Cesur yeni iftar!

90’lı yılların ‘eğlence programı’ formatına denk düşen Nihat Hatipoğlu’nun Ramazan ‘şov’ları, bize ülkece nereden nereye geldiğimizi gösteriyor. Cenk Koray’ın kahkaha ve neşeyle ödül dağıttığı günler geride kaldı.

90’lı yılların ‘eğlence programı’ formatına denk düşen Nihat Hatipoğlu’nun Ramazan ‘şov’ları, bize ülkece nereden nereye geldiğimizi gösteriyor. Cenk Koray’ın kahkaha ve neşeyle ödül dağıttığı günler geride kaldı. Cehennem tasvirleri ve ilahilerle şahlanan ‘yeni Türkiye’, üstüne bizden para talep ediyor!

Seksenli ve özellikle doksanlı yıllarda televizyon denince akla ilk önce “eğlence programları” gelirdi. Bu da temel varlık nedeni “eğlendirmek” olan “sihirli cam” için gayet normaldi.
Eğlence programı formatı, şarkıdan yarışmaya, söyleşiden stand-up’a uzanan çok renkli bir bohça gibiydi. Bu bohçadan kimimize sevdiği müzisyeni canlı izlemek düşerken daha şanslı olanlarımız Cenk Koray’ın “Tele Kutu”suna bağlanıp son teknoloji ürünü merdaneli çamaşır makinesi kazanabilirdi!
Bir kuşak Erkan Yolaç’lar, Çetin Çeki’ler, Orhan Boran’larla büyüdü. Ardından Hülya Avşar’dan Mustafa Keser’e, pek çok şarkıcı ve türkücü bu alana girecekti. Artık devir, “İbo Show”ların devriydi.
Eğlence programı formatının son ve unutulmaz temsilcisi ise Süheyl – Behzat Uygur kardeşler olacaktı. Ne tesadüf ki AKP’nin iktidara geldiği 2000’lerden sonra eğlence programları popülaritesini yitirecek, “Şahane Pazar”lar bir daha dönmemek üzere ekrandan ayrılacaktı.

Nihat Hoca bu yıl da Korona şartlarına rağmen programına devam ediyor, hatta özgün formatını çağın gereklerine uyduruyor. O şimdi boş stüdyoda
Instagram’dan şirin çocukların dualarını kabul ediyor, seyirci sorularını “Haydi şimdi bir Whatsapp alalım” diye yılmadan yanıtlıyor. Böylece dinle hiç alakası olmayanların bile “keyifle” izleyebileceği bir temaşa ortaya çıkıyor.

EĞLENCE DİNSELLEŞİRKEN…
Bu vedada TV sektöründeki küresel değişimin de payı vardı kuşkusuz. Zira artık internet keşfedilmiş, seyirci dilediği “içeriğe” dilediği zaman ulaşır hale gelmişti. Bu durumda kimse, “Mehmet Ali Bey” (Erbil) yarışma arasında espri yapıp parmak sallayacak diye ekran başında bekleyemezdi.
Ama Türkiye’de asıl yaşananın sektörel bir dönüşüm değil, köklü bir kültürel değişim olduğunu görüyorduk. Şimdi moda, buram buram töre kokan bol tabancalı diziler ve “kırsal”ın “cinsel devrimi”ni canlı yayında ifşa eden “reality show”lardı.
Ama tabii televizyonun asıl işi, bu “milli ve manevi” değerleri yaymak (!) olduğu kadar aynı zamanda insanları eğlendirmekti. Ve AKP Türkiye’sinin “eğlence programı” formatını da dini bütün bir hocanın belirlemesi en güzeliydi. Ve işte karşımızda Nihat Hatipoğlu, bizlere her akşam Sultanahmet Meydanı’ndan hayırlı iftarlar dilemekteydi!


BOTOKS ORUCU BOZAR MI?
Tabii ki müzikli bir “eğlence” formatıydı Nihat Hoca’nınki. Sadece pop starların yerini ilahiler almıştı. Üstelik seyirciler de hocaya canlı canlı soru sorabiliyor, “Kaş aldırmak mübah mı?” ya da “Botoks orucu bozar mı?” gibi konularda aydınlanıyorlardı. “Kuzenine göz koyan adam”ın hikâyesini ibretle dinliyor, baldızımızın hangi şartlarda helal olabileceğini (!) Nihat Hoca’ya danışabiliyorduk.
Tabii ki tek derdi seks ya da oruç değildi insanımızın. Ay

rıca düğünde takılan altınlara kayınvalidelerin ortak çıkmasından yakınıyorduk. Böylece “mehir” diye bir kavramla tanışıyor, ev hanımlarını aç gözlü kocalarından koruyorduk.
Müminlere uçsuz bucaksız cennet ormanlarını müjdeliyordu Nihat Hoca… Ve oradaki karpuz büyüklüğündeki üzüm tanelerini tasvir ediyordu. “Böyle bir yere kim gitmek istemezdi”?..
Ama haşa huzurdan, günah işleyenler için öteki âlemde ateş dolu kuyular ve büyük bir azap vardı. Yani dünyevi “eğlence”de aşırıya kaçanın sonu, ebedi pişmanlıktı.


BİR 10 LİRA RİCA ETSEK?!..
Nihat Hoca bu yıl da Korona şartlarına rağmen programına devam ediyor, hatta özgün formatını çağın gereklerine uyduruyor. O şimdi boş stüdyoda Instagram’dan şirin çocukların dualarını kabul ediyor, seyirci sorularını “Haydi şimdi bir Whatsapp alalım” diye yılmadan yanıtlıyor.
Ve rejide en komikler seçildiği için midir, bilinmez; kendisi bile gelen sorulara tebessüm ediyor. Böylece dinle hiç alakası olmayanların bile “keyifle” izleyebileceği bir temaşa ortaya çıkıyor.
Bu temaşanın içinde, “Ziraat Katılım”ın dinî bir programa sponsor olmasının faizsiz kara mizahı var. Aynı zamanda bir toplumun, her gün okuduğu “Fatiha Suresi”nin anlamını 2020 yılında Nihat Hoca’dan öğrenmesinden doğan trajikomedi var.
Tam da hoca sevgiden, kardeşlikten bahsederken araya giren dizi fragmanında silahlar patlar, kan gövdeyi götürürken yaşanan şokun ironisi var.
Evet, 1990’lar Türkiye’si de “faili meçhul”ler ve ekonomik krizlerden dolayı pek neşeli bir yer sayılmazdı. Ama bugün Nihat Hoca’nın ceketiyle özdeşleşen “ekoseli dindarlık” sahnesinde nasıl bir ülkeye dönüştüğümüzün karikatürü var.
Gülüp geçebiliriz elbette. Neticede Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sına taş çıkartacak bir tür distopyanın içinde yaşıyoruz.
Ne tuhaf. 90’larda Cenk Koray’ın eğlence programında iyi kötü müzik seti veya mikser çıkabiliyordu kutumuzdan. Şimdi Nihat Hoca’nın ricasıyla üstüne bir de 10 lira ödüyoruz.

Yazan: Memetcan Demiray

0  0,00
Whatsapp Destek
1
Merhaba ;
Sizlere nasıl yardımcı olabilirim ?