Kategoriye Gözat

Özel Röportaj- Sayfa 9

Salgını notalara döktü

Pandemide kitlelerin ruh halini anlattığı Salgın adlı şarkı için “Şuana kadar hayatımda yaptığım en doğal bestelerimden biriydi” diyen müzisyen Cenk Tevet müzik sektöründeki konumunu da “Kendimi müziğin içinde buluyorum ama sektörün içinde bulamıyorum” diye yorumluyor.

Nereden çıktı bu salgın

Sen de yoksun çok tatsız
Mutfak salon arası
Tam delirme kafası
Aklım beni terk etti
Tıpkı o gün sen gibi
Haberler can sıkıyor
Bahar böyle geçiyor.

Evde kal diyenler
Evim sensin bilmezler
Dün konuştum resminle
Sordu bana o nerede
Bu hayalet şehirde
Unutulan bir benim
Sade kahvem elimde
Camda seni beklerim,

Yukarıda sözlerini okuduğunuz Salgın isimli çalışmayı yeni projesi. Ben kendisini bir mekanda dinleyerek tanımış, sahne performansından ve sesinden çok etkilenmiştim. Yıllardır müzik sektöründe kendince yolculuğuna devam ediyor. Kendisini bilenler çok iyi biliyor, müdavimleri var ve kendisini yıllardır takip ediyorlar. Cenk Tevet şarkılar yazıyor, besteler yapıyor, enstrümanlar çalıyor. Müziği hayatı yapmış, hayatı müzik olmuş bir müzisyen. Cenk Tevet’e virüs sürecinde yaptığı çalışmayı ve sektördeki varlığını sordum.
◼ Virüs ile ilgili bir çalışma yaptın Salgın nasıl bir çalışma oldu ve nasıl ortaya çıktı şarkı?
Salgın belki de hayatımda yaptığım en doğal bestelerimden biriydi. Sözlere ve müziğe dikkat ederseniz o kadar çok bizi anlatıyor ki yani en bu depresif süreci. İnsanların ne dertleri var düşünsene, bir de şu pandemi durumunda terkedilmiş insanları düşündüm “of” diyerek, bu duygularla çıktı sözler ve beste.
◼ Yıllardır müziğin içindesin kendine müziğe aradığın bir hayatın var. Müzik sektöründe kendini konumlandırdığın yer ve yapmak istediklerin neler?
Kendime müziğin içinde buluyorum ama sektörün içinde bulamıyorum. Çünkü o sektörle ben baş edemiyorum. Garip dinamikleri olan çok hızlı bir sektör. Yanlış da bulmuyorum yapılanı, sadece ben beceremedim. Bundan sonra şarkılar yapmaya devam edeceğim ve daha çok kişiye ulaşmaya çalışacağım, paylaştıkça çoğalacağız, güzelleşeceğiz. Bildiğim tek şey müziğin kimsenin malı olmadığı ve müziği müzisyenler için değil dinleyiciler için yapmak gerektiği. Bana kent ozanı diyorlar. Açıkçası bu beni çok şımartıyor ve utandırıyor. Bana kalırsa ozanı andıran tek özelliğim sırtımdaki küçük gitarım.

‘BOYACI ÇOCUK’U SÖYLERKEN BİLE BOĞAZIM DÜĞÜMLENİYOR

◼ İnternette dolaşan şarkı söyleyen boyacı çocuk videosu hepimizi çok etkilemişti. Boyacı çocuktan yola çıkarak bir proje oluşturdun çok yaratıcı ve anlamlı. Bu projeyi nasıl oluşturdun?
“Boyacı Çocuk” söylerken bile boğazım düğümleniyor, internette rastladım çok etkilendim. Çocuğa ulaşmaya çalıştım ulaşamadım, cezaevindeymiş abisiyle beraber girmiş. Video eski bir video yapabileceğim tek şey onu alıp üzerine müzik yaparak ve çocuğun sesini biraz düzenleyip internette yayınlamak olabilirdi. Bana bu kadar yoğun duygular yaratan bir hadiseye müzikal olarak hizmet etmek zorunda hissettim kendimi ve ruhumu. Gördüğüm ifade, ses tavır ve çaresizlik tablosu karşında çocuğun sesini her dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor.

‘Bir dost bulamadım’ı bir de Bengisu’dan dinleyin

Sayılı Türk’ün mezun olduğu, dünyanın en saygın okullarından biri olan Berklee College of Music’i bitiren ve “Bir dost bulamadım” teklisiyle müzikseverlerle buluşan Bengisu “Türkiye’yi uluslararası yarışmalarda temsil etmek istiyorum” diyor.

Çocukluğu Rusya, Özbekistan ve ardından Türkiye’de geçen, üniversite eğitimini ise ABD’de alan Bengisu, şu sıralar bütün dünya gibi evinde oturuyor ama müzikle dünyayı fethetmeye hazır! 8 yaşında piyano çalmaya başlayan ve en prestijli müzik okullarından Berklee College of Music Vocal Performance (Şan) ve Music Business Management (Müzik İşletmesi / Menajerlik) bölümlerinden mezun Bengisu; Türkçe, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca şarkı söylüyor. Bengisu ‘Bir dost bulamadım’ teklisi ile Türkiye’de müzikseverler ile buluştu. Bengisu ile projesinden yola çıkarak müzik çalışmalarını sorduk.
YENİ NORMALE YENİ ŞARKIYLA ADIM ATTI
◼ Karantina sürecinde tekliniz dijital platformlarda yayınlanmaya başladı. Böyle bir dönemde her şey durmuşken sizin çalışmanızı piyasaya sürme kararınız nedir ve sizin için bu süreç nasıl geçiyor?
Aslında ‘Bir dost bulamadım’ı mart ayında yayınlamak için her şeyi hazırlamıştık. Her şey durmuşken, biz de durduk ama artık insanlar ufak ufak yeni normale alışmaya çalışıyor. Sadece ben değil, aranjmanından, mix’ine, klip çekimindeki kameramanından, yönetmenine, PR ekibinden, styling’ine kadar bu iş için çalışan insanların emeği var. Hem onlara hem de kendi işime duyduğum saygı ve sonsuz sevgi nedeniyle pandemide yeni normale doğru giderken şarkımızı yayınlama kararı aldık. İnanın bana benim için de çok kolay olmadı. Pandeminin getirdiği kurallara uymamak gibi bir cahillik yapmadan işimizi olabildiğince sürdürmek, şu anda aslında herkesin yaptığı şey değil mi? Neden müzisyenler olarak biz sessiz kalmak zorunda olalım ki? Her türlü doğal felakette, ekstrem olayda ilk önce eğlence sektörü zarar görüyor. 11 haftadır evden çıkmıyorum, zaten Kovid-19’un şu anda merkezlerinden biri olan ABD’de yaşıyorum, kendi hayatımı riske atacak kadar da cahil değilim ama işimi ve tutkumu da uzaktan hala yerine getirebiliyorsam, şartları buna uydurabiliyorsam devam ederim. Umarım bir an önce tüm dünya bu sorundan kurtulur.
MAFYAN-PEKKAN VERSİYONUNA AŞIK OLDUM
◼ “Bir Dost Bulamadım” eserini seçme sebebiniz nedir, bilinen ve daha önce farklı yorumlanan bir şarkı dolayısıyla risk de barındırıyor içinde. Nasıl bir tarzda aranje edildi ve söylediniz?
‘Bir Dost Bulamadım’ gibi bir şarkıyla bu dönüşü yaşamak çok büyük bir mutluluk benim için, çok kıymetli bir şarkı. Bugüne kadar bu sözler Müzeyyen Senar’dan Ümit Tokcan, Ferdi Tayfur, Ajda Pekkan’a kadar o kadar farklı tarzda, farklı isimlerce icra edildi ki! Umarım ben de bir nebze yenilik katabilmişimdir. Daha modern ve elektronik bir aranjman oluşturduk ve şarkıyı günümüz sound’una taşımaya çalıştık. Benim bu şarkıya aşık olmamı sağlayan sevgili Garo Mafyan’ın 80’lerde Ajda Pekkan için yapmış olduğu aranjmandır, o versiyonu keşfetmekle başladı her şey. Geçmişte yazılmış olan bu kıymetli sözler 21.yy’a gelsin, devam etsin istedim.

HER YERDE, HER DİLDE BENGİSU OLMAK İSTİYORUM

Herkes dünyaya açılmaya çalışırken sizin dünyanın birçok yerinde bulunup, en iyi okullarda eğitim alarak Türkiye’de sesinizi duyurmak isteme sebepleriniz neler?
Kendimi dünya vatandaşı olarak görüp müziği de aslında herkes için, her yer için yapıyorum. U1Min diye bir ekiple İngiltere üzerinden yayınlanan bir çalışmamız oldu, şu anda ABD’deki albümüm için çalışıyorum, Fransızca da bir single/albüm yapmak istiyorum. Yani her dilde, her yerde Bengisu olmak istiyorum. Ama ben bir Türk kızıyım, Rize, Ardeşen’li, Türkiye’de büyümüş, ailesi hala orada yasayan biriyim ve vatanımda, ismimle gündeme gelmeyi istemem çok normal. En büyük isteklerimden biri Türkiye’yi uluslararası yarışmalarda temsil edebilmek… Teklif gelse her şeyi bırakır varımı yoğumu ortaya koyar en iyisi için çabalarım.

Müzik sadece bir eğlence aracı olarak görülmemeli!

Güzel anıların olduğu bir çatıda buluşmuştuk kendisiyle TV 8 zamanları. Onlar kaliteli bir müzik programına imza atıyorlardı. Yıllar geçse de o samimi bağlarımız kopmadı. Duruşu ve çizgisi yıllardır değişmeyen, şahane bir müzisyen, aynı zamanda MÜYORBİR Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Şeşen’e virüs sürecinde sektörü ve kendi yaşadıklarını sordum.

Virüs hayatı durdurdu ve hepimizin planları değişti kuşkusuz. Sizin kişisel çalışmalarınızı nasıl etkiledi ve hangi projeler askıya alındı, planlarınız nasıl değişti?
Evet bu beklenmedik salgın karşısında ne yazık ki çok heyecan duyduğumuz bazı projeleri ötelemek zorunda kaldık. Bunların başında Ferhan Şensoy ve Ortaoyuncular’la yıllar sonra yeniden sahnelenecek “Şahları da Vururlar” müzikli oyunuydu. Bu oyunda Fuat Güner ağırlıklı müzikleri Nejat Yavaşoğulları ile birlikte söyleyecektik. Bir yerde MFÖ-Bulutsuzluk Özlemi ve Gündoğarken’ in yer alacağı ilk proje olacaktı. Bu salgın yetmezmiş gibi bir de Ortaoyuncular’ın hafızası ve oyunda da çok önemli bir yeri olan Levent Ünsal’ı çok genç yaşta bir kalp krizi sonucu kaybetmenin şokunu yaşadık. Bu mesleği en zor ama en özel kılan taraflarından biri de bu. Perde kapanmıyor…
Öncelikle hayatta kalma savaşı veriyoruz ama bir taraftan da ayakta kalmamız gerekiyor. Müzik dünyasını virüs hangi boyutlarda etkiledi ve bu sürece dayanma süresinde çalışmalarınız, öngörüleriniz neler?
Müzik sektörü ne yazık ki bu durumlardan en çabuk ve en çok etkilenen sektör. Daha önce de bir takım olağanüstü durumlarda hatırlayacaksınız diziler, reklamlar, maçlar devam eder ama adeta tek günah keçisi müzikmiş gibi hemen konserler iptal edilirdi. Müziğin algısında bir sıkıntı var bence. Şarkılarımız sadece eğlenmek, dans etmek için yok ki . Ayrıca bu ülkenin yüzyıllardır kültürünü bir kuşaktan diğer kuşağa aktaran halk müziğimizde ağıtlar, bozlaklar yok mu? Müzik sadece bir eğlence aracı olarak görülmemeli. Bu süreçte gerek Kültür Bakanlığı gerekse yerel yönetimler ile video konferanslar yaparak raporlar hazırlayarak bir acil önlem paketi hazırlamaya çalışıyoruz. Ama bu süreç ne yazık ki biraz yavaş ilerliyor. Yine de önümüzdeki haftadan itibaren bir ivme kazanacağını düşünüyoruz.
Müzik dünyası büyük bir camia, içinde yorumcular, müzisyenler, söz yazarları, besteciler var. Kendi içinizde nasıl önlemler aldınız ve tek yürekte, çatı altında birlikte hareket edebiliyor musunuz?
Aslında bu salgın bize toplumsal dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemini biraz acı da olsa gösterdi. Bizler Müzik Meslek Birlikleri olarak 20.000 e yaklaşan üyeye sahibiz. Ama müzik sektörü sadece bize üye olan müzisyenlerden oluşmuyor. Bu sayıyı en az onla çarpmak gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bu sektörden ses-ışık sistemi, ulaşım, teknik ekip, organizatörler, menajerler, basın danışmanları, pr’cılar, konser mekanları, müzikli cafe barlar, düğün salonları, dj ler, otopark görevlileri hatta bir etkinlik sonrasında satış yapan seyyar satıcılar bile geçimini sağlıyor. Kabaca en az dört yüz bin kişinin bu krizden etkilendiğini düşünüyorum. Biraz önce de söylediğim gibi 20.000 e yaklaşan bir üyemiz var. Zira her meslek birliğinin genel kurullarından geçen üyelik kriterleri var. Bizler bu kriterlere uyan ve yetki belgesini imzalayan müzisyenlerin haklarını takip ediyoruz. Ama bu kriz ortamında tabii ki müzik ve sahne emekçilerine destek olabilecek her türlü platformla işbirliğine hazırız.
Şu sıralar müzisyenlerin telif gelirinden başka gelir kapısı yok
Müzik iyileştiren, ruha ve duygulara iyi gelen en önemli sanat. Bu süreçte bizi iyileştiriyor elbette ama bu işten ekmek parasınız kazananlara ne olacak? Belki uzun süre konserler olamayacak ve müzisyenlerin en önemli geçim alanları da uzun süre kapalı olacak.
Ne yazık ki şu sıralar telif gelirinden başka bir gelir kapısı yok müzisyenlerin. Ama şöyle bir örnek vereyim Almanya’nın teliften sağladığı gelir yıllık Bir milyar iki yüz milyon Euro. Biz de ise otuz milyon Euro civarı. Dolayısıyla telif gelirlerimiz de dünya standartlarının çok altında.
Bu noktada müzik dünyasında tek geçim kaynağı teliflerden aldıkları paralar diye düşünüyorum başka bir gelir kapısı, nefes alma alanı var mı?
Yine bir üstteki sorudan devam edersek şarkıları lisanslı olan radyo ve televizyonlarda ve dijital alanlarda çok çalınan eser sahipleri ve yorumcular en az zararla atlatmaya çalışacaklar. Zira meslek birlikleri belirli dönemlerde hakediş dağıtımı yapar. Ama lisanslama alanında karşılaştığımız zorluklar ve telif bilincinin yerleşmemesi sonucu bu telif gelirleri de beklenen seviyede değil. Bu açıdan yine en büyük zararı ise yine sahne emekçileri görecek maalesef. İşte bu aşamada devletimizden yardım bekliyoruz. Birkaç örnek vereyim. Bazı ülkelerin kültür-sanat ve yaratıcı sektörlere verdiği destekler: Hollanda 300 milyon Euro, İngiltere 160 milyon sterlin, ABD 307.5 milyon dolar, Almanya 50 milyon Euro, Güney Afrika 8.2 milyon Euro İsviçre 281 milyon Euro
(Kaynak İKSV pandemi sırasında kültür sanatın birleştirici gücü ve alanın ihtiyaçları)
İsteğimiz sanatçının tazminatı olarak adlandırılabilecek bu verginin hak sahiplerine meslek birlikleri aracılığıyla bir an evvel dağıtılması
Bu noktada devlete, müzikseverlere ne gibi görevler düşüyor sizin dünyanızı ayakta tutmak adına neler yapılmalı?
Böyle zor zamanlarda insanlar sanata özellikle müziğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Pandemi sürecinde balkonlara çıkıp şarkı söyleyen insanlar bunun en güzel göstergesi. Ayrıca müzeler, film festivalleri tiyatro oyunları, operalar, konserler dijital ortamlara taşındı. Bu da sanatın iyileştirici gücünü bir kez daha gösterdi. Bu salgının ilk günlerinde acil önlem paketi açıklanırken müzik sektörünün adı bile geçmedi. Sinemadan tiyatrodan söz edildi ama en kolay ulaşılan en çok tüketilen ve bu süreçte insanların moral kaynağı olan müziği üreten onları icra eden onları yayınlayan insanlar sanki yokmuş gibi davranıldı. Bu da bizi açıkçası çok üzdü… Sayın Kültür Bakanı’mız dan çok haklı bir isteğimiz var. Bunu kendisine de ilettik. Özel Kopyalama Harcı olarak bilinen ve de bazı sanat eserlerini kopyalamaya yarayan cihazlardan-fotokopi makinası, flash bellek vs- alınan ve de sanatçının tazminatı olarak adlandırılabilecek bu verginin hak sahiplerine meslek birlikleri aracılığıyla bir an evvel dağıtılması.
Online konserler uzun vadede telif sektörüne zarar verir
Sosyal platformalarda online konserler veriliyor, bu mecralara yeni konser tarzı olarak bakılabilir mi, bu mecralar müzik sektörüne ne katar ve ne kaybettirir?
Bu dönemde yapılan online konserler’in kişisel görüşüme göre müziğin ücretsiz olarak sunulması ve bedava ulaşılması bakımından uzun vadede telif sektörüne zararı olacağı yönünde. Biz bu konuda da yerel yönetimlerden destek istiyoruz. Zira her belediyenin kültür ve sanata ayırdığı bir bütçe var. Düşüncemiz şu sosyal mesafe kuralına ve de azami hijyen şartlarına uygun olarak belirlenen konser alanlarında canlı-online konserler vermek. Bu konserlerin de belediyelere ait sosyal mecralarda televizyonlarda ya da youtube gibi alanlarda yayınlanması. Sanatçıya da tabii ki bir ücret ödenmesi. Sanatçının da bunu müzisyenler, teknik ekip, ses-ışık sistemi vs ile paylaşması. Ama buradaki amaç sosyal faydanın da düşünülmesi. Örneğin her türlü müziğe hizmet etmeli bu konserler ve tanınmış isimlere olduğu kadar hiç tanınmayan yerel sanatçılara da yer verilmeli. Bunun içinde bizler meslek birlikleri yöneticileri belediyelerle paydaş olarak çalışmaya hazırız.
Daha naif ve hümanist eserler olacak
Virüsün etkisi müzik dünyasını farklı bir boyuta taşır mı örneğin eserlerde, şarkılarda, sözlerde yaratıcılık anlamında değişimler olur mu?
Benim kişisel görüşüm çok köklü olmasa da bir takım değişimler geçirecek dünyamız. Dolayısıyla insanlar da eğer bundan ders almazsak neden ders alacağız bilemem. Bu salgın; iktidar, güç, zenginlik karşısında hepimizi eşitledi. Ve de kendi sağlığımız kadar komşumuzun sağlığının da ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Sokağa çıkma yasağı doğayı temizledi. Bu dünyanın bizimle beraber sahipleri olan tüm canlılar sokaklara döküldü. Uzun zamandır göz ardı edilen bilimin yine ön plana çıkmasını sağladı. Ama en önemlisi şu koca evrende bunca hırsın, kavganın, kutuplaşmanın, çekişmenin ne kadar boş olduğunu gösterdi. Bana göre bu tüm sanatsal ürünlerde kendini gösterecek. Daha naif ve hümanist eserler bizleri bekliyor diyebilirim.

Burhan Şeşen’den 5 şarkı önerisi

Son olarak biraz okuyucularımız için sizden playlist almak isteriz ve moral olur hepimize. Bize bir müzik listesi 5 şarkı diyelim önerir misiniz?

1) Yağmur – BÜLENT ORTAÇGİL
2) Famous Blue Raincoat – LEONARD COHEN
3) Wish You Were Here – PİNK FLOYD
4) Neredesin Sen – NEŞET ERTAŞ
5) Sıcaklardandır – GÜNDOĞARKEN

HAZIRLAYAN: Mutlu Hesapçı

ONLINE BIR TIYATRO’ HAYAL EDEMIYORUM!

Tiyatrocu Tülay Günal herşeyin dijitalleşti-ği ortamda tiyatroda konuştu: “Seyircisiz online tiyatro hayal edemiyorum” dedi.

La Casa De Papel’in şarkıcısı; CECILIA KRULL

/

Korona günlerinde evde kalmaya devam ediyoruz ve evde kalanlar için en güzel şey dizi izlemek. Öyle diziler var ki sizi etkisi altına alıyor ve hiç bitmesin istiyorsunuz. Bu dizilerin başında La Casa De Papel var. Dünyada ve Türkiye’de kitleleri etkiledi. Her sezonu ilgiyle izlendi ve yeni sezonu heyecanla beklendi. La Casa De Papel dizisinin 4. sezonu virüs dönemine denk geldi ve hepimize de ilaç gibi geldi. Diziyi heyecanla bekledik ve çoğumuz tek gecede yeni sezonun bütün bölümlerini bitirdik. Oradaki karakterlerin her biri zamanla kahramanımız oldu ve hepimiz kendimize karakterler seçtik. Şehir isimleri verilen kahramanlarımız neden bu kadar çok sevildi çünkü insani yönleri ve duygu geçişleri bize çok yakındı. Dizinin konusu basit bir soygun hikayesi gibi görünse de, bir başkaldırıya dönüşen olaylar zinciri, Salvador Dali kostümleri ve karakterlerin kişisel hikayeleriyle bağlantılar kurulması diziyi derinlikli yapıyor. Öyle ki insanda bıraktığı duygularla La Casa De Papel izledikçe güçlendik, güçlendikçe özgürlük şarkıları eşliğinde hayata tutunduk. Her bölümden sonra dizinin şarkılarını da söylemeye başladık. La Casa De Papel hikayesiyle, oyuncularıyla ve şarkılarıyla dizi tarihine çoktan geçti bile. La Casa De Papel ile ilgili röportajımızı başarılı dizinin en az kendisi kadar beğenilen jenerik şarkısı My Life Is Going On şarkısını seslendiren isim Cecilia Krull ile gerçekleştirdik. İnşallah ilerde oyuncuları ile de röportaj yapma fırsatı buluruz. La Casa De Papel dizisinin jenerik şarkısını seslendiren ve dizinin müziklerinde yer almaya devam eden İspanyol şarkıcı Cecilia Krull Madrid’de yaşadığı virüs sürecini ve diziden sonra değişen hayatını anlattı.

Dizideki karakterlerden hangisi sizin kahramanınız desem, benim için seçim bazen ikide kalıyor. Profesör diyorum ardından ama o Berlin çok iyi dostum derken buluyorum kendimi. Korona günlerinde diziyi izleyin zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız ardından dizinin şarkılarını dinlerken bulacaksınız kendinizi zaten.
◼ Cecilia şu anda neredesiniz, koronavirüs gerçeği ile ne zaman yüzleştiniz ve kendi karantinanızı nasıl başlattınız?
Evde, Madrid’deyim. Durum daha çok karmaşık değilken şarkıcılar için masterclass yapmak üzere Kanarya Adaları’ndaydım. Her şeyi iptal ettiler. Şok olmuştum. Ama pozitifliğimi korudum. Bu kadar ileri gideceğini düşünememiştim. Sanırım oradayken gerçeğin tam olarak farkına varamamıştım. Madrid’de her yerin kapalı olduğunu söylediler, Kanarya Adaları’nda durum henüz o kadar ciddi değildi. Sonrasında Madrid’e döndüm ve karantinaya başladım.
Sürekli evdeyiz
◼ Barcelona’da yaşayan arkadaşım var ve oradaki durum beni de kaygılandırdı. Nasıl bir yaşamın içindesiniz?
Farklı bir yaşam, sürekli evdeyiz. Haftada bir kez süpermarkete gidiyoruz ve bunun biteceği günü hayal ediyoruz.
◼ Cecilia müzik endüstrisi de dahil birçok alan virüsten etkilendi, sizin planlarınız nelerdi ve o planlarınız nasıl değişti?
Çok fazla konser ve etkinlik iptal edildi. İleri tarihlerde tekrar nasıl programlayabileceğimize bakacağız. Bu süreçte sosyal medya aracılığıyla başka türden etkinlikler yaratmaya ve evde müzik yapmaya çalışıyorum. Instagram üzerinden canlı yayınlara katılıyorum. En son Türkiye’den Barbaros ile instagram canlı yayınında bir araya geldik. Dj Funky‘C ‘nin de instagram canlı yayınına katıldım.


◼ Dizinin Türkiye’de başlayacağı tarihte Barbaros ile instagram yayını gerçekleştirdiniz, nasıl bir yayın oldu?
Çok ilginç ve keyifli bir buluşma oldu. Barbaros ile birlikte Unicef’in gecesinde sahne alacaktık. Bu olaylar nedeniyle konseri gerçekleştiremeyince menajerlik şirketimiz Pasion Turca’nın CEO’su Sinan Ufuk Nergis bizi Instagramda buluşturmaya karar verdi. Birlikte şarkılar söyledik, sohbet ettik. Öncesinde Barbaros’un yaptığı şarkıları dinlemiştim harika bir sesi ve ifade gücü olduğunu düşünüyorum. İnşallah yakın zamanda da yan yana birlikte söyleme fırsatı buluruz.
◼ Biz sizi La Casa De Papel’in jenerik müziğini seslendirmeniz için teklif nasıl geldi ve siz dizinin bu kadar popüler olacağını tahmin etmiş miydiniz?
Dizinin harika olacağını biliyordum, çünkü sadece aktörler değil, kamera arkasında çalışan tüm ekip inanılmaz çalıştı ve bence bu başarıya inandı. Hikâye harikaydı ve inanılmaz olacağını biliyordum.
La Casa De Papel benim için çok şey ifade ediyor
◼ Bu dizinin kariyerinize katkısı neler oldu ve hayatınızda neleri değiştirdi?
Benim için çok şey ifade ediyor, La Casa de Papel’in jenerik olması, bana diziyi gören ve şarkıyı beğenen herkesin yaklaşmasını sağladı. İnsanlar şarkıyı beğeniyor beni tanımaya çalışıyor bir şekilde dizinin etkisiyle organik olarak şarkı, insanlarla bire bir bağlantı kurmamı sağlıyor. Ve tabii ki hayatımı değiştiriyor, bu yüzden “La Casa de Papel’in şarkıcısı” dendiğinde bundan çok gurur duyuyorum.
◼ Türkiye’de konser verdiniz bizim hakkımızda duygularınız ve düşünceleriniz nelerdir?
Türkiye’ye aşığım, mümkün olduğunda Türkiye’de daha fazla zaman geçirmeyi çok istiyorum. Yemekler, insanlar, tarih ve atmosferi muhteşem. Türkiye’deki insanlar kesinlikle çok yetenekli ve komik.

Ben Berlin’i seviyorum
◼ La Casa De Papel’de sizin karakteriniz kim? Karakterlerin şehir isimleri olması güzel bir fikir. Hatta La Casa de Papel’de ‘Helsinki’ karakterini canlandıran Darko Peric, Helsinki olmasaydın hangi şehir olmak isterdin sorusuna İstanbul olmak dedi. Bu çok hoşumuza gitti, gurur duyduk.
Haha biliyorum, o kötü adam, ama ben Berlin’i seviyorum ve Nairobi! Aslında her karakteri seviyorum çünkü hepsi bir şekilde bir parçamız haline geldiler …. Ama o ses ve kişi, benim için BERLİN!
◼ La Casa De Papel dizisinde müzik çalışmalarınız devam ediyor mu?
Evet devam ediyorum.
◼ Bu virüs size neler öğretti, hayata dair ne gibi dersler çıkarttınız?
Bir daha hiçbir şeyden hiçbir koşulda şikâyet etmemeyi öğretti.

Cecilia Krull Hakkında

Popüler dizi La Casa De Papel’de seslendirdiği jenerik şarkısı “My Life Is Going On” ile tüm dünyada 180 milyonun üzerinde dinlenen Cecilia Krull, 2019 yılında “HARD” isimli single’ının ardından Mart 2020’nin son günlerinde “LOSING MY MIND” isimli şarkısını yayınladı. Bu yeni şarkılar sanatçının 2020 yılı içinde yayınlayacağı ilk albümünün mini bir teaser’ı niteliğinde…
Müzisyen bir aileden gelen ve kariyerine 7 yaşında Disney filmlerinin şarkılarını seslendirerek başlayan şarkıcı ve besteci Cecilia Krull, Fransa, Küba, Almanya ve İspanyol kökleri ile genç yaşına rağmen günümüzün en önemli yeni kuşak caz şarkıcılarından biri olarak gösteriliyor.
Aynı zamanda Pop, Groove ve Soul gibi farklı müzik tarzlarında da şarkılar seslendiren sanatçı, bugüne kadar İspanya, Fransa, İsveç, Cezayir, Türkiye, Yunanistan gibi birçok ülkede sahne aldı ve Vitoria, Jimmy Glass, Elias Crean, Jn77 ‘in the Lake, Pinto, Soto del Real, Flavor to Club, Cultural Festival European of Algiers, Carlos Ill, gibi birçok prestijli festivalde performanslar sergiledi.
Jorge Pardo, Robert Glasper, Javier Colina, Gustav Lundgren, Mel Bringuez, Pedro Itu-rraide, Guillermo McGill, Andreas Unge, Pablo Martin Caminero, Borja Ba rrueta, Daniel Garcia Bruno, Bob Sands, Pedro Ruy Bias, Pepe Rivero, Gaston Joya, Michael Olivera, Reinier Elizarde, Ivan Melon Lewis gibi uluslararası üne sahip çok sayıda müzisyenle de müzikal işbirlikleri gerçekleştiren Cecilia Krull, Manuel Santisteban ile birlikte birçok soundtrack çalışmasına da imza attı. “Three Meters Above The Sky” (2010), “Fuga de Cerebros 2” (2011), “Ms to Vis “(2016), “The House of Paper” (2017) ve “The Accident” (2018) gibi projelerde sesiyle yer aldı.

Hazırlayan: Mutlu Hesapçı

Korona’dan (Covid-19) sonra bizi neler bekliyor?

DÜNYAYI KURTARMAK BİZİM ELİMİZDE!

Kendisiyle tanışmıyorum ama her projede odaklanıp hayranlıkla izliyorum onu. Oyunculuğu usta boyutta ona dair cümlem olamaz ama sanki Hulusi Kentmen edası var ve kendisini de öyle kabul ediyorum hayatımda nedense. Babacan bir tavrı var ve iyi kalbini ekrandan ben görebiliyorum, bence herkes de görüyordur. Bu virüs sürecinde tanışmamamıza rağmen kendisini merak ettim sonra detaylı hikayesini araştırmaya başladığımda uzak ama yakın yer memleketi Kıbrıs’ta olduğunu öğrendim. Kıbrıs’a dair özel bir bağım en yakın arkadaşlarımdan Mustafa Sevgili ve eşi orada yaşıyor tabii ki oradaki durumu da merak ediyor ve kaygılanıyorum. Tanışmadığım ama tanışmaktan çok memnun olacağım usta oyuncu Osman Alkaş ile mail yoluyla buluştuk. En kısa zamanda Kıbrıs’ta buluşup sohbet edeceğimi de hayal ettim elbette. Kıbrıs’a selamlarımızı ve sevgilerimizi göndererek Kıbrıs’ta yaşanan virüs sürecini ve bu süreçte geçirdiği zamanı usta oyuncu Osman Alkaş anlattı.  

Siz ilk virüs tehdidi ile ne zaman yüzleştiniz ve önleminizi ne zaman aldınız?

Ben ilk virüs tehdidini İstanbul’da iken internetten yaptığım bir siparişin Çin’e geri gönderilmesi ile yaşadım. Sonra Kıbrıs’a geldiğim zaman bir Alman turist grubunda iki kişinin hasta olduğunu ve karantinaya alındıklarını öğrendiğim zaman aldım. Zaten hemen sonrasında ülke genelinde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı; bu mart başındaydı. O günden beri evden çıkmamaya ve çok acil durumlar dışında marketlere, eczanelere gitmemeye özen gösteriyorum.

İçinde bulunduğumuz durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

İçinde bulunduğumuz durum ne yazık ki giderek kalabalıklaşan insan nüfusunun, birbirine çok yakın temas halindeki özensiz insanların ve doğaya yaptıklarımızın, verdiğimiz zararların karşılığında doğanın bize verdiği cevabıdır. Elbette çok zor ve çok da tehlikeli bir durum.

Siz Kıbrıslısınız ve şu anda da Kıbrıs’ta bulunuyorsunuz. Kıbrıs’ta virüse karşı alınan önlemler neler?

Kıbrıs’ta ilk Alman grubunun virüs taşıdığı öğrenildiği günden itibaren önce kısmi sokağa çıkma yasağı, ondan iki hafta sonra da izin ve sokağa çıkma durumu uygulanmaya başlandı. Şu an sabah altı ila akşam dokuz arasında ihtiyaçlar karşılanacak şekilde sokağa çıkılabilir; dokuzdan itibaren sokakta kimseyi görmek mümkün değil. Devlet, büyük hastaneleri ve otelleri karantina altına aldı. Bu şekilde virüsün yayılmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Annemin yemek tariflerini yapıyorum

Kıbrıs’ta zaman nasıl geçiyor daha doğrusu Kıbrıs’ta evinizde zaman nasıl geçiyor?

Kıbrıs’ta evimde öncelikle okumak istediğim kitaplar teker teker sıraya girdi. Sonra evde yemek yapmaya başladım. Annemin yemek tariflerini teker teker uyguladım; hala uygulamaktayım. Yemek yapmak zevkli bir işmiş. Eldeki malzemenin mutfaktan çıktığı zaman bambaşka bir şeye dönüştüğünü görmek heyecan vericiymiş. Neler mi pişiriyorum? Fırın makarna, tepside etli veya tavuklu patates kebabı, Kıbrıs’ın kendine has enginar dolması… Kitap ve yemekten arta kalan zamanlarımda bahçedeki güllerle, geçen yıl diktiğim yeni fidanlarla, toprakla ve doğayla ilgileniyorum. Bu da aslında benim çok uzun zamandır yapmak istediğim işlerden birisiydi. Bir de ben tahta işlerine meraklıyım. Bahçeye çiçek saksılarının konması için sıralar, küçük tabureler yapıyorum.

Kıbrıs ilk defa bu kadar sessiz

Kıbrıs ilk kez bu kadar sessiz diyebilir miyiz, Kıbrıs’ın bu hali size neler hissettiriyor?

Evet Kıbrıs uzun zamandan beri ilk defa bu kadar sessiz ama sessizlik meğer ne kadar güzelmiş. Şehirlerin hay huyu dinmeyen trafik gürültüsü yerini yaprak hışırtılarıyla kuş cıvıltılarına bıraktı. Biraz ters olacak ama meğer sessizliği de özlemişiz. Ev çok kalabalık olmadığı için oturduğum yerden en uzaktaki kumrunun veya dallarda gezinen serçelerin seslerini dinleyebiliyorum. Bahçeye çıktığım zaman gözlerimi kapatıp ilkbahar güneşinde kuşları böcekleri dinliyorum. Elbet bu günler geçecek ve yine o sevgili gürültülü günlerimize kavuşacağız.

Sık sık dışarı çıkıp kalabalığa karışmayın

Kıbrıs’tan baktığınızda ikinci vatanınız Türkiye nasıl görünüyor?

Kıbrıs’tan bakınca Türkiye‘deki durumu sadece televizyonlardan veya sosyal medyadan arada bir de oradaki dostlarımdan aldığım mesajlardan gözlemleyebiliyorum. Büyükşehirlerde insanların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi, sosyal mesafeyi koruyabilmesi biraz zor oluyor gibi görünüyor. Diğer insanlarla itiş kalkış yapmadan sırayla işlerimizi halletmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Türkiye’deki dostlarımla konuştuğumuz ve yazıştığımız zamanlarda hep tavsiyem; aman sabırlı olun. Aman ihtiyaçlarınızın listesini yapın ve haftanın belli bir gününde ihtiyaçlarınızı karşılayın. Sık sık dışarı çıkıp kalabalığa karışmayın. Demek ki virüs bize sabırlı olmayı, insanların dibine sokulup acele ettirmemeyi öğretiyor.

Para, güç, yükselme hırsına kapılmadan yaşamamız gerektiğini koronavirüs bize hatırlatıyor.

Usta bir oyuncu olarak şöyle geriye dönüp baktığınızda virüs başımıza gelen en kötü olay diyebilir miyiz, dünya bu kadar global ölçüde daha da kötüsünü yaşadı mı?

Aslında dünyanın başına gelen en kötü şey korona virüs değil. Dünyada belki çoğumuzun ilgi alanına girmediği için bilmediğimiz o kadar çok ve o kadar önemli olaylar oluyor ki. Afrika’da veya diğer azgelişmiş ülkelerde günde 10.000 civarında çocuk yeterli beslenememekten bakımsızlıktan ölüyor veya ebola diye yine dünyayı kasıp kavuran bir salgın hastalık daha var. Belki bunlar korona virüs kadar bizim hayatımızı tehdit etmeye başlamadıkları için bu hastalıkları veya olumsuzlukları göz ardı ediyoruz. Dünyada şu anda en az 6 milyon insan kendi istemleri dışında evlerini terk etmek göç etmek durumunda kalmış. Bu durum en az korona virüs kadar insanlığı zorlayan ve gelecek için tehlike çanları çaldıran bir durum. Geçmişte de dünyamız salgın hastalıklara uğramıştır ama baktığınız zaman bu hastalıklar ne tek başlarına ortaya çıkmış ne de kendi kendilerine dünyayı etkileri altına almış. Hastalıkları yaratan da diğer insanlara bulaştıran da yine biz insanlarız. Para, güç, yükselme hırsına kapılmadan yaşamamız gerektiğini koronavirüs bize hatırlatıyor.

Savaşta düşmanın nerede olduğunu, gücünüzün nereye yeteceğini görebiliyorsunuz

Kıbrıs’ta yaşanan kötü bir dönem de var, o dönem size neler hatırlatıyor?

Evet, savaşı da sıkıntılı göç dönemlerini de yaşadım ama en azından savaşta düşmanın nerede olduğunu, gücünüzün nereye yeteceğini görebiliyorsunuz. Kendinizi bir yere kadar koruyabiliyorsunuz. Savaşta elinizi burnunuza götürdüğünüz zaman ölmüyorsunuz. Ama işte virüs, nerede olduğunu bilmediğimiz görmediğimiz için gözümüzü burnumuzu ellediğimiz anda bizi ölümle tehdit ediyor.

Siz oyuncular için de garip ve belirsiz bir dönem başladı zamanı belli değil sürecin…

Oyuncular için tekrar ne zaman sete çıkacağımızı bilmediğimiz, ucu açık bir dönem başladı ama oyuncuların da o kadar iş arasında enerjilerini, güçlerini, bilgi birikimlerini tüketmekte olduğunu da biliyoruz. İşte belki de bu dönemi yeniden, yeni bilgilerle yeni araştırmalarla geçirebileceğimiz bir dönem olarak değerlendiriyorum. Sete çıkamayan arkadaşlarıma tavsiyem kendi birikimlerini okuyacakları kitaplarla izleyecekleri filmlerle geliştirmeleri ve korona virüsün veya dünyanın diğer felaketlerinin bize öğrettiklerini yeni baştan değerlendirip yorumlamaları için bir fırsat bir kendine dönüş olarak değerlendirmeleri.

Bu virüs kuşkusuz hepimizi değiştirecek. Hayata dair alınacak dersler neler olacak sizce, insanlık duygu ve ruh olarak da iyileşmeye başlayacak mı?

İnsanoğlu yaşadığı her sıkıntılı dönemden sonra mutlaka kendine çeki düzen vermiştir ve bu hastalığın da bu virüsün de bize öğreteceği çok şeyler olacak ama herhalde en başta doğaya saygı ve büyükşehirlerdeki insan yığılmalarına bir göz atmamız gerekecek gibi geliyor. Evet virüsten sonra insanlığın öğreneceği çok şeyler olacak. Bu günlerde virüs tehlikesi geçtikten sonra ne yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor. Bu bizim hayatımızdaki önemli molalardan birisi; panik, öfke, sabırsızlık bize bir şey kazandırmaz.

Yeni fikirler yeni yaşam biçimleri öneren projelerde yer almayı tercih edeceğim

O gün geldi ve salgın bitti. İlk yapmak istediğiniz nedir hatta neler yapmak istiyorsunuz?

Trafik karmaşasında kalabalık insan gruplarının toplaştığı eğlence mekanlarına veya insanların itiş kalkış doluştukları avmlere uzun bir süre gitmeyeceğim herhalde ama elbette sahneye çıkacağım. Dizilerde filmlerde oynayacağım. Ama korona virüsten veya insanlığın yeniden alması gereken yeni toplum yaşam biçiminden bahseden ve insanlara yeni fikirler yeni yaşam biçimleri öneren projelerde yer almayı tercih edeceğim.

Haydi insanoğlu toparla kendini

Okuyucularımıza sizin gibi değerli bir oyuncudan moral cümleleri alabilir miyiz? Bu dönem için önerileriniz ve tavsiyeleriniz neler olur?

Bugünlerde ben de herkesin tekrarladığı bir sloganı tekrarlamak istiyorum; evde kal. Evde kalan herkes doğanın tabiatın bize verdiği bu sinyali iyi değerlendirelim. Tabiat bize dünyanın bugüne kadar aldığı şekli, insanların yaptıklarını beğenmediğini hissettirdi. Bundan sonra bizim yapmamız gereken neyin ne olduğunu idrak edip daha insanca daha temiz daha insana ve doğaya saygılı yaşamamız gerektiğini söylüyor. Şu an bütün dünyayı tehdit eden gözde göremediğimiz, cansız ve sadece insanlar tarafından çoğaltılıp taşınan bir virüsün dolayısıyla doğanın bize verdiği bu çok önemli misyonu doğru yorumlayıp yeni bir yaşam biçimi, yeni bir yaşam formu oluşturmamız gerekiyor. Bu büyük görev ne kadar şanslıyız ki bizim kuşağımıza verilmiş.  Doğanın bize verdiği bu çok önemli misyonu doğru yorumlayıp yeni bir yaşam biçimi, yeni bir yaşam formu oluşturmamız gerekiyor. Bugünden sonra dünyanın daha iyi bir yer olup olmayacağı bizim bu virüsle mücadelemiz bittikten sonra anlaşılacak. Haydi insanoğlu toparla kendini. Temizle, koru dünyayı ve kendini. Herkese sağlıklı günler diliyorum. Dünyayı kurtarmak bizim elimizde.

1 7 8 9