Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

‘Çakallarla Dans 6’ seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor

Bundan tam 12 yıl önce ilk filmlerini izlediğimde çok gülmüş ve çok beğenmiştim. Karakterlerin her biri doğal komikti ve bizim mahallenin insanlarıydı sanki. Sonrasında hikâyelerinin devamı gelsin istedim ve onların hikâyeleri yeni filmlerle hayatımıza renk katarak sürdü. 1,2,3,4,5 derken ‘Çakallarla Dans’ serisinin 6’ncısı çekildi. Şimdi ekip heyecanlı bir bekleyişin içinde, elbette seyirciler olarak da bizler ‘Eee nerede kalmıştık?’ duygusuna girdik bile. ‘Çakallarla Dans 6’nın son çekim günü için Bodrum’daki setlerine ziyarete gittim. Üstelik tam kadro efsane ekiple bir buluşma yaşadım. Güzel insanlardan oluşan, güzel bir ekibin verdiği duygularla şimdi o güzel filmi bekleyebilirim. Neredeyse eksiksiz yakaladığım ‘Çakallarla Dans’ kadrosuna aklımdaki soruları ve duygularını sordum. Herkese gülümseyerek geçireceğiniz güzel bir pazar dileriz. 

‘Değişen Türkiye’nin iyi ve kötü yönde aynasıyız’

MURAT ŞEKER/ Yönetmen-senarist

Uzun bir aranın ardından serüven devam ediyor. Çakallarla Dans 6’nın bugün son set günüydü neler hissediyorsunuz?

Bitirdiğimiz için değil güzel bir filme imza attığımız için bir rahatlama duygusu içindeyim. Oyuncularımızdan teknik ekibe kadar yıllardır birlikte çalıştığım arkadaşlarımla, dostlarımla bu filmi çektiğimiz için mutluyum ve bunu sürdürebilmek çok önemli.

Nasıl bir film oldu?

‘Çakallarla Dans’ tarzı ve tavrı belli olan bir film. 2010’da ilk filmi yaptığımızda hikâyenin içinde hiciv, taşlama, eleştiri ve göndermeler yoğundu o dönem insanlar şok olmuştu. 2022’de de onca şeye rağmen bunu yapabiliyor olmak güzel bir duygu. Hepimiz mesleki kariyerlerimizin zirvesindeyiz ve 6. seriye bu bütünüyle yansımış durumda. İlk filmi yaptığımız zamandan bugüne çok yol kat ettik ve geliştik. Ortalama bir film oldu diyemem bence çok iyi film oldu. Bir filmin 6’ncısını yapıyorsan mütevazı olmaman gerekir artık. 

Bu kadar uzun soluklu seriye dönüşen bir film olacağını planlamış mıydınız?

Birinci filmden sonra ikinciyi çekebileceğimizi düşünüyordum hatta ikinci filmden sonra Fenerbahçelilerde önemli bir skor olduğu için 6’ya gider muhabbetini şakayla kendi aramızda yapıyorduk. Her filmin ardından bu son olur, bakacağız dedim. Ama artık yapabildiğimiz kadar yaparız belki de bu sondur bilemiyorum. Seyirci bizi desteklediği müddetçe devam ederiz. Çünkü biz halkın parasıyla film yapan bir ekibiz ben aynı zamanda yapımcısıyım. Sinemadan kazandığımız parayı sinemaya yatırdığımız için halkımız bize yapacak parayı veriyor ya da vermiyor.

Yaptığınız iş komedi-aksiyon gibi görünse de gülerken düşündüren bir durum komedisi var ve hayatın içindeki insanlardan oluşuyor karakterler.

Aslında yaptığımız şey şu: Biz mahalleyi savunan filmler yapıyoruz. Kapitalizme, başıboş şekilde küreselleşen dünyaya karşı yerel değerlere bundan kasıt bildiğimiz mahalle, bizi biz yapan, iyi günde ve kötü günde bir arada yaşayan insanların filmini yapıyoruz. Serinin içinde hep zengin olma arzusu var ama zengin olduklarında ne yapacaklarını bilmiyorlar bu sadece bir motivasyon. Dolayısıyla biz o insanların hayatına ve yaşam alanlarına değiniyoruz ama tabii ki her filmde başka bir mahalle, daha başka bir perspektif, ya böyle olsaydı, bu olursa ne olurdu sorularının peşinden gidiyoruz. Bir şekilde aslında kendimizi, yaşam ortamlarımızı sorguluyoruz. Değişen Türkiye’nin iyi ve kötü yönde aynasıyız.  Kullandığımız dil, replikler halkla temas kurmasının en büyük sebebi sokaktaki gündelik dilin yansıması. Dolayısıyla biz çoğunlukla reel mekânlarda çekim yapıyoruz, hayatın içindeyiz. Peşinde olduğumuz doğallığı dibine kadar yakalamaya çalışıyoruz. Her mahallede olabilen temel figür karakterler var. Horoz gibi dikilen bir tekelci, karısının etkisinde ve gölgesinde kalan bir muhasebeci, muhafazakâr değerlere tutunmuş ama çevresi kötü olan bir dindar, ne yaptığı hiçbir zaman belli olmayan ve belli olmayacak ‘Köfte Necmi’… Bu karakterleri izlerken seyirci ‘Aaaaa bizim mahalledeki Ahmet abi’ diyor. Seride toplam 6 karakterimiz sabit ve her seride yeni karakterler giriyor.  

‘Ekonomik krize rağmen ille de sinema dedik’

ALİ TANRIVERDİ/ Senarist

Uzun aranın ardından serinin yeni filmi nihayet çekilebildi. Neler söylersiniz?

Biz 2010’dan beri iki yılda bir çekiyoruz ‘Çakallarla Dans’ serisini fakat pandemiden dolayı ara vermek zorunda kaldık dolayısıyla özlem arttı. Olgunlaşıyoruz, büyüyoruz, hayat değişiyor, inşalar değişiyor, biz değişiyoruz. Zaman değişiyor, film anlayışı değişiyor, insanların izleme anlayışı değişiyor. O yüzden komedi aksiyon türünde örnekler var ülkemizde ama 5 tane çekilmiş bir serinin 6’ncısında net bir tür kayması yapıp komedi aksiyon için kolları sıvadık bu sefer. Haddimizi bilerek ama cesur davranarak hem komedinin hem aksiyonun hakkını verdiğimizi düşünüyorum. Ekonomik krize rağmen, sinemanın çıkmaz olduğu bir dönemde prodüksiyonu büyüttük. İlle de sinema diyerek filmi çektik. ‘Çakallarla Dans’ filminin ruhunun sinemaya ait bir ruh olduğunuzu düşündüğümüz için elimizde avucumuzda ne varsa en iyisi olarak sinema için yapmayı tercih ettik. Bu ekonomik kriz, bu sinemadaki kriz, pandemi öncesi, pandemi sonrası hikâye izleyicinin bütün bu olumsuz koşullara rağmen bilet alarak sinemaya koşması için üzerimize düşen mizahi ve aksiyon sineması adına her şeyi yaptık.

6. filmin farkı ve önemi nedir?

‘Çakallarla Dans’ serisinde 6 hem prodüksiyon hem de senaryo anlamında zirve filmimiz olabilir. Kadrosunu bozmadan hâlâ devam ediyorsak ve birçok özelliğiyle 6. filme gelerek tarihe geçtik ve bu önemli bir başarı. Biz Murat (Şeker) Ağabey’le mahallede büyümüş çocuklarız. Biz mahallenin çocuklarına film yapıyoruz ve o yüzden tutuyor gibi basit bir görüşümüz var aslında. Büyük anlamlar vermeye çalışmıyoruz. Ama anlamlı bir yolculuğun içindeyiz. Film, komedi ve aksiyon anlamında önemli bir yerde. ‘Çakallarla Dans 6’ da başka türleri de denedik. Serinin bu son filminin fantastik olmasa da ayakları yere basan absürt ve komedi türünün en iyi örneklerinden biri olacağına inanıyorum. Bu konuda iddialıyız.  

Seyirci hikâyenizi neden bu kadar çok sevdi?

Birincisi hikâyenin gücü, ikincisi anlatım dilinin farklı olması, flashback ve flashforward dediğimiz, hikâyelerin izleyicinin metabolizmasını kırarak mizah yapma dilinin dip etkisinin  güçlü olduğunu düşünüyorum.

‘Seyirciye bir şey söyleyen tarzı var serinin’

ŞEVKET ÇORUH

Çakallarla Dans’ serisinde 6’ya gelebilmek çok önemli bir başarı, siz neler düşünüyorsunuz?

‘Çakallarla Dans’ serisi benim hayatımda önemli bir adım. Gişede de, seyircinin beğenisi açısından da ayrıca çok önemli film ve bugün 6’ncısını yapabilmek, yaparken tüm arkadaşların sağlıklı ve bir eksik olmadan yıllar sonra tekrar bir araya gelmek ve filmi çekebilmek önemli bir duygu. Türk sinema tarihinde de azdır bu kadar seri bir film. En önemlisi 12 yıl önce başladığımız hikayenin içinde olanlarla aynı ekip devam edebilmek ayrıca önemli bir başarı.

Karakteriniz aynı bildik adam mı yoksa değişimler yaşamış mı?

Aynı bildik adam çünkü filmin içinde de var; “İnsanlar değişir Gökhanlar değişmez” diye. Gökhan pek değişmiyor neyse o.

Karakterinizi özlemiş misiniz?

Evet, çok özlemişim özellikle çizmeleri giyince ne kadar özlediğimi anladım.

Fikirtepe’de başlayan hikâye başka yerlere taşındı ve sınırları aştınız.

Çatışmanın genel mevzusu o zaten Fikirtepe’den Yunanistan’a uzanan hikâyede bunların başından geçen olayların ilginçliği ve onun komedisi. Durum komedisi ağırlıklı bu seri seyirciyi çok etkileyecek.

Hâlâ çok beceriksizler mi, hayatlarını kurup yırtabilecekler mi?

Her zaman beceriksizler ama filmde en azından yapabildikleri şeyler ve çabaları var.

‘Çakallarla Dans’ın bir tarzı ve tavrı var, boş bir şeye gülmüyoruz diye düşünüyorum.

Bütün filmlerimizde öyle bir şeyi gözettik. Aslında altında bir cümlesi olan, seyirciye bir şey söyleyen kendine has bir tarzı var bu film serisinin. Diğer komedi filmlerinden biraz daha ayrılan bir tarzı var o kesin. O yüzden her filmde söylediği cümleleri topladığımızda filmin senaryosu oluşuyor.

‘Bu karakterler herkese ibret olsun’

İLKER AYRIK

‘Çakallarla Dans’ filmini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben ‘Çakallarla Dansı’ seri olarak kabare tiyatrosu gibi görüyorum. Yaptığımız işte kahkahanın ve eğlencenin altında da aslında memleketin vaziyetine tespitler var. Bütün seriyi birden altıya kadar incelerseniz hepsinde o günün politik iklimi ve saçma sapan gündemde ne varsa ‘Çakallarla Dans’ta var. Özellikle mimari bakımdan bile baktığınızda Fikirtepe’de gecekondu diyebileceğimiz bir mahallede başladığımız çekim, ‘Çakallarla Dans 6’ya geldiğimizde orasının rezidans olmasını altı filmde tek tek gördük ‘Çakallarla Dans’ın böyle bir özelliği var. Tabii komik bir iş, kaybetmiş ya da kazanamayan, görünürde kazanmasına pek imkân verilmeyen bir durumun içinde olan hikâyede insanlara kendini orada görme hissi geldiği için o yüzden devam ediyor film serimiz.

Hepimiz aynı durumdayız bir yerden kurtarma, yırtma hikâyesi devam ediyor ve ülkenin koşulları bunu gerektiriyor.

‘Çakallarla Dans’a devam yani, bu danstan kaçamayız dolayısıyla dansı öğrenmekte fayda var.

Sizin karakterin başının altından çıktı her şey, 6’ncısında durumunuz nedir, Servet değişiyor mu?

İki tane söz var: İnsan 7’sinde neyse 70’inde de odur, diğerinde değişmeyen tek şey değişimdir. Bu ikisi birbirine çok zıt, tabii insan bir yandan gelişiyor, yaş ve pozisyon itibariyle değişiklikler yapıyor. Karakter özünde elbette aynı ama ‘Çakallarla Dans’ın birincisinde bir şirkette muhasebede çalışan işi gücü olan bir adamken 6’ya geldiğimizde merdiven altında muhasebe defterleri tutan bir adam haline geliyor. ‘Çakallarla Dans’ filmlerinde sosyolojik olarak bu değişimlerin saptamaları çok iyi. Bütün karakterlerin hayatında değişiklikler oldu Gökhan’ın tekel bayisi vardı şimdi tekel bayilerine kuryelik yapıyor. Hikmet motor ustasıydı, kendi dükkânı vardı, şimdi Afganlarla aynı evde yaşamak zorunda kalıyor ve oto yıkamada işler fazla olduğunda onu çağırıyorlar. Necmi fırıncıydı şimdi ganyan bayisinde kripto para koşturuyor. 10 senede bu şakaların altında sosyolojik bir saptama ve ustalık var. Meslek sahibi inşaların kendi mesleklerinde dibe geldiğini görüyorsunuz. Gülüyoruz ama gerçekler çok acı. Servet’in Fatma’ya tutkulu aşkı devam ediyor. Televizyon programı yaptım oradan da biliyorum, kadın bütün dünyayı idare ettiği için Servet, Fatma ekseninde bir sağa savruluyor bir sola savruluyor. Ahir ve zavallı ömrünü bu şekilde tamamlayacaktır herhalde.

Birinci filme başladığınız zaman bu kadar uzun soluklu olacağını öngörmüş müydünüz?

Öngöremezdik… Şöyle: Birincisini çektikten sonra ikincisini düşünemedik çünkü gişede iyi bir seyirci sayısına ulaşmadık. Fakat Murat Şeker bunu film esnasında söylüyordu, diyordu ki; “Bu film sanırım daha sonra internette patlayacak, vizyonda ıskalanır ardından çok sevilir.” Tam onun tahmin ettiği gibi oldu. Gişesi iyi olmayan bir filmin ikincisini çekmeye cesaret etti ve projeye çok inandı. Zaten ikiden itibaren de iş koptu, sürekli milyon barajının üstünde giden bir film oldu. Seyirci geldikçe de seri eklenerek devam etti. Ben bu kadar uzun süreceğini ilk başlarda asla düşünmezdim. Komik, güzel filmdi ve hepimizin kalbinde de ‘Çakallarla Dans 1’ hep bir numara. Ama 6’ncısının yapılması ve bugüne kadar gelebilmek önemli bir başarı ve Türk sinemasında böyle bir örnek yok. Ana kadrosunu bu kadar uzun süre eksiksiz devam ettiren tek sinema filmi Hababam serisidir çok çekildi ama orada yapımlar ve karakterler hep değişti. ‘Çakallarla Dans’ta 6 filmdir yedi karakter hiç değişmedi; Adem, Hüseyin, Servet, Fatma, Hikmet, Necmi ve Gökhan.

Neden bu kadar çok sevdiler filmleri?

Kendi gibi insanlar var ve bu kendi gibi insanlar, kendileri gibi yırtmaya çalışan ama yırtmaya çalıştıkça biraz daha geriye giden bir dünya. Bu dünyamızın da tanımı aslında. Özellikle memleketimizin de tanımı artık. Nerdeyse çocuklara oğlum bak namuslu çalış öğüdü verilmez hale geldi. Maalesef o günleri görüyoruz. Herkes bir yırtma peşinde, bu karakterler de aslında yırtmak isteyen herkese ibret olsun. Çünkü ‘Çakallarla Dans’ta ki bu garibanların yırtma ihtimali yok. Nasıl yırtabiliriz ancak insan emeğinin hakkıyla, alınteriyle yırtmalı ve hayata tutunabilmeli. Kendi sanatıyla, zanaatıyla, el emeği ve göz nuruyla ancak dünyasını kurabilir ki bu sadece ekonomik bir ilişki değil. Ürettiğin şeye sahip olma hissiyle ilgili bir şey aslında.

6’ncının yeri ne olacak?

Bir filmin altıncısını yapabilmek bile filmi özel kılıyor. Birincisinde sadece ben evliydim, kimsenin çocuğu yoktu sadece Şevket (Çoruh) Ağabey’in çocuğu vardı şimdi 6’ncısına geldiğimizde herkes evli, her evde çocuklar var. İlk günün aile fotoğrafıyla bugünkü aile fotoğrafı arasında bile çok büyük fark var. Dolayısıyla bu iş bizim için sadece para kazandığımız profesyonel olarak hayatımızı devam ettirdiğimiz iş değil. Kamera önündeki karakterler ne kadar değiştiyse kameralar kapandığında bizlerin hayatları da o kadar çok değişti. Ve bu filmle beraber biz de birbirimizin hayatına tanık olduk, tanık oldukça da dostluğumuz büyüdü tabii ki. Allah herkesin başına böyle dostlar versin.

‘Hayatımın dönüm noktalarından biri’

DİDEM BALÇIN

Bir oyuncu olarak böyle bir filmin parçası olmak nasıl bir duygu?

Bu film serisi hayatımın dönüm noktalarından biri. Bence en güzel tarafı da şu: Ben sete çok mutlu gidiyorum. İşimi yaparken hep mutluyum ama bu sette sanki arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum, yıllardır görmediğim arkadaşlarımla plan yapmışım ve bugün buluşacağız ve tatile gidiyoruz hissi bu. O yüzden de çalışmak çok keyifli. Bir de ne kadar 6. film de olsa, herkes aynı da olsa bakış açınız değişiyor. Yönetmenimiz Murat Şeker insanı çok rahat hissettiren biri, ailecek öyleler. Farklı bakıyorlar işe, ticari bakmıyorlar. Onun dışında filmdeki 4 adam benim hayatımda çok önemli ve hepsinin ayrı bir yeri var.

Yıllar öncesine dönersek sizi nasıl buldular ve bu rol teklifi nasıl oldu?

Hülya Şeker beni bir reklam filminde izlemiş ve bu kız olsun demiş. Fatma bu kız olsun diyerek Hülya beni görüşmeye çağırdı ve gözleri parlıyordu. Ekipte tanıdığım kimse yoktu ve herkesle o zaman tanıştım.

6’ncısına geleceğinizi düşünmüş müydünüz?

Aslında ben ikinci filmde düşündüm. Şu çok garip ilk filmi 2009 yılında çektik ve hepimiz genceciktik, hepimiz çok değiştik ve hayatlarımız değişti. Bu sene sete çocuğumla geldim inanılmaz ve çok garip bir duygu. Anne oldum acaba ben değiştim mi, Fatma’yı anne olduktan sonra nasıl oynayacağım diye düşünürken birden Fatma oldum. Çünkü aynı yerde ve duyguyla karakterim beni bekliyordu. 

‘Sağlam bir film oldu’

TİMUR ACAR

Bugün son set günüydü, nasıl bir heyecan içindesiniz?

Pandemi girdi araya mecburen uzak kaldık bu yüzden çok özlemiştik, çok heyecanlı bir buluşma oldu tabii. Normalde iki yılda bir buluşup ‘Çakallarla Dans’ı çekiyorduk ama pandemiyle birlikte ara 4 yıla çıktı. Bizim için de heyecanlı bir süreç oldu uzun bir aradan sonra çalıştık ve çekimi bugün bitirdik.

‘Nerede kalmıştık’ oldunuz mu, kahramanlar değişti mi, Necmi nasıl bir durumda?

Devam filmi olduğu için kahramanlar değişmiyorlar ama kendi hikâyeleri arasında değişikler ile tekrar buluştuk diyebilirim. Necmi’nin yalnız başlayıp sonra da sevgiliyle devam edip bu filmde kendi iç dünyasına dönüşünü görüyoruz. Ama bizde değişiklik yok sete başladığımızdan bugüne aynı ekip heyecanlı ve birlikte çok mutluyuz.

Projenin bu kadar uzun soluklu olacağını düşünmüş müydünüz?

Ben senaryoyu ilk okuduğumda da çok gülmüştüm sonra birinci filmi çektik ama ondan sonraki sürecin nasıl geçeceğini bilmiyorduk açıkçası. Ama devam edeceğine dair bir his vardı içimde çünkü keyifli bir işti ve senaryo iyiydi. Bizim için keyif artarak devam ediyor.

6. film sağlam bir film oldu hem görüntüler açısından hem de hikâyesiyle de öyle.

‘Ülke nasılsa benim karakter de öyle’

MURAT AKKOYUNLU

Del Piyero Hikmet karakteri çok sevildi ve nihayet kavuştunuz karakterinizle.

Ben de çok seviyorum Hikmet karakterini ve uzun zaman sonra Hikmet ile tekrar buluştuk. Şöyle eski bir dostla vakit geçirir ve hoş sohbet edersin ya öyle bir his, arada onunla buluşup film çeviriyoruz sonra dağılıyoruz işte.

Hikmet yani arkadaşın J değişmiş mi, nasıl buldun onu ve kahramanlar nasıllar?

Hepsi anti kahraman sadece başlarına kötü işler gelen Türkiye’de mevzu bahis olan her insanın başına gelecek şeyler, bu karakterlerimizin de başına geliyor. Anti kahraman oldukları için de giriş, gelişme ve sonuç ilerlerken finale doğru tekrar paçayı kurtarıyorlar ta ki bir sonraki filme kadar. Karakterimde bir sapma yok tabii ki ülke konjonktürü nasıl devam ediyorsa benim karakterim de öyle devam ediyor, hiçbir bozulma olmadı daha da renklendi. Bu 6. senaryoda Murat Şeker ve Ali Tanrıverdi biraz daha macera ve daha enteresan noktalara değinerek ilerleyen bir yazım yapmış. O yüzden daha hızlı, daha tempolu bir hikayemiz var bu sefer. Biz komik olsun diye yapmıyoruz karakterler kendi komikliklerini yaratıyorlar. Kendi filmimiz diye çok komik demek istemiyorum ama komik film ya.

‘Daha evvel bu kadar gülmemiştim’

HAKAN BİLGİN

En sevdiğiniz proje bu film diyebilir miyiz?

Evet 365 gün çekiliyor olsa ‘Çakallarla Dans’ çekerim.

Neden çok seviyorsunuz, bu filmin sihiri ne?

Kendini hem tiyatroda hissediyorsun hem bir filmin içindesin. Çok eğleniyorsun ve gülüyorsun. Bir şekilde çalıştığın işlerde herkes egosunu sete getirir ama bu projede öyle bir şey yok. ‘Çakallarla Dans’a başlarken bütün oyuncuların kariyerleri başka bir yerdeydi şimdi bambaşka noktalarda. Ama buraya geldiğinde sanki birinci filmi çekiyormuşuz gibi aile ortamımız devam ediyor. Böyle bir ilişki içinde olmamız çok önemli ve kıymetli bir şey. Senin karakter âşık mı oluyor, öyle duyumlar aldım.

Evet ya Hüseyin Abi bir kadına aldanıyor ve âşık oluyor.

6’ncı filme gelmek büyük başarı.

Üçüncü filmden sonra aramızda şöyle bir geyik yapmaya başladık. Hepimiz Fenerbahçeli olduğumuz için tarihi bir Fenerbahçe-Galatasaray maçında 6-0 olduğu için 6 bizim için çok önemli rakam. Bu işin altısını yapar orada da finalleriz, 6 olmadan olmaz, 6’ya kadar dayanmamız lazım demiştik. Türk sinemasında bugüne kadar yapılmış böyle bir seri olmadığı için eğer her şey yolunda olursa ve insanlar sağlıklı olursa iki sene sonra bu işin 7’si de olabilir. 6 hepimizin çok eğlendiği bir proje oldu. Çok komik bir film geliyor ben daha evvel bu kadar gülmemiştim, bomba geliyor. Bu sefer gülmekten sinirimiz bozuldu diyebilirim.

‘Oynadığım en eğlenceli karakterlerden biri’

EBRU CÜNDÜBEYOĞLU

Siz ekipte yenisiniz, bu seriye dahil oldunuz.

Evet yeniyim ama hiç yabancılık çekmedim aileden biri gibi kendimi hissettim. Ben serinin 6’ncısına dahil oldum. Benim için çok keyifli bir süreç oldu ve çok güzel geçti, ekibi çok sevdim. Murat Şeker ve Ali Tanrıverdi ve tüm ekiple çalışmak çok keyifli ve güzeldi.

‘Çakallarla Dans 6’ya nasıl bir karakter olarak gidiyorsunuz?

Oynadığım en eğlenceli, renkli karakterlerden biri oldu Manolya. Manolya, Fatma’nın ablası, enteresan bir kadın ancak bu kadarını söyleyebilirim.

Daha önceki serileri izlediğinizde nasıl bulmuştunuz?

Bir kere seri olması ve 6’ncısının çekiliyor olması bu büyük bir başarı. Böyle uzun vadeli bir sinema filmi serisinin olması çok önemli, çok gururlandırıcı. Çok beğendiğim filmlerin bir parçası olduğum için mutluyum.

Sizin projeye dahil olmanız kimin fikriydi?

Hülya Şeker ve Ali Tanrıverdi’nin fikriymiş. Hülya beni önermiş, ben de bu ekiple özellikle Şeker Ailesi’yle ilk kez tanıştım bana da aile oldular. Ne iyi oldu, iyi ki akıllarına ben gelmişim.

‘Bence çok güleceksiniz’

ELVAN DİŞLİ

Sizin projeye dahil olma hikayeniz nasıl oldu?

Murat Şeker’i ve bütün ekibi eski tanıyorum. ‘Çakallarla Dans’ın dışındaki bazı projelerinde oynamıştım. ‘Bu filmde de bir anda böyle bir rol var tam sana göre, aklımıza geldin’ dediler ve böylece projeye dahil oldum.

Çok gülecek miyiz?

Bence çok güleceksiniz hepsi çok komik ama bu serisinin yurt dışı ayağının olması da dâhil bu çok daha eğlenceli oldu diye düşünüyorum.

Sizin rolünüz nasıl?

Çok değişik bir rol. Hüseyin Ağabey karakterini kandırmaya çalışan bir ajanım ve onu ayartmaya çalışan turist bir kızı oynuyorum. Çok sevdim rolü ve severek oynadım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi