BİR BAŞ YAPIT: KURAK GÜNLER

“Kurak Günler”, ülkemizin Cumhuriyetin kurulması sonrasında baş edemediği ve yenik düştüğü feodal ilişkiler ve onun yarattığı otoriter düzenin, günümüzün moda deyimiyle “mahalle baskısının” etkili bir eleştirisini içeriyor. Alper’in, bu yansıtmayı yaparken sembol olarak bir hukuk adamını baş köşeye yerleştirmesi ve hukuku seçmesi ise son derece manidar.

Senarist ve yönetmen Emin Alper’in son filmi “Kurak Günler”,  Alper’in sinematografisinde bir baş yapıt olduğu kadar, yaşamı yansıtma ve bir sanatçı olarak yönetmenin ifade aracı olması bağlamında da, ülkemiz sinema tarihinin bütün zamanları içinde özel bir yapıt olarak yerini aldı.

75. CANNES FİLM FESTİVALİ’NE KATILIM

Emin Alper “Kurak Günler ile, 75. Cannes Film Festivali’nin (2022) “Belirli Bir Bakış” bölümüne katılmış ve gösterim sonrasında dakikalarca ayakta alkışlanmıştı. Alper, sinematografik yaşamı boyunca sürekli yükselen bir ivme ile sinemasını ileriye taşıyan bir sanatçı. Bu bağlamda “Kurak Günler”, öz ve biçim açısından dikkat çeken bütünlüğü, başrol oyuncuları Selahattin Paşalı ve Ekin Koç’un düeti, başarılı görüntü yönetimi ve müzikleriyle de dikkati çekerken; umalım Emin Alper’in sinematografik macerasında aşamadığı bir zirve olarak kalmasın.

“Kurak Günler”, ülkemizin Cumhuriyetin kurulması sonrasında baş edemediği ve yenik düştüğü feodal ilişkiler ve onun yarattığı otoriter düzenin, günümüzün moda deyimiyle “mahalle baskısının” etkili bir eleştirisini içeriyor. Alper’in, bu yansıtmayı yaparken sembol olarak bir hukuk adamını baş köşeye yerleştirmesi ve hukuku seçmesi ise son derece manidar.

Film susuzluğun etkili olduğu bir coğrafyada oy kaygısıyla hukuk dışına çıkarak yer altı sularını kullanan ve obrukların oluşmasına neden olan yerel yöneticiler bağlamında, özellikle taşra ve kasaba kültürüne egemen olan erkek egemen düzeni sürekli yükselen bir nabız gibi eleştiri süzgecine sokarken; bu düzenin yarattığı ve yaratabileceği tehlikelere de dikkat çekiyor. Bu bağlamda filmin finaline egemen olan linç kültürünün sembolleştiği “Yanıklara dokunma, sabrımızı taşırma” sloganı ise, benzer başka olgularda da sıklıkla ülkemizde karşımıza çıkıyor.

ULUSAL FESTİVALLERDEN ÖNEMLİ ÖDÜLLER !

Emin Alper’in su sorununu bir metafor olarak kullanması tesadüfi değil. Suyun yokluğunda yaşamın varolmasının mümkün olmadığı gibi, Alper de hukukun yokluğunda özgürlüklerin, demokrasinin varolamayacağını, su metaforuyla filminin odak noktası yapıyor. Daha önce katıldığı ve ülkemizin önemli film festivalleri Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Ankara Film Festivali’nde de seyircinin ilgi ve iltifatıyla karşılaşan bu başyapıt, 59. Antalya Altın Portakal FF’de “En İyi Yönetmen” ödülüyle birlikte dokuz dalda ödül alırken; Ankara Film Festivali’nde de başta “En İyi Film” ödülü olmak üzere toplam altı dalda ödül almıştı.

1990’larda ülkemizde sinemada radikal değişimler yaşanmıştı. Bunlardan birisi de devletin desteğiyle kurulan film fonlarının, sinemamıza çok boyutlu yapım destekleri vermesiydi. Emin Alper de “Kurak Günler” ile bu desteği sağlamış ve filmini çekmişti. Diğer yandan geçtiğimiz günlerde gerek filmin yaratıcısı Emin Alper ve Yapımcısı Nadir Öperli’nin gerekse de sinema sektörünün “sansür” olarak nitelediği bir olay yaşandı. Aşağıda yönetmen ve yapımcının Twitter aracılığıyla kamuoyuna duyurdukları mesajı okuyucularımızla paylaşıyorum. Nesnellik adına istesek de, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Twitter hesabında ya da web sitesinde karşı bir açıklama bulamadığımız için yayınlayamıyoruz.

POLİS VAZİFE VE SALAHİYETLERİ KANUNUYLA SANSÜR

Sinemamızın başı, başlangıcından günümüze sansür belasından kurtulamamıştır. Sansürün haşin bir şekilde işlediği ve filmlerin Faşist Mussolini İtalyası’ndan ithal edilen “Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu”na göre sansür edildiği yıllarda, bir polis memuru aldığı talimat gereği sinema salonuna baskın yaparak filmin gösterimini engelleyebiliyordu. O yıllarda sinemacılar Sansür Kuruluna filmin senaryosunun farklı bir versiyonunu gönderip, kuruldan geçirdikten sonra asıl senaryoya göre çekilmiş filmi vizyona sokuyorlardı. Şüphesiz traji komik bir durumdu bu... 21. Yüzyılın dünyasında, özellikle demokratik toplumlarda sansür çağrışımlı olguların artık olmaması gerekir.

Yönetmen Handan İpekçi, önceki yıllarda oyuncusunun rahatsızlanması nedeniyle mücbir sebep sayılabilecek “Saklı Yüzler” (2007) filmi için aldığı destek gereği, taahhüt ettiği sürede filmini bitiremeyince, 200 bin liralık desteğin son taksidi kendisine ödenmemiş ve 190 bin lira da geri istenmişti. Ülkemizin yüzakı sinemacılarından olan ve başta “Küçük Adam Büyük Aşk” (2001) isimli filmi olmak üzere önemli filmleri olan Handan İpekçi, çok zor duruma düşmüştü. Bu bağlamda 9 Aralık’da vizyona girdikten sonra “Kurak Günler”in yönetmen ve yapımcısının filmlerinin seyircinin ilgisine mazhar olması yönündeki dilekleri, yönetmen Emin Alper ve yapımcı Nadir Öperli’nin yukarıdaki benzer duruma düşmemesi açısından da önem taşıyor.

ULUSAL SİNEMA MERKEZİ ÇÖZÜM MÜ?

Ülkemizde uzun süredir sinemacıların büyük kısmı, Fransa’da yetkin bir örneği olan “Fransa Ulusal Sinema Merkezi” (CNC) gibi bir “Türkiye Ulusal Sinema Merkezi”nin kurulmasının, sinemamızın yaşadığı sorunların aşılmasında çözüm olacağını düşünmektedir. Bu bağlamda bu süreç için hazırlık toplantıları yapan “Film Platformu”na gözlemci üye sıfatıyla akademiyi temsilen katılmış; gerek başkanlığı döneminde yönetmen Mustafa Altıoklar ile gerekse de geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz değerli yönetmen Erden Kral başkanlığındaki toplantılara katılma fırsatı bulmuştum.

Bu süreç oldukça ilerlese de ne yazık ki dağ fare doğurmuştu. Devlet desteğiyle sanatın himaye edilmesi ya da üretimi açısından ilişki kuran herkes için geçmişteki bir anekdotu paylaşarak yazıma noktayı koyacağım. Yıllar önce bir resepsiyonda, dönemin Sinema Genel Müdürü ile sohbet ediyorduk. Konumuz da Ulusal Sinema Merkezi idi. Genel Müdür bana şöyle demişti: Hocam sinemacıların anlamadığı bir nokta var. Devlet boynuna davulu asıp tokmağı başkasının eline vermez...

 KAYNAKLAR

{{unknown}}

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bülent Vardar Arşivi