Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

Bir çuval inciri berbat etmek üzeresiniz.!

Bir hafta sonra bugün ne olacağını, ne yapacaklarını anlatıyor.

Demokrasi “Geçmiş 28 Şubat’ta” rafa kaldırılmış. “Bu 28 Şubat’ta ne olacak? Raftan demokrasiyi indireceğiz” diyor, “Takılsınlar. Kim ne düşünürse düşünsün!” diye de ilave ediyor.

Aslında hiç de öyle ‘Varsın takılsınlar.!’ vurdumduymazlığı içinde olunabilecek bir durumda değiliz.

Kimin ne düşündüğü, ne söylediği çok önemli, özellikle şimdi, özellikle de ‘28 Şubat’ üzerine…

Çünkü Türkiye’deki temel kutuplaşma ekseni ‘Laik-İslamcı’ eksenidir ve onu da ‘Sağ-Sol’ takip eder.

PKK, 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, büyük yıkım ve kayıplara yol açacak ‘terör’ sürecini başlattığında Cemaat’in devletin ‘kılcal damarlarına’ sızma süreci çoktan başlamıştı. 1993 Sultantop karakolu baskını kanlı bir mücadelenin dönüm noktası oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri 1994 baharından itibaren kararlı bir stratejiyle PKK’nın üzerine gitmeye başladı. O yıl yerel idareler demokrasiyi sadece ‘menzile götürecek bir tramvay’ olarak gören ‘Nasçıların’ eline geçti. Nihayet 1996’da iktidara geldiler ve ‘asker’ PKK’yla meşgulken ‘vakit bu vakit’ deyip tramvaydan inmeye (!) karar verdiler.

Gözleri kararmıştı; ‘şeriat isteriz’ çığlıkları başladı. Mafya düzeni daha o zamanlar kök salmıştı, aldırmadılar bile, “Fasa fiso” dediler, eleştirenlerle “Gulu gulu dansı yapıyorlar” diye dalga geçtiler. Tarikat ve cemaat liderlerini Başbakanlık resmi konutunda topladılar. Libya’daki çadırda Türkiye ‘İslam’ adına aşağılanırken, başları önde sessizce dinlediler. İran Büyükelçisi bile hızını alamayıp Türkiye’nin demokrasiden vazgeçip ‘Şeriat’ rejimine dönmesi çağrısı yapacak kadar küstahlaştı.

Sonunda Cumhurbaşkanı başbakandan ‘laik düzenin’ korunmasını [a.b.] istemek zorunda kaldı.

Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997 günü böyle bir ortamda toplandı.

Laiklik ilkesi titizlikle korunmalı, yasalar ayrım gözetmeksizin uygulanmalı.

Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin denetimi altına alınmalı.

Kuran kursları Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde faaliyet göstermeli.

Yasayla men edilmiş tarikatların faaliyetlerine son verilmeli.

TSK’ya sızmaları önlemek için alınan tedbirler bürokraside ve yargıda da uygulanmalı.

Mezhep ayrılıklarını körükleyerek milletimizin kamplara ayrılması mutlaka önlenmeli.

Sorunların çözümünü ‘Millet yerine ümmet kavramında’ bulanlar cesaretlendirilmemeli.

İşte o toplantıda ‘demokrasi rafa kalkmasın’ diye alınan kararlar bunlar…!

Onlarla ‘aynı menzile’ yürüyen Hoca Efendi Hazretleri’ne (!) göre ise henüz ‘belli bir noktaya, kıvama’ gelinememiş, “Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvvet” henüz cepheye çekilememişti. O yapılanları “Erken huruç” olarak gördü.

Muhterem bunları ‘mahremce’ anlattı ama bu laflar ortalığa dökülünce hemen Pensilvanya’ya ‘hicret’ etti. ‘Yol’ arkadaşları yanına ‘yakın koruma’ olarak devletin silahlı polisini bile verdiler.

MGK’nın ‘tavsiye’ kararları, anlamsız ve sonuçsuz bir iki girişim dışında uygulanmadı. Bu arada ‘irticayla’ mücadele bir yana, ekmeğine yağ sürecek vahim—bir kısmı aptalca—hatalar yapıldı.

Ama ‘Hoca Efendi’ orada, berikiler de burada, “Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, bu nefreti, bu imanı eksik etmeyin” diyerek yola devam ettiler ve Kasım 2002’de tekrar iktidara geldiler. İlk işleri, hemen ‘şeytan taşlamak’ için Washington’a koşmak oldu.

Askerler, 2004 Ağustos MGK’sında ‘irtica’ ve ‘Fethullah Gülen’ tehdidini bir daha anlattılar, ‘Eylem planı hazırlansın’ dediler, ama Başbakan kararları yine ‘sümen altı’ etti—28 Şubat’ta olduğu gibi.!

Sonrası, kumpaslardan 17-25 Aralık’a oradan da 15 Temmuz’a giden bir yol arkadaşlığı hikayesi…

Çok şey yaşandı ama onların ‘davaları’ da, kavgaları da, gittikleri ‘menzil’ de değişmedi…!

28 Şubat ‘kararları’ değil ama sonrası süreçte yapılan ‘aptalca’ hataların istismarı hep bu kavganın merkezinde oldu. Tabir yerindeyse, 28 Şubat’ın üzerinde tepinip durdular.!

Ve sonunda demokrasiyi rafa kaldırmayı başardılar—Elhamdülillah…!

Yürütmenin başı olan partili Cumhurbaşkanı’nın “Benden başka bir şey beklemeyin. Bir müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” ifadesi malumun ilanıdır.

Şimdi ‘demokrasi’ vaadiyle biraraya gelen altı parti, programlarını ve yol haritalarını anlatmak için—hangi akla hizmetse—28 Şubat’ı seçmişler—başka gün kalmamış gibi. Demokrasiyi rafa kaldıranlara tam da en çok ihtiyaç duydukları—ve en sevdikleri—can simidini atıyorlar.

28 Şubat’ı ‘demokrasiyi rafa kaldırmak’ olarak anlatıyorlar—demokrasiyi rafa kaldıranlar gibi.

Ya demokrasiyi bilmiyorlar ya da 28 Şubat kararlarını.!

Bindiğiniz dalı kesiyorsunuz.

Aynı ‘Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” lafı gibi.

Bir çuval inciri berbat etmek üzeresiniz.

Hâlâ geç değil; ama artık kutuplaşma eksenlerinden ve ideolojik mayınlardan uzak durun.!

Hiç kimsenin, hiçbirimizin aptalca hatalar yapma lüksü yok—28 Şubat sürecine bakın…!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi