Kategoriye Gözat

Barbaros Şansal

Kimi tok yer, kimi yok… Kimi çok yer, kimi…?

Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Heykelin dikilmeyecek!

Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Hangi 27 Mayıs?

Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Ortancalar su sever

Muşmula ağacını görmeyeli, ıhlamurların meltemini hissetmeyeli ne çok oldu değil mi?.. Kaplumbağalar, kirpiler, köstebekler nerede? Kırlangıçlar, leylekler, telli turnalar?.. Onlar da mı terketti bu coğrafyayı? Karabatak görmeyeli ne kadar oldu? Ya balıkçıl?..
Kanadı kırık kuşlar gibi istiflendik beton hücrelere!..

Hanımelinin, akasyaların, manolyaların kokusunu unutalı çok oldu; krizantemlerin, akşam sefalarının, saksı güzeli ve sardunyaların da…
Ne Türkan İldeniz’in “Taşra Kızının Deliceleri”nde betimlediği zerdali çiçekleri kaldı ne de afacanların taşladığı badem çiçekleri.
Muşmula ağacını görmeyeli, ıhlamurların meltemini hissetmeyeli ne çok oldu değil mi?.. Hoca Ali Rıza’nın “Fıstık Çamları”, Civanyan’ın “Sedirler”i de kayboldu gitti tablolarda. Belki birkaç yeni zenginin duvarlarında asılı Nar ve Kaftan çizilmiş çakma akrilikler ile yan yanalar artık.
Peki ya solucanlar, ateş böcekleri? Pervaneler, güveler?..
Pireler bile yok artık. Tüylü tırtılların kelebeğe dönüştüğü pupaları? Youtube’da belki!..
Kaplumbağalar, kirpiler, köstebekler nerede? Kırlangıçlar, leylekler, telli turnalar?.. Onlar da mı terketti bu coğrafyayı? Karabatak görmeyeli ne kadar oldu? Ya balıkçıl?..
Kanadı kırık kuşlar gibi istiflendik beton hücrelere!..
Ördeğe tecavüzü hatırlayanınız var mı?!
Aklıma nereden düştüyse, Üzeyir Garih cinayeti ile de gündeme gelen Pierre Loti kahvesinin civarındaki Eyüp Sultan’da, engelli olduğu için mahsur kalan leyleğin akıbeti geldi. Sahi, tecavüz edilip mi öldürülmüştü, yoksa asparagas haber miydi?..
Ya Bursa’daki bir evde bakılan ördeğe gerçekleşen tecavüz olayını hatırlayanınız var mı?! Hani veterinerlerce ameliyatla kurtarılıp sahibine teslim edildiğinde ‘’Bu mındar oldu’’ diye kesilen… Sahi enişte mi idi fail yoksa dayı mı?!..
Yakılan köpek yavruları, üzerine gaz dökülen ve ateşe verilen kediler, köpeğe parçalattırılan zavallı sıpa.
Hepsini Sezen Aksu kurtaracak değil ya?..
Hadi ordan! Hayvana şiddete hayırmış!.. İnsanın insana her tür zulmü asırlardır yaptığı bu coğrafyada diğer canlıların yaşam hakları mı kalır? Serdar Ortaç’ın dediği gibi önce insanlar mı doyurulmalıdır?!
Doyurulacaksa ne ile? Sadece hıyar ve domatesle mi?..
Biyolojik Çeşitlilik Haftası’nı da unuttuk!
Tüm canlılar suya ihtiyaç duyar ama insanlar kan ve nefrete.
Vücudumuzun çoğu, gezegenimizin üçte ikisi de su. Ama hayallerde kaldı üzüm buğusu. Kutuplar ve buzullar kalan son tatlısu kaynakları.
Gözyaşlarımız sel olmadan hala iklim değişikliğinin getirdiği sellerle uğraşıyoruz, sulandırılmış siyaset ve ticaretle afyonlanıyoruz ve su gibi aziz ol evladım diyenlerin hurafeleri içinde boğuluyoruz. Bu haftanın Biyolojik Çeşitlilik Haftası olduğunu da unutarak. Çocuklarımızın kümes hayvanı diye paketlenmiş endütriyel piliç çizdiği günlere gururla ulaşarak.
Evet ortancalar çok su ister. Ama koca koca açtıklarında duygularımızı suladıkları hisler ömre bedel.
Benim bahçemde 150 kökten fazla ortancam var. Biraz çivid verdim mi masmavi de olurlar. Pembesi, beyazı, lilası rengarenk dostluklar kurarlar. Tapuma kayıtlı tatlısu kuyum da var. Onlara verecek bolca suyum da…
Ne dersiniz kurak görüşlerinize çorak hayallerinize biraz su vereyim mi? Verirsem atık hale getirdiğinizde size okkalı bir hesap da keseyim mi?

Bezin öyküsü

Hiçbir kaba sığmamış bezin hikayesi. Atkı çözgü tezgahlarından rotatiflere uzanan macera devam eder mi bilmem, ama ya soyunan ya örtünen coğrafyaların kaderi polyester kefenbeziyle elzem…

Örtünme ve giyinme arasındaki farkı anlamak için işin kumaşına bakmak lazım. Kumaşı bozuk işten model çıkmaz, kafalara sokmak lazım…
Dokuma, belki de insanın yarattığı en uzun soluklu ürün. Düşünsenize, doğar doğmaz bebek bezi bağlanıyor kıçınıza, sonra bir zıbın, bir de tülbent eldiven ki tırnaklar cildi çizmesin diye… Üstüneüstlük kundak bezi ile sarıp sarmalanıyorsunuz. Beze bağımlı hayatın paçavra bezine dönüşeceğinin asla farkına varamıyorsunuz.
Çocukluğa gelindiğinde de kurtuluş yok. Afacanlık izleri anılara imza olurken bol sargı bezi ile devam ediyor bedenlere.Ve ergenlik geldiğinde daha da mahreminizde ve elinizde. Adet kanamasına arabezi, mastürbasyonda mendil bezi.
Amerikan bezi bohçaların iktidarına yerleştiğinde ise işler daha da çeşitleniyor. Cübbe oluyor, çarşaf oluyor, sanduka örtüsü oluyor. Kimi kürkünü torbalıyor kimi bakliyatını. Çuval bezinden gelen gıdaların tapınmasını da sofra bezi süslüyor.
Bezin öyküsü bitmiyor kolay kolay. Çiftleşmeye başlandığında kadının elinde toz, bulaşık, mutfak, yer ve cam bezleri, erkeğin elinde ise bilardoya çuha bezi ya da geneleve peçete serzenişleri. Yıllar ilerledikçe çerşaftaki bekaret lekesinden koltuk örtüsüne heryeri örtüyor bezler. Yaşlılıkta altbezi oluyor ölünce de kefen bezi ve tüm bu süreçte flama olarak gönderde sallanıyor bezlerin en kerkenezlisi. Ama kumaşa döndüğünde işin rengi değişiyor ve geliyor en afillisi.
Bez Bebek öldü.
Müslin, şifon, jorjet, kerpdamur, krepdöşin, organza, organtin, gazar, yünkrep, buklet, dublefas, prensdögal, piyedepul, piyedekok, divitin, pazen, fay, empermeyable, tafta, saten, brokar, tül, döşemelik, devore, fasone, emprime, kloke, brode, dantel, kadife, jarse, triko, pentür, poplin, mermerşahi, muare, tülbent, maroken… Özellikle Türkçe okunuşları ile bir çırpıda aklıma gelenler. Tam 55 yıl olmuş tek tek binlercesi elimde yeniden şekillenenler…
Kimi zaman bluz olmuş, kimi zaman redingot, döpiyes, robmanto. Bazen drapeye dönüşmüş bazen nervure. Belki su büzgüsü belki de pililerle anlatılmış fikirler. Ve her yeni fikir iğne iplik ile yeniden yazılmış. Ehram bezi ve kitonun fibulayla birleşmesi kostüm denen arayışı başlatmış.
Erken rönesans döneminde insan bedeninin çıplak tasviri ile de parçalı giyime ulaşılmış. Bazen jile olmuş tayyör içinde bazen de omuzlarda bir kap.
Şimdi ise zaman değişmiş, bir mintan bir şalvar ya da bir pardösü, bir de 110×110 eşarplar.
Hiçbir kaba sığmamış bezin hikayesi. Atkı çözgü tezgahlarından rotatiflere uzanan macera devam eder mi bilmem, ama ya soyunan ya örtünen coğrafyaların kaderi polyester kefenbeziyle elzem.
1980’ler öncesinden Güler Umur, Siren Ökten Demirkan ve Zenger’in BEZDEN adlı butiğinin yerinde şimdi bir Fransız bankası var. Bülent Erbaşar’ın yerine ise saray soytarısı modacılar…
Bezin yerinde ise kağıt para yerine bile sayısal elektronik rakamlar.
Bezbebek öldü, bakalım ne kadar yaşayacak plastik olanlar!..

Yazan: Barbaros Şansal