Kategoriye Gözat

Zeynel Lüle- Sayfa 7

Siyaset kıskacında Ayasofya

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Siyasetin nefret dili topluma yansıyor

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Tarih yeniden kurgulanıyor

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !

Demokrasi mi Otokrasi mi?

/

Hatırlayacaksınız, bundan yaklaşık bir hafta önce Alman Bertelsmann Vakfı’nın iki yılda bir yayınladığı ‘Dönüşüm Endeksi’ araştırmasında Türkiye, ‘Otokrasi’ ile yönetilen ülke konumunda gösterildi. Bu durumun, 2017’deki anayasa değişikliği referandumunun ardından Haziran 2018’de yeni sisteme geçilmesiyle Türk siyasetinde yeni bir dönemin başladığı, parlamenter sistemin yerine aşırı güçlü bir cumhurbaşkanının mevcut olduğu yeni bir başkanlık sisteminin gelmesiyle oluştuğu ifade ediliyor.
Türkiye’nin artık ‘Demokrasiyle yönetilen ülke’ olarak sınıflandırılamayacağına dikkat çekildi raporda. “Ülkenin iç politikası ve uluslararası ilişkilerinde radikal bir dönüşüm gerçekleşti” sözlerine yer verildi. İncelenen ülkeler arasında Türkiye, “Demokrasi Statüsü” sıralamasında 10 üzerinden 4,9 puanla 77’nci sırada geldi. Bu puan ile Türkiye, orta kategori olan “ılımlı otokrasiler” grubunda sınıflandırıldı. Böylece Türkiye, Bertelsmann tarafından ilk kez “otokrasi” olarak sınıflandırılmış oldu. Buna basın özgürlüğünün kısıtlanması, insan haklarının ihlal edilmesi ve güçler ayrılığı ilkesinin saf dışı bırakılması gerekçe gösterildi.
Sadece bu raporun yayınlanmasından sonraki dönemde, yani son bir haftada atılan adımlar da, bu raporu doğrular nitelikte… Medyayı ‘virüs’ olarak adlandıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, RTÜK üzerinden ‘muhalif medyayı’ cezalandırmaya başladı. Medyada ki muhalif sesleri susturmak ve sindirmek amaçlı cezalar yağmaya başladı. Tele1’e, Halk TV’ye, Fox TV’ye ve KRT’ye…
İnsan hakları ve demokrasiye yüksek sesle sahip çıkan Barolar, Mühendis ve Mimarlar odası ve Türkiye Tabipler Odası gibi kurumlara da el attı Cumhurbaşkanı. Özellikle Ankara barosu ve bazı meslek kuruluşlarının, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamaları sonrasındaki tepkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı harekete geçirdi. Meslek kuruluşlarının sesini kısma operasyonu başlattı. Meslek kuruluşlarının seçim usullerinin yeniden belirlenmesiyle ilgili taslak hazırlandı ve çok yakında meclisten geçecek. Yani sistem tamamen değiştirilip, meslek kuruluşlarının ‘muhalif’ sesi kısılacak.
Bununla da yetinilmedi. Ekonomi konusunda görüş belirten finansal kuruluşlar, ekonomi yazarları ve uzmanların da sesinin kısılması için harekete geçildi. Hafta başından bu yana yükselişini devam ettiren ve dün tarihi rekorunu kıran dolarla ilgili haber ve görüşlere “düzenleme” getirildi. Resmi Gazetede yayımlanan yönetmeliğe göre, “finansal sisteme olan güveni zedeleyerek riske neden olabilecek şekilde bilgi ve söylentiler yaymak” manipülasyon olarak değerlendirilecek. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) piyasa üzerinde yeni yetkiler tanındı. Yani ekonomi konusunda muhalif sesler de hedefte…
Muhalif gazeteci ve yazarların yaratılan gerekçelerle tutuklanmaları, Osman Kavala’nın üç yıla yakın bir süreden beri ‘Gezi’ olaylarının tek sorumlusu olarak hapiste tutulması, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerini, belediye başkanlarını ve kurmay heyetini hapishanelere atmak ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak, en tanınmış üyelerini siyasi sahneden uzaklaştırmak bu operasyonun bir parçası…
AB’den uzaklaşan Türkiye, 1949’dan beri üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nde de ‘denetim’ altında… Demokrasi mi Otokrasi mi?

Herkes özgür ve eşit doğar

/

Herkesin, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği dâhil, hiçbir ayrımcılıkla karşılaşmadan yaşama hakkı bulunmaktadır. Bu hak gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2. Maddesi, gerekse temel uluslararası insan hakları sözleşmelerinin ayrımcılık yasağına dair hükümleri ile korunur.
Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) kişilere aynı hakların sağlanması gerekir. Bu, uluslararası insan hakları hukukunun esasını oluşturan iki temel ilkeye dayanmaktadır: eşitlik ve ayrımcılık yasağı…
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin giriş sözcükleri şöyle: “Bütün insanlar onur ve haklar bakımından özgür ve eşit doğar.” Ne var ki, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa karşı yeterli yasal korumanın bulunmaması ile sıklıkla birlikte görülen ve derinlere kök salmış homofobik tutumlar, dünyanın her bölgesinde her yaştan çok sayıda LGBT bireyi korkunç insan hakları ihlallerine maruz bırakmaktadır.
Son olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın sözleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlere kesin ifadelerle, hatta daha fazla ileri giderek sahip çıkması…
Halbuki herkes özgür ve eşit doğar. Devletler, uluslararası hukuk kapsamında kişilerin teminat altına alınmış olan yaşam hakkı ve kişi güvenliğinin saygı görmesi, korunması ve yerine getirilmesi için hukuk dışı infazlardan sorumlu suçluları etkin biçimde soruşturmalı, kovuşturmalı ve cezalandırmalı; ayrıca bireylerin cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri temelinde şiddetten korunması için nefret suçu kanunlarını çıkarmalıdır. Nefret saikli şiddetin kayıt altına alınması ve rapor edilmesi için etkin sistemler kurulmalıdır. Şimdi bu durumda Diyanet İşleri Başkanı mı, bu sözlere karşı çıkan ve ‘nefret suçu işlendiği’ uyarısını yapan Ankara Barosu mu suç işliyor?
Türkiye’de din, eşcinselliği dışlarken aynı din ile arasına mesafe koyması gereken laik sistem, Diyanet İşleri Başkanlığı ile eşcinselliğe karşı hoşgörüsüzlüğün üretilmesinin, sosyal ve bireysel hayatlardan kovulmasının maalesef maddi zeminini yarattı. Yani laik sistem, eşcinsel kimliği korumadı, kollamadı. Bu nedenle hala kanunlarda tam olarak ‘cinsiyet eşitliği’ sağlanamadı ve eşcinseller dışlandı.
İslam dininin hegemonik kanadının politik eleştirileriyle yetinmeyip diğer dinsel yaklaşımların (Aleviler, Hıristiyanlar, Ateistler…) taleplerinin de dinsel özgürlükler tartışmasına dâhil edileceği bir süreci beraberinde getirmesi gerekir.
Azınlık dinlerinin henüz eşcinsel varoluşa dair yaklaşımlarındaki muğlaklık, maruz bırakıldıkları baskıların ve engellemelerin sürekliliği ve beraberinde gelen kırılgan yapılarından dolayı anlaşılabilir. Benzer baskılara maruz kalan Alevi toplumunun ise son yıllarda geliştirdikleri özgürlükçü yaklaşımlar, dinsel özgürlüklerin sadece kendi dini için değil ayrımcılığa karşı bütünsel bir özgürlük talebine dâhil edilebileceğini göstermesi cesaret verici. İşte bu nedenle dinsel özgürlük tartışmaları, farklı inanç özgürlüklerini baskılamayacak, sosyal ve medeni özgürlüklere dinsel bir temelden kısıtlama ve dışlama geliştirmeyecekleri şekilde ‘insan hakları’ temelinde yürütülmeli. Özgürlük tüm toplumlar için talep edilmeli…
Çünkü her birey eşit ve özgür doğar.

Neden çocuk bayramı?

/

Mustafa Kemal Paşa, meclisin Ankara’da toplanmasını birçok defalar İstanbul Hükümetine bildirmişse de cevap alamamıştı. Er geç İstanbul’un işgal edileceğini biliyordu. İstanbul Hükümeti de Ankara’yı tanımak istemiyordu. 

Sonunda 12 Ocak 1919 da açılan İstanbul Meclisi, 16 Mart 1919 da İstanbul’un işgali ile dağılmış ve dağıtılmıştı. 

İstanbul’un işgalinden üç gün sonra, 19 Mart 1919’da Atatürk, Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve derhal seçim yapılmasını bildiren yazısını, sivil ve asker bütün teşkilatlara telgrafla iletmişti. İstanbul’dan kaçan bir kısım milletvekillerinin de Ankara’ya gelmek üzere yola çıktıkları öğrenilmişti. Ayrıca, yeni açılacak meclis için bina aranmış ve evvelce ittihat terakkinin fırka binası olarak yaptırdığı fakat tamamlatamadığı bina uygun bulunmuştu. 

İstanbul’dan bazı milletvekilleri de gelmişti. Yunus Nadi, Hamdullah Suphi, Mazhar Müfit beylerle Halide Edip hanım gelenler arasındaydı. Paşa, bu münevver ve yetişkin milletvekillerinin Ankara’ya gelmelerine çok memnun olmuştu. Meclis 115 milletvekili ile 22 Nisan 1920 Perşembe günü açılacaktı. Fakat Halife ve Damat Ferit Hükümetinin heyet-i temsiliyeyi “dinsiz” olarak tanıtan yayınları, Anadolu halkı üzerinde tesirsiz kalmamıştı. 

İstanbul Hükümetinin muhtemel bir dinsizlik propagandasına meydan vermemek için Meclisin açılması bu sebeple 23 Nisan Cuma gününe bırakılmıştı. 23 Nisan sabahı Ankara bir bayram günü gibi canlı ve neşeliydi. İhtiyarı, genci, kadını, kızı sabahın erken saatlerinde en güzel elbiseleriyle sokaklara dökülmüştü

Meclisin açıldığı günün akşamı yatsı vaktinden evvel Yunus Nadi, Mazhar Müfit, Ruşen Eşref, Fethi beylerle Hoca Feyzullah efendi ve birkaç milletvekili direksiyon binasında toplanmışlar, Atatürk ile sohbet ediyorlardı. Bu konuşmalar arasında bir milletvekili, “Paşam, bu güzel günün adını henüz koymadık. Bir ad koyalım” dedi. Bunun üzerine Paşa, yarı karanlık odada koltuğundan doğrularak, “İşgal kuvvetlerini nasıl olsa atacağız. Fakat karşımızda 600 küsur senelik bir imparatorluğun dağılmış da olsa bir hükümeti duruyor. Onun karşısında meclisimiz çocuk sayılır. Onun için bu günün adına “çocuk bayramı” diyelim. Büyüsün ve kendi zaferini kendi ilan etsin” dedi. Mustafa Kemal’in bu sözleri, oturanların alkışları ve tasvipleriyle karşılandı. Böylece 23 Nisan Meclisin açılış günü Çocuk Bayramı olarak kabul ve ilan edildi. 

Bu anı, bizzat ‘Can Yoldaşım’ adlı kitabımda aktardığım haliyle, dedem Ali Çavuş’a aittir. Atatürk’ün 1919’dan 1926’ya kadar yanından bir dakika bile ayrılmamış yaverine… 

Bize bu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni armağan edenleri minnet ve rahmetle anıyoruz. 

Dünyayı kadınlar yönetmeli

/

Dünyayı kasıp kavuran ‘Koronavirüs’ salgını bize, kadın yöneticilerin erkeklerden çok daha başarılı olduğunu gösteriyor. Kadınların yönettiği ülkeler, alınan kararlar, erken önlemler ve yerinde tespitlerle bu sorunu çok daha doğru ve iyi yönettiğini gösteriyor. Ekonomik olarak gelişmiş olan Almanya, İzlanda, Danimarka, Tayvan, Hong Kong, Yeni Zelanda, Finlandiya ve Norveç’in ortak özelliği kadınlar tarafından yönetiliyor olması… Bir diğer ortak özellikleri ise,  Kovid-19 salgın sürecini en ‘az hasarla’ yaşıyor olmaları…

Ing-Wen’ın yönettiği Tayvan koronavirüsle mücadelede dünya lideri. Ocak ayında koronavirüsün yayılmaya başladığı ilk dönemlerde 124 farklı önlem alarak ülke çapında karantina ilan etti. 

Merkel’in Almanya’sı, koronavirüsle mücadelede Avrupa birincisi. Almanya’da vaka sayısı 130 bini geçse de koronavirüs kaynaklı can kaybı sayısı Avrupa’da hastalığın hızla yayıldığı İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere gibi nüfusu fazla ülkelerin 5’te biri kadar oldu.

Finlandiya’nın 34 yaşındaki genç başbakanı Sanna Marin, internetin oldukça yaygın olduğu ülkede sosyal medya fenomenlerini kullanarak başlattığı farkındalık kampanyasıyla başarı sağladı.  

İzlanda’yı 2017 Kasım’ından beri kadın Başbakan Katrin Jakobsdottir yönetiyor. 

İzlanda, hemen hemen tüm nüfusa koronavirüs testi uyguladı, hemen karantina altına alınarak hastalığın yayılmasının önüne geçti. Dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkelerinden biri olan Norveç’i, 2013 yılından bu yana kadın Başbakan Erna Solberg yönetiyor. Ülkede bugüne kadar 700’e yakın Covid 19 vakası görülürken, can kaybı ise sadece 139 oldu. Danimarka ise, Covid 19’u kontrol altına aldı, alınan önlemler kaldırılmak üzere. Danimarka’da Başbakan Mette Frederiksen’in üç dakikalık halka seslenişi ülkede oldukça ses getirmiş, ülkede okullar kamu kurumları, lokanta, kafe ve barlar geçici süreliğine kapatılmıştı. Jacinda Ardern’in yönetimindeki Yeni Zelanda’da Covid 19 kaynaklı ölüm sayısı sadece 9. Yeni Zelanda’da, tüm ülke karantina altına alındı. 

Bu tesadüf değil. Başarılı olmalarının nedeni kadın olmaları… 

Dünyanın önde gelen insan kaynakları ve organizasyon danışmanlık şirketi Korn Ferry Hay Group’un araştırmasına göre, kadınlar neredeyse tüm duygusal zeka yetkinliklerinde erkeklerden daha yüksek puan alıyor. Araştırma, kadınların etkin liderlik ile ilişkili olan duygusal ve sosyal yetkinlikleri erkeklere oranla daha iyi kullandıklarını ortaya koyuyor. 

Kadınlar ve erkekler arasındaki en büyük fark duygusal öz farkındalık yetkinliğinde. Kadınlar bu yetkinliği erkeklere göre yüzde 86 oranında daha fazla kullanıyorlar. Kadınlar erkeklere göre yüzde 45 oranında daha fazla tutarlılar ve karşılarındakiyle daha fazla empati gösteriyorlar. 

Karışık zamanlarda soğukkanlı davranmak, ilham vererek ekip birliğini oluşturmak, empati sahibi bir koç ve mentör rolü üstlenmek, geleceğin liderlerini geliştirmek gibi konularda kadınlar daha başarılı. 

Hep diyorum.. Türkiye’de de bazı sorunlar çözülecekse, bunu kadınlar yapacak. Erkekler değil… 

1 5 6 7