Borç yiğidin kamçısıdır...

Borçla, borçlanma ile ilgili günümüze onlarca, yüzlerce deyiş kalmış. Düşündüğünüzde şöyle bir, hiçbiri de güzel değil.

Mesela:

Borçlunun döşeği ateşten olur

Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek

Borç iyi güne kalmaz

Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir

Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır

Borç vermekle, düşman vurmakla

Borç yiyen kesesinden yer

Borçlu ölmez, benzi sararır

Borçla haylık bir aylık

Arpacıya borç eden ahırını tez satar

Bu deyimler uzar uzar gider. Elbette bu deyimlerin bir ortaya çıkış nedeni var. Binlerce yaşanmışlık, binlerce tecrübe, sen de elini sobaya yapıştırmadan sıcak olduğunu bilesin ve yanmayasın diye anlatılıyor.

Ama geçim koşullarına bakıyorsunuz ki borçsuz yaşamak mümkün değil. Ev, araba taksitleriniz yoksa bile, tüketici kredisi borçlusu çoğu kişi. Hiç olmadı, kredi kartı var plastikten cebimizde. Çektir, böldür geçiyor hayat.

Geçtiğimiz günlerde özel bir firmanın finansal okuryazarlığa katkı sunmak için düzenlediği tanıtıcı - anlatıcı video çekimlerindeydim.

Finansal okuryazar olmak nedir?

Aile ekonomisine ne katkısı vardır?

Derken kendimi “Borçlanın arkadaş, borçlanabildiğiniz kadar borçlanın” derken buldum.

Gözleri fal taşı gibi açılan genç arkadaşlarım, “Nasıl yani ciddi misiniz?” deyince dökülüverdim birden. Ama belli ki içimi tam da boşaltamamışım.

Mal edinmek için borçlanmak en bilindik yöntemlerden biri. Burada dikkat edilmesi gerek en önemli nokta; mala olan ihtiyaç, borcun vadesi ve faiz.

Normal koşullar altında elde nakit varken borçlanmak çok önerilecek bir şey olmasa da enflasyonist koşullarda -şimdiki gibi- borçlanmak doğru bir seçim.

Mümkün olan en düşük öz sermaye, yüksek borç ile yatırım yapılmalı.

Geri ödeme süreci içinde gelir artacağı, ödeme aynı kalacağı için kolaylıkla ödenebilir hal kazanıyor krediler.

Bir başka ifade ile aile bütçesinde ya da bireysel bütçede ödenecek kredi taksitinin payı azalacak. Tabi bu arada kredinin faizinin vade sonuna kadar sabit olmasına dikkat edilmeli.

Matematiksel olarak bakıldığında hesap ortada. Fiyatlar sürekli yukarı gidiyor. Bugün aldığını, yarın aynı fiyata bulamıyorsun. Enflasyon yüzde 61’i bulmuşken borçlanma maliyetleri yüzde 30’larda kalmış durumda. Dolayısıyla talep ertelemenin değil talebi öne çekmenin zamanı gibi.

Atıl bir kaynak varsa borç azaltılmalı. Yine normal şartlar altında. Atıl bir kaynak yok ise borç da nakit akışını bozmuyorsa vadeyi uzatarak ödemeyi yaymak ya da borçlanmayı artırmak da bir seçenek olarak değerlendirilmeli.

Aradım taradım az önce size yazdıklarımı destekleyecek iki tane deyim bulabildim ancak. Olsun… Bu zamanlar için de varmış diyelim, şuraya not düşüverelim:

Borçtan korkan kapısını büyük açmaz

Borç yiğidin kamçısıdır.

Borç ödenir, kira ödenmez

Haaaaah şimdi oldu. Ne o öyle ölürler kalırlar…

Sen elini korkak alıştırma. Ödeme gücün varsa, ihtiyacın olmasa bile al.

Ama faiz oranına, vadesine, geri ödeme ne kadar zorluyor kısmına dikkat edilmesi gerektiğini tekrarlıyorum. Bu arada faiz oranı söylenirken genellikle kullandırma masrafı, hayat sigortası primleri, dosya masrafı gibi giderlerden bahsedilmiyor. Bu kısmı da dikkatle inceleyin derim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mine Uzun Arşivi