Memetcan Demiray

Memetcan Demiray

Bir ‘gelişmişlik’ göstergesi: Çöp...

İşte on günlük tatilde vatandaşlarımız kıyılara ve ormanlara hücum etti, ortalık naylon poşet ve pet şişe doldu! Aynı hafta İngiltere’de atık devi Biffa, yasa dışı çöp “ihracatı”ndan 1,5 milyon paunt cezaya mahkûm oldu. Bu sırada Akdeniz’de ormanlar yanıyor, Çin’de seller akıyordu. Sonuçta her toplum dünyayı meşrebince kirletiyordu.

Bir Kurban Bayramı’nı daha toplumca en seyyar şekilde idrak ederken ardımızda yine çöp dağları bıraktık. Didim’den Side’ye, birçok sahil beldemizin plajları bira kutuları, BİM poşetleri ve kullanılmış (!) bebek bezleriyle dolup taştı! Güneye inemeyenler içinse kirletmek için birbirinden tenha ormanlarımız vardı. Piknikçilerin akın ettiği Sarıyer’de örneğin, çöp manzaraları kıyılardan farksızdı. Mangallı bir günün ardından “milli irade”den geriye kalan bol miktarda plastik tabak, pet şişe ve pek tabii ki sayısız naylon torbaydı!
İktidar medyası bile bu manzarayı ayıplasa da suçu en nihayetinde yeterli konteyner bulundurmadığı (?) için Ekrem İmamoğlu’na atacaktı. Öyle ya, vatan-millet sevdalıları yediği yoğurt kabını bile oracıkta bırakıp gidiyorsa bunun sorumlusu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ydı!
İÇİNDEN KÜVET
ÇIKAN DENİZ!..
Aynı hafta Muğla’da geleneksel deniz dibi temizliği çalışmalarını izliyorduk. Dalışlarda ele geçirilen kanepe, alışveriş arabası ve küvet (!) gibi çok sayıda malzeme su yüzeyine çıkarılarak etkisiz hale getiriliyordu! Kim bilir, belki o traktör lastiğini de Ege’nin maviliklerine Ekrem İmamoğlu atmıştı! Neticede çöp konusu ülkemiz için her daim bir “gelişmişlik” sorunuydu ve dokuz günlük bir tatil, bize ne kadar “barbar” ve “Vandal” olduğumuzu hatırlatmıştı!
Sahiden de kuşaklardır Batı’da sokakların ne kadar temiz olduğunu duyarak büyümüştük. Oralarda yere tükürmenin (!) bile cezası vardı. Sıkıysa araba camından tek bir izmarit atın! Anında yakalarlardı. Ve zaten ambalajın “çöp” olmadığını çözmüşler, kola kutusuna bile depozito koymuşlardı. Sonuç: Pırıl pırıl caddeler, “nizam ve intizam”dı.
DÜNYA BU YIL DA TÜKENDİ…
Derken “Dünya Limit Aşımı Günü” gelip çatıyordu. Yani insanlık, yeryüzünün kendisine sunduğu bir yıllık doğal kaynağı daha 29 Temmuz’da harcamıştı! Bundan sonraki günlerde her tüketimimiz, gelecekten çalmaktı!
“Limit”i en çok aşan ülkeler arasında Katar başı çekerken onu İsveç, Hollanda ve Almanya gibi “gelişmiş” ülkeler takip ediyordu. Örneğin herkes bir Fransız gibi tüketse bize 2,7 yerküre lazımdı!
Bir diğer araştırmaya göreyse her üç ABD’linin karbon salınımı, yeryüzünde bir kişinin ölümüne yol açacak miktardaydı! Ve havasıyla suyuyla acımasızca talan edilen gezegen, şimdi bir iklim kriziyle boğuşmakta, dehşet verici orman yangınlarını, korkunç yağışlarla kuraklığı iç içe yaşamaktaydı! Yoksa “gelişmişlik”, dünyanın sonunu mu hazırlamaktaydı?
‘KOLEKTİF İNTİHAR’DAN ÖNCE SON ÇIKIŞ
Geçen hafta Jacobin dergisinde bir makale kaleme alan filozof Slavoj Žižek, tam olarak bunu sorguluyordu. “Sosyalizme Son Çıkış” başlıklı yazısında Žižek, yaşananı “hava durumu patolojisi” diye niteliyor ve artık felaketin yakın bir gelecekte ve uzak Afrika’da, Asya’da değil, hemen şimdi ve tam da “gelişmiş Batı”da gerçekleştiğini vurguluyordu. İşin en ilginci, Žižek’e göre bu “kolektif intihar”dan kurtulmak için tek yol, insanın doğada mütevazı bir parça gibi yaşaması değil, tam tersi; doğayı rehabilite edebilecek tek canlı olarak inisiyatif almasıydı. Bunun için de uluslararası bir “acil durum”, bir tür “savaş komünizmi” ilan edilmesi şarttı. Elbette serbest piyasayı lağvetmek değildi bu… Ama tarımdan endüstriye, sağlık hizmetlerinden beslenme alışkanlıklarına kadar birçok konuda denetim artık kaçınılmazdı. Yoksa?.. Bir “kıyamet” öncesi Jeff Bezos uzaya, Peter Thiel gibi milyarderler Yeni Zelanda’daki korunaklı malikânelerine kaçarken biz sıradan insanlar ne yapacaktı?
MAKUL TEKNOLOJİ
VE ANARŞİ…
Žižek’in çözüm önerisi ilk anda son derece “homosantrik” (insan-merkezci) ve totaliter tınlasa da aslında antropolog Brian Morris’in “toplumsal ekoloji”siyle * yakınlıklar içeriyor. “Yabani hayat”ı fetişleştirmeye karşı çıkan toplumsal ekolojistler, kent yaşamının ve kültürün önemini teslim ediyor ama teknolojinin “insani boyutlarda” kalmasını savunuyorlar. Ve ancak bu sayede doğayı “cansız bir makine” olarak gören kapitalizmin de “spiritüel bir evren” olarak gören dinlerin de aşılabileceğini söylüyorlar. Bir tür anarşi imkânı, doğa-insan ahengiyle mümkün olabiliyor.
SORUN PİPET VE
DUŞ MU?!
Ama işte “İklim değişikliği yalan! Güneş’in aktivitileri sorun çıkarıyor” diyen Steve Brown’lar varken bu biraz zor görünüyor. Neyse ki binlerce çevreci Brown’ın demecini kınıyor, petrol devi Orcadian Energy’nin patronu da “tweet”ini silmek zorunda kalıyor.
Aynı sosyal medya kullanıcıları, büyük çevre felaketlerinden sonra “Suçlu ben miyim?” diye sorgulamaya başlıyor, “Kullandığım pipet ve aldığım duş mu çevreyi mahvetti?!” diye hükûmetlere, büyük şirketlere isyan ediyor.
Ve şaka maka 21. yüzyılda çöp, ciddi ciddi bir “gelişmişlik” göstergesine dönüşüyor. AKP’li bir belediye ormanlık alana çöp döküp üstünü kapatıyor. İngiltere’de atık devi Biffa, yasa dışı “çöp ihracatı”ndan 1,5 milyon paunt cezaya mahkûm oluyor. Her toplum çevreyi meşrebince kirletiyor!

  • Brian Morris, Antropoloji, Ekoloji, Anarşizm, Kolektif Kitap, s. 254

Önceki ve Sonraki Yazılar
Memetcan Demiray Arşivi