Kategoriye Gözat

Dr. M. Murat Kubilay

Dünya küçülürken Türkiye büyüyecek mi?

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Dünya küçülürken Türkiye büyüyecek mi?

Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Hükumet De Dolarize Oldu!

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

KORONANIN 100 GÜNÜ

/

Çin’deki yeni yıl kutlamalarının ardından Şangay Borsası’nın salgın nedeniyle gecikmeli açılmasıyla; küresel çapta korona virüsün ismi duyulmaya başlamıştı. O günlerden bugüne yaklaşık 100 gün geride kaldı; olağanüstü önlemlerin ardından piyasalardaki büyük çöküşler geride kaldı. Şimdi bu 100 günü hatırlayalım, yazının sonunda Türkiye’ye bağlayalım.
Krizin ilk aşamasında salgın; başta Hubei olmak üzere Çin’de ve bölgedeki diğer ülkelerde yayılmıştı. Endişe edilen durum; Çin’in dünya imalat sanayindeki merkezi rolünden ötürü, küresel tedarik zincirinin bozulması ve dış ticarette aksamalar yaşanmasıydı.
Ardından kriz İtalya üzerinden Avrupa kıtasına ulaştı ve çok daha ölümcül bir şekilde çevre ülkelere sıçradı. Şubat sonuna doğru durumun ciddiyetinin anlaşılmasıyla birlikte, küresel piyasalarda çok keskin düşüşler yaşandı. Mart ayıyla birlikte lider merkez bankaları piyasaya verdikleri likiditeyi artırdılar; hatta Fed. olağanüstü toplantıyla faiz indirimine bile gitti.
Ancak alınan önlemler hem tıbben hem de finansal açıdan yetersizdi. Salgının ABD’de de hızlı bir şekilde yayılmasının ardından 3. dalga başlamış oldu; sembolik önemdeki NBA maçlarına ara verilmiş, Avrupa’dan ABD’ye uçuşlar durdurulmuştu.

4. dalga ise hiç beklenmedik bir yerden; Suudi Arabistan ve Rusya’nın petrol arzını kısma anlaşmasında uzlaşamaması sonrasında geldi. Suudiler, petrol arzını kısmak yerine; Rusya ve ABD’li petrol üreticilerini cezalandırmak için petrol arzını zirveye çekmişler, üstüne fiyat indirimi uygulamaya başlamışlardı. Salgının başlamasıyla 71 dolarlık zirvesinden 50 dolara inmiş olan Brent petrolü; bu beklenmedik anlaşmazlığın üstüne Mart sonunda 23 dolara kadar düşmüştü. 10 Nisan’da tarafların gecikmeli de olsa 10 milyon varillik kısıntıya gitmesi piyasayı bir derece sakinleştirdi. Fakat 20 Nisan’da ABD’de petrol depolama tesislerinde aşırı alımdan ötürü yer kalmadığının ortaya çıkmasıyla, Brent petrolü 18 dolarla yeni bir dip gördü. Ötesi, Batı Teksas petrolü spot fiyatı 0’a, vadeli fiyatı ise -43 dolara kadar indi.
Nisan sonuyla birlikte, salgının Avrupa’da zirveyi gördüğünün anlaşılması ve Mayıs ortalarında ABD için de benzer öngörünün oluşması neticesinde; finansal piyasalar petrol de dahil olmak üzere sakinleştiler. Elbette 15 Mart tarihli Fed’in 2. olağanüstü toplantısında yapılan 100 baz puan faiz indirimi; parasal genişleme ile bilanço büyüklüğünün 3,35 trilyon dolardan 6,65 trilyon dolara çekilmesinin etkisini de belirtmek lazım. Ötesi ABD’deki Mart ayında 2,1 trilyon dolarlık, Nisan ayında ise 500 milyar dolarlık mali paketleri de hatırlatmak şart.
Tüm bu gelişmeler ve beklentiler neticesinde, finansal piyasalar ilk perdenin geride kaldığını söylüyor. Elbette ABD’de işsizlik başvurularının 30 milyon kişi kadar arttığını ve iş gücü piyasasında henüz iyileşme görülmediğini ekleyelim.
Ve Türkiye? Faiz indirimlerinin sonuna gelindi ve ödünç alınanlar hesaba katıldığında rezervler 0’landı. Hükumet parasal genişlemeyle hem kendini finanse ediyor hem de kamu bankalarıyla kredileri ittirmeye çalışıyor. Tüm bunların yan etkisi, 7 seviyesini aşmış dolar kuru. ABD ile swap anlaşması pek olası gözükmüyor ve IMF anlaşması gündemde dahi değil. Diplomatik tavizlerle bir kapının açılması bekleniyor. Peki, iyi olan ne var? Küresel piyasalardaki sakinleşmenin Türkiye’ye de yansıması. Bu mümkün ama Nisan verileri çıkışın devam ettiğini gösteriyor.

Doların Derdi Ne, Dermanı Var Mı?

/

2 yıl sonra bir kez daha, dolar kurunda tarihi düzeylere gelmiş durumdayız. Öyleyse sorunları, nedenlerini ve dile getirilen çözüm önerilerini masaya yatıralım.
Korona salgını Türkiye ekonomisini 3 açıdan etkiliyor. Dış ticaretimiz küresel yavaşlama nedeniyle; iç ticaretimiz ise karantina, sosyal mesafe ve aralıklı sokağa çıkma yasakları nedeniyle daralıyor. İkinci olarak, salgının sağlık giderlerini karşılamak, ekonomideki çarkları çalışır vaziyette tutmak ve şirketlerin kar, vatandaşlarınsa gelir kaybını telafi etmek için kamu finansman zorunluluğu ortaya çıkıyor. Son olarak 437 milyar dolar kadar dış borcu olan bir ülke olarak; küresel risk iştahının düşmesi nedeniyle döviz çıkışı nedeniyle sarsıntılar yaşıyoruz.
Yukarıdaki ilk iki problemi çözebilmek adına hükumet, Merkez Bankası’ndan (TCMB) dolaylı olarak para temin ediyor; bu para harcadığında parayı kazanan kişi dolar veya altın tutmayı tercih ediyor. Yine kamu bankalarının da ekonomiyi teşvik amacıyla verdiği TL cinsi kredilerin sonu aynı; döviz tevdiat hesapları. Bu esnada Merkez Bankası faizleri yükselterek veya döviz rezervlerini kullanarak TL’yi cazip hale getiremiyor. Diğer merkez bankaları da faizleri zaten 0 düzeyine çektikleri için bize bir fayda sağlayamıyorlar. Ötesi düşen küresel risk iştahı nedeniyle yurt dışındaki ucuz para Türkiye’ye gelmiyor. Ekonomi yönetiminin şeffaflıktan ve güvenden uzak davranması da oldukça etkili. Hepsinin neticesinde dolar kuru yukarı doğru hareketleniyor.
Çözüm olarak akla ilk gelen IMF. Ancak hem hükumet hem de IMF yönetimi böyle bir anlaşmayı istemiyor. Kısa vadeli, koşulları kolay ama miktarı da az olan IMF ile RFI anlaşması daha olası. Fakat Türkiye bu kanala başvurmayı tercih etmedi. TCMB Başkanı Murat Uysal swap kanalı açılması görüşmelerin sürdüğünü belirtti; ancak ülke ve miktar belirtmedi. Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak düzeyde bir paranın tek bir ülke tarafından verilme ihtimali yok. Çünkü hiçbir ülke iflas riskini tek başına göze almaz. Bu hattı ABD; şu aşamada TCMB’nin dolar cinsi rezervi yalnızca 2,7 milyar dolar olduğu Türkiye’ye sağlamıyor. Swap anlaşmalarının 2 ülke arasında gerçekleştirilmesi nedeniyle IMF stand-by anlaşmalarından bile tehlikeli olduğunu hatırlatalım. Doları veren ülke; siyasi ve iktisadi imtiyazlarda da yüksek olasılıkla bulunur.
Bir diğer konuşulan yöntemse yurt dışına sermaye çıkışının kontrole tabii tutulması. Yani yabancı yatırımcıların Türkiye’ye kredi vererek veya tahvil alarak getirdiği paraların vade günü çıkışına izin verilmemesi. Bu yatırımcıların birçoğu Batılı ülkelerin banka ve fonları; haliyle böyle bir durumda ilk yapacakları kendi hükumetleri yoluyla Türkiye’yi baskı altına almak olur. Özetle büyük dış politik riskler göze alınmadan sermaye kontrolleri uygulanamaz.
Öyleyse oyun bitti mi? Aslında çoktan bitti, hükumet yalnızca süresini uzatıyor. Bu nedenle dolar kurunda 2018’dekine benzer bir sıçrama hemen gerçekleşmeyebilir. 2020 yılının 2. yarısından itibaren 1 yıl içinde düdük her an çalabilir. Hükumet süreyi nasıl uzatabilir? IMF ile RFI anlaşması yapabilir ve 3-10 milyar dolar arası yeni borç elde edebilir. ABD ile dış politikasını yakınlaştırarak Fed. swap kapsamına girebilir. TVF içindeki varlıkları rehin vererek bir miktar döviz yaratabilir. Ötesi, küresel piyasalardaki olası rahatlamadan faydalanarak yıkıcı sonu bir müddet öteleyebilir. Finansal istikrarsızlığın yaratacağı ortamda olası bir erken seçim hükumet lehine olmaz. Bu nedenle hükumetin son çabalarını izlemek ve küresel piyasalardaki olası iyileşmeyi takip etmek gerek.