat politikası… Hep birlikte bu sorunlar için doğru ses çıkaranların etrafında buluşmaya uğraşalım.

BORA SEVERCAN; “BU SENE ÖZLEDİĞİMİZ DÜNYA TİYATRO GÜNÜ'NÜ YAŞAYACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM”

Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun, sizin için tiyatronun anlamı nedir?

Tiyatro tabii çok özel bir performans sanatı. Çünkü gerçekten canlı yapılan bir iş ve o gün oraya seyirciler geliyor ve sadece onları oynuyorsunuz. Ve hiçbir oyun birbiriyle aynı olmuyor. Her şey aynı da olsa tekrar sahneye konmuş olsa bile çok böyle mucizevi bir sanat dalı. Çok keyifli ve gerçekten inanılmaz bir adrenalin. Sinerjisi olsun çok başka bir tadı var. Ama ne yazık ki gün geçtikçe bu dijitalleşmeyle beraber işler birazcık daha sıkıntılı bir hale geldi. Pandemi maalesef bu performans sanatlarını çok kötü etkiledi. Şimdi yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Açıkçası uzun zaman pandemiden kaynaklı 27 Mart’ta sahnelerimizi açamadık. Düşünsenize bütün dünyada dünya tiyatro gününde hiç kimse sahnesini açamadı. Geçen sene de sönük geçti. Eski prodüksiyonlar toparlanamadı. Ama bu sene özlediğimiz Dünya Tiyatro Günü'nü yaşayacağımızı düşünüyorum. Dünyadaki bütün karmaşaya rağmen, savaşlara rağmen, pandemiye rağmen perde açacağız. Ve insanlara oynayacağız. O yüzden özellikle bu senen Dünya Tiyatro Günü'nün çok özel olduğunu düşünüyorum.

“Kendimi mutlu hissettiğim bir şey tiyatro”

2007’de Volkan Severcan ile birlikte  “Sahnekarlar” tiyatronuzu kurdunuz. Tiyatro kurmak sizin için ne ifade ediyor?

Kendimi mutlu hissettiğim bir şey tiyatro.  Dünyanın en iyi yazarlarının edebi metinlerini sahneye uyarlamak çok özel bir durum. Bir dünya yaratıyorsunuz sahnede ve başka bir mucize gerçekleşiyor. Dünyaca ünlü bir yazarın anlatmak istediği dönemi, sıkıntıyı, derdini, sevincini, üzüntüsünü kendinizle birleştirip onu realize etmek, sahnede görmek bana çok büyük bir mutluluk ve tatmin veriyor. Ben o yüzden bu işi yapmak istiyorum. Bunun için tiyatro kurmak gerekiyorsa tiyatro kurulur çünkü kendi sisteminizi ve görüşünüzü ancak kendi oluşturduğunuz yerde yapmak daha kolay oluyor. Ben devlet tiyatrolarında, başka tiyatrolarda da oyun koydum ama o tiyatroların kuralları içerisinde yapabiliyorsunuz. Kendi tiyatronuzda daha özgürsünüz ve kendi sevdiğiniz şeyleri yapıyorsunuz. Çok güzel bir şey sıradan olmayan bir şeyi gerçekleştirmek. O amaçta bir sürü kişiyi inandırmak, kalabalık bir ekiple birlikte dünya kurmak, herkesi inandırarak o hikayeye şevkle herkesi dahil edip ve bunun içerisinde oyuncularla beraber belli bir noktaya getirmek dünyada yaşayabileceğim en büyük zenginlik. Ben bundan daha büyük bir zenginlik görmüyorum. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi