İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

Bu Karikatürcünün Sözünü Dinleyin!

Artık dünya değişti.
Komşunuzun çocukları sizi sevmezse, komşunuzun sizi sevme, sizinle iyi geçinme şansı kalmıyor.
Komşunuzla iyi geçinmek ve mutlu olmak için öncelikle onların çocukları ile aranızın iyi olması şart.
Halbuki eskiden öyle değildi.
Çünkü sizin evde, duvarların ardında, komşunuz hakkında yaptığınız dedikodulardan, ettiğiniz küfürlerden komşunuzun çocuklarının haberi olmuyordu.
Komşunuz bunu hissetse de, komşuluk hukuku hatırına vaziyeti idare edebiliyor, görmezden gelebiliyordu.
• • •
İnternet’le her şey değişti.
Komşunun çocukları sizin evi canlı izlemeye başladı..
Hem de sizin çocuklarınızın paylaşımlarıyla..
Ha keza sizin çocuklarınız da komşunun evinin içerisinde olup bitenlerden haberdarlar.
• • •
Çocuklarla, anladığınız gibi ülkelerin kamuoyunu, vatandaşlarını kastediyorum.
Her gün bir yenisi üretilip kullanıma açılan iletişim uygulamaları ve sosyal medya üzerinden ortaya çıkan hızlı ve yaygın bilgilenme olanağı, özellikle batılı ülkelerde 2000’li yıllara kadar yönetimler üzerindeki etkisi nispeten zayıf olan ‘kamuoyunu’ aktif ve etkili güç haline getirdi.
O batılı ülkeler ki, ekonomik olanakları sayesinde dünyanın geri kalan ülkelerinin çoğunu yönlendirme gücüne sahip.
• • •
Artık, siz dünyanın bir ucunda, bir ülkenin kamuoyunu irite edecek, onları kaybedecek bir cümleyi sarf ettiğinizde, bunun olumsuz yanıtını onların yönetimlerinden almak durumundasınız.
Çünkü onların yönetimleri buna kayıtsız kalırsa bunun cezasını sandıkta azalan oy olarak görürler.
• • •
Biraz daha açalım.
Recep Tayyip Erdoğan, bir “islamcı siyasetçi” olarak batı kamuoyuna sunulduğunda büyük sempati topladı.
İslamcı siyasetçi denildiğinde hafızasında, bir elinde kalaşnikof, bir elinde kılıç, beline kadar sakalı ile El kaide militanlarının fotoğrafı olan batı kamuoyu; karısının elinden tutarak yürüyen, kravatlı, traşlı temiz yüzlü, boylu poslu Erdoğan’ı görünce “işte bu!” dedi.. “İslamcı siyaset böyle figürler tarafından temsil edilmeli!.”
• • •
Aradan yıllar geçti..
Komşunun çocukları aynı figürün farklı fotoğraflarını görmeye başladı.
Hollanda’ya “Bunlar Nazi kalıntısı! faşist!” dediğinizde Hollanda kamuoyu bunu aynı gün canlı izledi.
Washington’da, Cumhurbaşkanı korumaları göstericileri tekmelerken Amerikan kamuoyu bunu aynı gün canlı izledi.
İktidar destekçisi gazetenizin Almanya Başbakanı’na Hitler bıyığı takıp Hitler selamı verdirerek üzerine sürmanşet “HEIL MERKEL” yazdırdığında, Alman kamuoyu bunu aynı gün canlı okudu.
Gezi olaylarında eylemcilerin üzerine yağmur gibi yağdırılan gaz bombalarını, kafaları gözleri patlatılan çocukları batı kamuoyu canlı izledi. İngiltere İçişleri Bakanı, kendi kamuoyunu teskin etmek için panik halinde “Türkiye’ye biber gazı satışını durdurduk! Aman ha, zinhar biz vermiyoruz!” açıklamasını yapmak zorunda kaldı.
Batı’ya doğru ‘salıverilme tehditleri’ eşliğinde, sınır boylarında bir şantaj unsuru görüntüsü veren sığınmacı perişanlığını bütün dünya kamuoyu canlı izledi.
Son olarak Diyanet İşleri Başkanı’nın, eline kılıcı alıp, Ayasofya hutbesinde verdiği manalı pozu başta Rusya katolikleri olmak üzere, dünyanın bütün katolik kamuoyu canlı izledi.
Bu ve benzeri canlı izlenmelerle Erdoğan ve yönetimi, başlangıçta yanına aldığı batı kamuoyunu maalesef tümden kaybetti.
• • •
“Biden, neden böyle konuştu?” sorusu yanlış!
“Seçime giden Biden’i ya da yeni bidenleri böyle konuşmak zoruda kim bıraktı?” sorusu doğru soru.
Göreceksiniz. Amerika’da seçim günü yaklaştıkça Trump da aynı minvalde celallenecek!
Sonuç olarak artık sadece Batı değil, Orta Doğu kamuoyu da Erdoğan ve yönetimini istemiyor!
Bu ülkelerin yönetenleri, kendi kamuoylarına rağmen, isteseler de Erdoğan ve yönetimi ile işbirliği yapamazlar..
Çünkü çocukların sevgisini kaybettiniz!
• • •
Bu bir durum tespiti!
Bunu Türkiye düşmanlığı olarak görmek anlamsız.
Artık bu tepkiye neden olan hesapsız, pusulasız çıkışların muhasebesini yapmanın da bir yararı yok.
• • •
Türkiye için yapılması gereken tek şey var.
Tam da müjde günü bu yapılır mı diyeceksiniz ama tek çözüm Erdoğan ve ekibinin istifa edip gitmesi!
Reaksiyona aynı kimyasalları sokarak farklı bir sonuç çıkaramazsınız.
Einstein diyor ki “Hiç bir sorun, o sorunu oluşturan bilinç düzeyiyle çözülemez!”
Bu ülkenin insan kaynağı çok daha iyisini yapacak durumda ve atıl bekliyor!..
Ülke’nin önünü daha fazla tıkamayın!

Rekabetçi kur ne ki?

Hastasıyım..
Hep böyle güler yüzlü, hep böyle pozitif, hep böyle bulutların üzerinde nasıl olunur?
Berat Albayrak’ı diyorum!
Adam açım diyor, Berat Bey mütebessim. Çokomel filan diyor. Eti puf diyor.. sağ kolunun dirseğini doksan derece kırıp “Devrim!” diyor..
Biraz açı farkıyla onu da tutturuyor. Devrimcilerin bile bir kısmı “sol kolu” devrim kolu olarak bilirler.
Gerçekte, sol değil, sağ dirsek 30-40 derece kırılır. Devrimciler “Sağ yumrugi ile gögi dögerler!”
Fıkrasını yazının sonunda anlatacağım.

Berat Albayrak “Dövizin iniş çıkışından rahatsız olmayın. Sonuçta rekabetçi kur’a geçtik. Olur böyle şeyler” diyor. “
prof. Hayri Kozanoğlu ise buna karşı çıkıyor.
Döviz Kurunu hasta tansiyonuna benzetiyor.
Berat Albayrak’ın bu yaklaşımını ise “tansiyon bu iner de çıkar da. Var mı başka şikayetin?” diyen bir doktorun vurdumduymazlığı olarak betimliyor.
..
Yani demek istiyor ki Berat Albayrak Ekonomi Bakanı değil de tıp doktoru olsaydı tansiyonu hızla yükselen hastaya ” endişelenme, olur böyle şeyler deyip onu evine gönderecekti. Allah muhafaza, ya anaflaktik şok ve kalp durması ya beyin kanaması.. Hasta sizlere ömür!

Yönetenlerin, duruma göre izahat geliştirmek yerine, soruna göre çözüm geliştirmeleri gerekir.

Gelelim fıkraya. Aslında fıkra değil, aynı ile vaki.
İbrahim Abi, bir malum oturumda anlattı.
68 Kuşağı devrimcileri, yaşlarını başlarını almış, Mustafa isimli bir arkadaşlarının köydeki evinin bahçesinde masayı kurmuşlar. Eski günleri yad ediyorlar..
Bir de dedesi var Mustafa’nın. Evin verandasında sedirde bağdaş kurmuş oturuyor. Onları izliyor.
Lakin Dede Alzheimer ortalarında. Hafıza gidip geliyor.
Masaya doğru bağırarak sesleniyor:
“La Mustafağ!”
Mustafa aynı yüksek tondan cevap veriyor:
“He dede!”
“Hanı siz yumrugiz ile gögi dövirdiniz ya?!”
“He dede!”
“O işten bişey çıktı mi?”

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi