Kategoriye Gözat

Tolga Şardan- Sayfa 3

Esneme, gevşemeye dönüşmesin!

/

11 Mart’ta ilk vakasıyla tanıştığımız Kovid -19’la mücadele çerçevesinde dün itibarıyla yeni bir evreye geçildi.
Hükümetin daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin önceki günkü toplantısından sonra kamuoyuna seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, virüsle mücadelede süregelen mevcut önlemlerin bazılarının esnetildiğini açıkladı.
Erdoğan’ın açıklamalarında, beklendiği üzere 65 yaş ve üzeri ile 20 yaş ve altındakilere yönelik sokağa çıkma yasağının esnetilmesi yer aldı. Yaş grupları üzerindeki yeni düzenleme yaşlılarımızı, gençlerimiz ve çocuklarımızı pek mutlu etmese de yine de altı haftayı aşkın süreden bu yana evlerinde hapis olanların sokakla buluşmasını sağlayacak.
Erdoğan’ın açıkladığı yeni düzenlemelerin önemli bir bölümünde ise, ekonomi çarkını döndürmeyi sağlayacak yeni sürecin yürütülmesi var.
Bu aşamada, virüsle mücadelede halk sağlığı parametresinin yanına ekonomik göstergeler parametresinin ilave edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu aşamadan sonra, salgının başından beri dikkat çekilen ekonomik göstergelerin biraz daha ön plana çıkarak halk sağlığı süreciyle eş değerde ele alınacağı görülüyor.
Mesela, ülke turizminin lokomotifi olan kentlerden beşine yönelik düzenleme buna örnektir.
Turizm sezonunun başlamasıyla birlikte Antalya, Aydın, Muğla, Mersin, Hatay gibi iç ve dış turizmin odak noktası olan kentlere yönelik seyahatlerin serbest bırakılmasını, ekonominin döngüsünü olumlu yönde sağlamak kadar Kovid – 19’la mücadelede ciddi bir handikap olarak görmek mümkün. Zaten kimi Bilim Kurulu üyeleri açıktan olmasa bile dolaylı olarak bu duruma dikkat çekiyorlar.
•••
Yasakların esnetilmesinde sağlık emekçilerinin büyük çabaları var. Bu çabalarla, virüsün etkisinin gözle görülür bir şekilde düşüşe geçmesiyle beraber virüsün yayılma hızı beklenenden daha erken dönemde azaltıldı. Pazartesi günü açıklanan resmi verilere göre, virüsün yayılma hızı yüzde 4.5’a kadar geriledi. Ölüm sayıları geçen haftadan itibaren yeniden iki haneli sayılara indi.
Sağlık Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu “temas zinciri” (filyasyon) yöntemi, önceleri rakamları yükseltmesine karşın sonrasında ise gerilemesinin en önemli aşamalarından oldu.
Ayrıca, bugüne kadar 150 bine yakın kayıp veren Avrupa’daki ülkelerin başlatacağı “önlemlerde esneklik” uygulamaları ülkemiz için örnek ve rehber olacak. 30 bine yakın kayıp veren İtalya, 25 bin kaybı olan İspanya ve Fransa, 29 kaybı olan İngiltere ile 7 bine yakın kaybı olan Almanya’nın “esneklik” uygulamalarının yansımaları dolaylı olarak bizi de etkileyecektir.
•••
Rakamlar aşağı çekilmişken bir de madalyonun diğer yüzü var ki, ön yüzündeki olumlu tablo kadar dikkat edilmesi gereken bir durum.
Şöyle ki, Türkiye’de rakamlardaki düşüşe karşın, özellikle turizmde en büyük müşterilerden Rusya’daki tablo maalesef pek parlak değil. Rusya, şu günlerde günlük ortalama 10 bin yeni vakayla ABD’den sonra dünya genelinde ikinci sırada.
Uzmanlar, henüz Kovid-19’la mücadelede durumu toparlayamayan Rusya’nın tabloyu düzeltmek için önünde en az bir ay olduğuna dikkat çekiyorlar. Kaldı ki Rusya’dan gelecek turistler kadar Avrupa’dan gelecek turistlerin hali de ülkemiz için önemli.
Turizm için mücadele kuralları esnetilen kentlerimizde virüsün yayılmasını önlemek, ülke genelindeki mücadele için oldukça kıymetli.
Bu bağlamda, rakamların bu kadar aşağı çekilmesi sonrasında yaşanacak herhangi bir olumsuzluk, hem mücadele edenler, hem de toplum açısından ciddi bir travma ya da kırılma noktasına neden olabilir. Bu süreci çok dikkatli ve özenli yönetmek gerekiyor. Eskilerin deyimiyle “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayalım” sözü akıllarda olmalı.
Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü’nün “Koronavirüse karşı etkili aşı geliştirilinceye kadar büyük risk devam edecek. Asıl sorunumuz aşıyı nasıl ve ne kadar çabuk geliştireceğimiz değil. Burada önemli olan aşıyı nasıl eşit bir şekilde dünyaya dağıtacağımız. Bazıları korunurken, diğerlerinin dışarıda bırakıldığı bir dünyayı hiçbirimiz kabul edemeyiz” açıklaması zihinlerimizde hep durmalı.
•••
Koronavirüs’ün Türkiye’de görülmeye başladığı ilk günlere göre virüsle mücadelede biraz daha bilinçlendiğini düşünüyorum.
Halkımızın “kısıtlamaların esnetilmesini” kesinlikle “gevşeme” olarak algılamaması gerekiyor. En azından kışa kadar izolasyon devam ettirilmeli.

Yaşlılarımız, gençlerimiz ve çocuklarımız biraz daha dayanmalılar…

/

Dünyayı sarsan, toplumsal ve ekonomik dengeleri alt üst eden Koronavirüs’ün Türkiye’de görülmesiyle başlayan süreçte yedinci hafta geride kalmak üzere.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın televizyon ekranlarından açıkladığı ilk vakayla birlikte Covid-19’la yüzleşen ülkemizde bugün itibarıyla 900 binden fazla test yapıldı. Test sonuçlarına göre, 112 bin 291 Covid-19 vakası tespit edilirken, 2 bin 900 Covid-19 hastası yaşamını yitirdi.
Virüsün Türkiye’de görüldüğü ilk günlerde, toplumsal izolasyonu sağlamak amacıyla özellikle büyük kentlerde sokağa çıkma yasağı uygulamasının başlatılması beklentisi vardı.
Fakat ülkenin ekonomik göstergelerinin etkilenmemesi için hükümetin uygulamaktan kaçındığı sokağa çıkma yasağı, virüsle mücadele rakamlarının istenilen düzeye gerilememesi nedeniyle bir süre sonra kaçınılmaz oldu.
Hükümet, önce 65 ve üzeri yaştaki yurttaşlar ile 20 yaş altındaki gençler için sokağa çıkma yasağını süresiz olarak başlattı. Yanı sıra, bahar mevsimi nedeniyle özellikle hafta sonlarında sokağa çıkışları denetim altına alınamaması sebebiyle bu kez kısıtlama getirilmeyenlerin izolasyonunu sağlamak için kısmi sokağa çıkma yasağı yürürlüğe konuldu.
•••
Sokağa çıkış kısıtlamaları virüsle mücadelede beklenen azalmayı sağladı kuşkusuz. 10 Nisan gecesinde yaşanan kaotik durumu saymazsak virüsün yayılma hızı yüzde 27’den tek haneli rakamlara indi. Bununla bağlantılı olarak, kimi akademisyenlerin yanında hükümetin de yaptığı açıklamalarda ortaya konan olumlu tablo, özellikle 65 yaş üzeri ve 20 yaş altındaki kısıtlı grupta “sokağa çıkma” beklentisini yarattı.
Sosyal medya başta olmak üzere yazılı ve görsel medya üzerinden yapılan paylaşımlarla sokağa çıkmasında sakınca görülen kesimde oluşan beklenti, her geçen gün tıp camiası ve hükümet üzerindeki baskıyı artırmaya başladı.
Buna karşın, aralarından Bilim Kurulu üyelerinin de bulunduğu bazı doktorlar, kısıtlamaların ve önlemlerin devam ettirilmesinden yana olduklarını kamuoyuna açıkladı. Örneğin Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Tevfik Özlü ve Prof. Dr. Alpay Azap ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sait Sözen, bu görüşteki isimlerden bazıları.
Virüsün yayılma hızı ve tedavi rakamlarında olumlu tablo oluşmasıyla önlemlerin gevşetilmemesini talep eden uzmanlar, geriye dönülmesinden endişe duyduklarını dile getiriyorlar.
Sağlık Bakanı Koca’nın her akşam açıkladığı rakamların bazılarında gözle görünür bir düzelme var, kabul. Fakat aynı tabloda, “her gün ortalama 3 bin dolayında yeni vaka tespit edilmesi” ve “112 binden fazla tedavisine başlanan Covid-19 hastası” gerçekleri de gözümüzün önünde duruyor. Ve, bu sayılar her geçen gün artıyor maalesef. Yani halen virüs etkili, kendisinin nefes alacağı vücutlara erişmekte zorlanmıyor.
•••
Evet, kısıtlama altındaki yaşlılarımız ve gençlerimiz bu süreçten biraz yoruldular. Mental olarak keyifsiz günler yaşıyorlar. Kabul, haklılar da…
Ama belirtmek gerekir ki; virüsün mekaniği henüz tespit edilmiş değil. Doktorlar, yeni bir dalganın başlamasından endişe ettiklerini her ortamda söylüyorlar. Nihayetinde Covid-19 bir grip virüsünün türevi. Tedaviyle iyileşenlerin yeniden hastalığa yakalanma olasılığı yok değil.
Ayrıca, virüsün yayılma durumu da tam olarak kontrol altına alınmış değil. Önümüzdeki kışa nasıl bir tabloyla karşılaşacağımız belli değil. Zaten, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün yaptığı “önlemler sürecek” açıklamasının gerekçesi bu durum.
Bu grupta yer alan dört ebeveyn ve bir çocuktan oluşan beş aile bireyinin yanı sıra katil virüsle doğrudan mücadele eden bir doktorun eşi olarak “kısıtlamaların biraz daha devam etmesi gerektiği” kanaatindeyim maalesef.
İşte bu yüzden yaşlılarımız, gençlerimiz ve çocuklarımız biraz daha dişlerini sıkmak durumundalar.

TBMM 100 yaşında…

/

“(…) Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara’ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları olmuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken, bir taraftan da Ankara’da toplanmakta olan ve genel durumu daha iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis’in toplanamaması gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini, düşünüyordum. Bunun için Meclis’in açılmasında acele ediyordum. Nihayet, gelebilmiş olan milletvekilleriyle yetinerek, Meclis’in, Nisanın 23’üncü Cuma günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün memlekete yaptığım tebligat metnini, o günün duygu ve düşüncelerine ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum.
Telgraf: çok ivedi
Ankara’ya acele yazı gönderilmesi
Ankara, 21.4.1920
Kolordulara (14’üncü Kolordu Komutan Vekilliğine), 61’inci Tümen Komutanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey’etlerine, Belediye Başkanlıklarına
1 Tanrının lûtfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2 Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.
3 Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4 Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir.
Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.
5 Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6 Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
• • •
22 Nisan 1920 tarihinde de şu küçük tebliği yayınladım:
Telgraf Dakika geciktirilmeyecektir.
22.4.1920
Bütün Valiliklerle, Müstakil Sancaklara, Kolordulara, Nazilli’de Albay Refet Beyefendi’ye, Bursa’da 20’nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri’ne, Bursa’da 56’ıncı Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Beyefendiye, Balıkesir’de 61’inci Tümen Komutanı Albay Kâzım Beyefendi’ye Tanrı’nın lûtfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askerî ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur.
Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal”
(Nutuk, Kemal Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi, 2006, (s. 293-295)

Organize olabilmek

/

Salgın hastalık günlerinde organize olabilmek…

“Bu coğrafyanın kaderi…” tümcesinin içinde yer aldığı cümle ya da cümleler, nefes aldığımız bu topraklarda bir şeylerin ters gittiğinin ipuçlarını gösterir çoğunlukla.
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsle yatıp kalktığımız bugünlerde
yaşananları gördükçe bu tümceyi daha
sık kullanır olduk milletçe.
Nasıl olmayalım ki?
Bir yanda toplumun, diğer yanda ise
devletin, koronavirüsün yarattığı ortamdaki organize olamamış halini görmek
yürekleri burkuyor, kuşkusuz.
Toplum açısından baktığımızda;
salgın hastalığın ilk vakalarının ortaya
çıkmasıyla birlikte hükümetin başlattığı
“evde kal” çağrılarına kulaklarını tıkayanlar, sanki hiçbir şey olmamışçasına
soluğu sokaklarda aldılar. Tüm uyarılara
rağmen genel bir umursamazlık hali var.
Ne zaman ki, devlet katı kuralları uygulamaya koydu, sonrasında sokaklar biraz
olsun boşalabildi. Sokaklar elbette henüz
istenilen duruma gelmiş değil.
Yetmemiş gibi, geçen cuma gecesi
yaşananlar da toplumun kendi içinde
organize olamamasının bir başka örneği
olarak akıllarda kaldı. İçişleri Bakanlığı’nca alınan sokağa çıkma yasağına
dakikalar kala yaşananların görüntüleri
henüz belleklerdeki sıcaklığını koruyor.
Yasak kararının duyulmasıyla sokaklara fırlayanlar, iki günlük yasak süresince
tüketeceklerini satın alabilmek uğruna
sağlık çalışanlarının bir aydır verdiği
mücadelenin heba olmasının yolunu
açtılar. İki saatlik heyecan, hem virüsle
mücadeleye önemli oranda sekte vurdu,
hem de iktidar partisi içinde büyük bir
siyasi krize neden oldu.
Burada toplumun kendi içinde organizesini sağlayabilme çerçevesinde özellikle sivil toplum örgütlerinin yeterli çabayı
gösteremediğinin altını çizeyim. Kanımca, STK’lar bu süreçte sınavı geçemediler. Buna karşın büyükşehirlerde yurttaşa
katkı vermek isteyen belediyeler ise,
İçişleri Bakanlığı’nın inşa ettiği duvara
çarptı. Şimdi kimi koşulları zorlayarak
sıkıntıda kalan yurttaşlara küçük dokunuşlar yapmaya çalışıyorlar.
• • •
Konuya devlet açısından baktığımızda
da pek farklı bir tablo yok karşımızda
maalesef. Bireyin temel ihtiyaçlarını
sağlamada önemli görev üstlenen devletin, Kovid-19’la mücadele sürecinde
de organize olmuş halini göremiyoruz ne
yazık ki.
Virüsün dünyaya yayılmasının üzerinden üç buçuk ay geçti. Türkiye’de ilk
vakanın görülmesi sonrasında bir ayı
geride bıraktık.
Şöyle bir aylık bir süreci mercek altına
aldığımızda; bir yanda üzerlerine düşenleri yerine getirenleri, diğer yanda
da gerekli reaksiyonu zamanında tam
gösteremeyenleri görmek mümkün.
Sağlık Bakanlığı’nı bunun dışında
tutuyorum. Sağlık emekçileri, virüsünle
mücadelenin tam göbeğindeler. Mevcut
koşullarda canları pahasına ellerinden
geleni fazlasıyla yapıyorlar, yapmaya çalışıyorlar. Ayrıca, Sağlık Bakanı Fahrettin
Koca’nın Hipokrat yeminine bağlı bir
hekim olarak koronavirüs mücadelesinde
yer aldığı kanaatindeyim. Bakan Koca’yı,
siyasetten daha ziyade sağlık emekçilerinin yanında görüyorum.
• • •
Ancak, aradan bir ay geçmesine karşın
daha yolun başındayken yapılması gerekirken halen yeni yapılan düzenlemeler
var. Biraz ağır kalan devlet kurumlarını
bu süreçte görmek mümkün.
Misal, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
yurtdışından gelen ve sıhhi bir risk taşıyıp taşımadığı kontrol edilmeyen gemilerle temas kurulmaması genelgesini
daha önceki gün valiliklere gönderdi.
Misal, ülke genelinde koronavirüse
(Covid-19) yakalanan tüm vatandaşların
tedavilerinin, kişinin sosyal güvencesi
olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz
yapılmasını sağlayacak Cumhurbaşkanlığı kararı daha dün yayımlanabildi.
Misal, İzmir’deki vaka sayısının yüksek
olmasına neden olduğu belirtilen Türkiye
– İtalya – Türkiye arasında deniz yoluyla
yapılan ro-ro taşımacılığı birkaç gün
önce sonlandırıldı.
Misal, İçişleri Bakanlığı’nın kimi
kısıtlamalar çerçevesinde yayımladığı
genelgelerle ortaya çıkan eksiklik ve
aksaklıkların çözülebilmesi için yeniden
düzeltme genelgeleri yayımlanıyor.
Misal, Diyanet’in gidişini organize
ettiği, ancak dönüşünü organize edemediği umre ziyaretçilerinin karantinaya
alınmasında yaşananlar da planlama ve
organizasyon eksikliği olarak kayıtlara
girdi.
Misal, kullanılacak maske, tulum,
eldiven gibi ihtiyaçların yetersizliği görülüyor. Devlet, özellikle maskeleri ihtiyaç
sahiplerine kolay ve hızlı ulaştırmayı
henüz organize edebilmiş değil.
Misal, hükümet, yerel yönetimlerle
organize olarak sorunların çözümlerini
basitleştirebilirdi.
Örnekleri artırmak elbette mümkün.
Ne ki, devlet olmanın en önemli özelliklerinden birisi de, ani gelişen bu tür
süreçlerde organize olup hareket kabiliyetini yükselterek oluşan potansiyeli en
verimli biçimde bireye/topluma yansıtabilmektir.
Türkiye’de devletin, benzer süreçler
için bu özelliğini geliştirmesi ve her an
gerek kendi içinde gerekse toplumla
birlikte kolayca organize olmayı sağlaması gerekiyor. Aksi takdirde daha
zorlu süreçler bizi bekliyor. Bu coğrafya
kaderimiz olmasın.