Çocuklar genellenemez öğretmenim!

Sırtını Canik Dağlarına yaslamış, yeşilin bin bir tonunu görebileceğiniz güzel Erbaa’nın küçük bir köy okulunda başladım öğretmenliğe. Şimdi hemen hepsi evli barklı, çoluk çocuğa karışmış, istikbale ışıl ışıl bakan öğrencilerim oldu. Her biri ayrı bir değer. Genç yaşın verdiği coşku ve idealistlikle tüm meslektaşlarım gibi benim de “Daha fazla ne yapabilirim?” sorusu hiç bırakmadı peşimi. Telefonların daha akıllanmadığı, çocukların da şimdiki gibi iktidarı ele geçirmediği(!) yıllardı. Pek çok yerde olduğu gibi görev yaptığım köyde de çocuklar çoğunlukla “insanın küçüğü” olarak değerlendiriliyor, okul dışında da pek çok sorumlulukla karşı karşıya bırakılıyordu. Kısa sürede çok iyi anlaştık onlarla. Rehber öğretmeni olarak görevlendirildiğim öğrencilerimle öğle arasında teke tek sohbetler ettim, rehber öğretmeni olmayan bu küçük okulun daracık müdür muavini odasında. Onlar konuştu, ben dinledim. Ben dinledikçe onlar anlattı. Ve o zaman anladım ki bu çocukların dinlenmeye, dinlendiğini bilmeye hülasa değerli olduğunu hissetmeye ihtiyacı var.

/
Merhaba Sayın Gazete Pencere okuyucusu.
Bu içeriğin devamını görebilmeniz için sitemize abone olup yapmanız gerekmektedir.
Eğer abone değilseniz
BİZE KATILIN !