DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM

Haruki Murakami, “Fırtınadan çıktığın zaman, ona yakalanan kişi olmayacaksın; işte fırtınaların konusu budur” diyor, Sahilde Kafka isimli romanında... İçinde bulunduğumuz dönem dünyayı da bizleri de değiştirecek; kaçınılmaz olarak. Sokrat’a kulak vermeli ve enerjimizi eski olana odaklayıp bu değişim ile savaşmaktansa, onu bir an önce kabullenmeli ve harekete geçerek yeni olanı inşa etmeliyiz.

Evde çalışmayla birlikte çevrimiçi çalışma koşullarına nasıl da hızlı adapte olduk! Aynı ofis katında iken bile, birbirine elektronik posta atan ofis çalışanları olarak, büyük bir kısmımız, gereksizce ofis ortamına gidiyorduk sanki!.. Mimarlar, tasarımcılar gibi mesailerinin büyük bir kısmını bireysel olarak proje üretmek, çizim ve hesaplama yapmak, sunum hazırlamak gibi işlerle geçiren yaratıcı ofisler şimdilik büyük bir travma yaşamadı, nitekim toplantılar da web konferanslar üzerinden yapılabiliyor. Elbette şu gerçeği göz ardı edemeyiz: ne mimarlık ne de ürün tasarımı kâğıt üzerinde bir iş değil; tasarımların uygulama süreçleri, sahada, yapı şantiyelerinde, fabrikalarda, imalathanelerde devam edecek. Bu alanlarla olan etkileşim azalmak zorunda kalacak. Tasarımcının daha çok detayı masa başında çözdüğü, sahaya daha az gideceği yeni bir dönem söz konusu. Zamanla, fikir işçisi ile fiziki işçi arasındaki mesafe ve bunların maddi yansımaları da ortaya çıkacak. İnşaat sektöründe robotların kullanımı, endüstri 4.0 gibi gelişmeler özellikle son beş yıldır gözümüze takılan yeniliklerdi; bunlar artık sektörel zorunluluklar olacak.

Tasarım süreçleri, her zamankinden daha fazla teknik detay çözerek dijitalleşmek durumunda. Projenin dijital ortamda çizilmesi, 3D yazıcıdan maket ve prototiplerin üretilmesi aşamasından, metanın kendisinin üretimine yönelik bir dijitalleşmeye geçişten bahsediyorum.

Yaratıcı endüstrilerin büyük yüzdesinin serbest çalışan statüsünde veya 10 kişiden az personel ile çalışan küçük ofisler olduğunu göz önünde bulundurursak, önümüzdeki yeni dönemde, bu ofislerin ekonomik bakımdan daha etkili kararlar alarak hayatlarına devam edeceğini düşünebiliriz. Evden çalışma düzenine kalıcı olarak geçişin artması, ödemelerin baştan alınması, karlılık sağlamayacak işlerin geri çevrilmesi, müşterilerle daha sağlıklı ve kalıcı ilişkiler kurulması gibi dengeleyici farklılıklardan söz edebiliriz. Trafikte veya ofis işleri ile zaman harcamayan yaratıcı insanların, zihinsel bakımdan kendilerini geliştirmek için daha çok vakitleri olacak ve işlerine daha çok odaklanacaklar. Bu değişimin yaratıcı üretime kalite bakımından olumlu yansımaları olacak gibi görünüyor bana. 

Zoom patlaması

Web konferans alanında herkesin yaygın olarak kullandığı tek bir uygulama öne çıktı: Zoom. Uygulama bir saate kadar olan kullanımları ücretsiz sunuyor ve aynı anda 100 kişinin birbiri ile video konferans yapmasına olanak veriyor; onu bu denli yaygınlaştıran da bu özellikleri. Evlere kapandığımız bu 3 ay içerisinde firmanın ekonomik hacmi %87 oranında arttı ve kurucusu Eric Yuan’ı dünyanın milyarder listesinde 18. sıraya yerleştirdi bile. Firmada %20 hissesi bulunan Yuan bir Çinli ancak Zoom, Silikon Vadisi’nde doğmuştu. Yuan 90’lı yıllarda, üniversite okurken şimdiki eşi olan sevgilisini görmek için her hafta 10 saat tren yolculuğu yaptığını ve onu görmenin başka bir yolu daha olması lazım diyerek Zoom’un ilk fikrini geliştirmeye başladığını söylüyor bir söyleşisinde! Fiziksel mesafenin gündemde olduğu günümüzde sosyal buluşmalar da, üniversite dersleri de Zoom‘dan yapılıyor. 

Eğitimin çok büyük bir oranda dijitalleşeceğini, ilk ve orta öğrenimin çevrimiçi sağlanırken, yüz yüze eğitimin daha özel bir hizmet olarak sunulacağını düşünebiliriz. Çocukların okulda geçirdiği saatler, anne babaların özgürlükleri bakımından önemli bir yer kaplıyor bu nedenle bu geçiş oldukça zorlu olabilir. Bakıcılık sitemi, çocuk ve ev bakımı anlayışından çocuk ve eğitim asistanlığı anlayışına geçebilir; eğitimin özelleşmesi, pahalılaşması ve bu türden bir özel hizmet gereksinimi doğurması ile birlikte gelecek toplumlarda, alınan eğitimin biçimi sınıfsal farklılıklar yaratabilir; büyük bir kırılma noktasının adımları bugünlerde atılmış olabilir. Yüksek öğrenimde çevrimiçine özel olarak tasarlanmış programlar artarken, üniversite yapısının bazı çok özel programları yüz yüze sunmak için yüksek fiyatlarla veya oldukça zorlu sınavlardan sonra hak edenlere sunacağı da uzak yıllar için öngörülerim arasında. Eğitim yaşamında kısa vadede, web konferans alanındaki ara yüz tasarımlarının iyileştirilmesi, ders programlarının ve materyallerinin dijital ortama uygun olarak hazırlanması biçiminde değişimler gündeme gelecektir. Fark yaratmak isteyen kuruluşlar önceden hazırlanmış videolar, arttırılmış gerçeklik gibi ileri teknolojileri işleyişlerine dahil edeceklerdir.

Plastikten bakıra malzemeler…

Pandemi sebebiyle hijyen amacı ile tek kullanımlık plastiklere hızla geri dönüş yaşandı. Oysa çok kısa bir süre önce plastik tüketimi ile ilgili tüm ülkeler ciddi yaptırımlar uygulamaya başlamışlardı. Ne var ki, özellikle sağlık çalışanlarının ihtiyaçları doğrultusunda plastik kullanımındaki eğilim tersine döndü. Plastiğin geri dönüşümüne yönelik çalışmalar, projeler ve fikirler her zamankinden daha önemli bir yer tutabilir pazarda; çünkü bu malzemeyi hayatımızdan silmek konusunda daha zaman gerekeceğini anlamış olduk. 

Virüs bakımından en avantajlı malzemeler metaller. Virüs çelik ve alüminyum yüzeylerde en fazla iki güne kadar tutunabiliyor. Bu dönemde yeniden keşfedilen bir malzeme ise bakır. Gerek Anadolu’da gerekse dünyanın farklı coğrafyalarında özellikle kap kacak olarak kullanılan bakır eşyalar, virüs ile bir kez daha önemli hale geldi. Bakır doğası gereği antibakteriyal bir metal. En eski medeniyetlerde de bu bilginin yeri var şöyle ki, bakırın Çin’deki simgesi olan Qi aynı zamanda sağlığın simgesi. Mısır’da “ankh” olarak anılan bu metal, sonsuz yaşamı simgeliyor. Endüstri devrimi ile birlikte pek çok eşyada bakır kullanılıyordu. Daha sonraları plastik, cam, çelik gibi malzemeler daha modern olarak kabul gördü ve bakır tasarıma dayalı endüstrilerden nerede ise silindi. Korona ile gündeme gelen bir konu, özellikle kamusal alanlar, yapılar ve okullar gibi alanlardaki binalarda bakırın bundan sonraki dönemde daha çok yer bulacağı gerçeği.

Paylaşım ekonomisi çöker mi?

Fiziksel mesafe, en çok son dönemde yükselen paylaşım ekonomisini etkiledi. Araç paylaşım sistemleri, başkalarının evlerinde kaldığımız Airbnb, iş yaşamının son dönemdeki gözdesi olan co-working space denilen ortak paylaşımlı ofisler, ortak alanlarda sosyalleşmeyi ilke edinmiş konut projeleri tümüyle koronanın etkisi altında kan kaybetti ve edecek. Bu girişimler ne kadar önlem alsalar da belli bir süre boyunca yükselişleri sona erdi. Ürün, mekân ve hizmet sektörü bakımından paylaşımın tam tersi uçtaki bir eğilimi düşünmek ve yeni girişimleri özellikle kısa vadede bu doğrultuda yapmak gerekebilir. Kişisellik, tekillik, izolasyon, hijyen mekânsal tasarımda da kişisel tasarımlarda da anahtar kelimelerin en üst sırasına yerleşti.  Bu zamanda hemen sarıldığımız online alışveriş, kapıdan kapıya kurye ve kargo hizmetleri artarken, önceki dönemde hizmet sektöründe de denemeleri yapılmış olan insansız hava araçlarının kullanıma daha yaygın biçimde geçmesi için bir kapı aralandı ister istemez. Alışverişin olabildiğince temassız hale gelecek olması perakende sektöründe de mekândan, nesneye her türlü tasarımı dönüştürecek nitelikte bir kırılmaya işaret ediyor.

Yaratıcılığımızı besleyen kültür, yaşamımızın geleceği

Geçtiğimiz akşam izlediğim tasarım küratörü Paola Antonelli, NYC’deki MOMA’da, geleceğe yönelik stratejilerin büyük bir ciddiyetle tartışıldığından bahsediyordu. Kültür endüstrisinin çarkını döndüren, başta müzeler olmak üzere çeşitli kurumların, festivallerin, bienallerin ve ilgili organizasyonların bu yaşananlardan oldukça ağır biçimde etkilendikleri ve bu olumsuz iklimin uzun bir süre daha devam edeceği açık. Her şey normale dönse bile, normal eski normal olmayacak. Ne kadar özlemiş olsak da hemen açılışlara, sergilere, konserlere maalesef koşmayacağız; çocuklarımızı müzedeki atölye çalışmalarına göndermek için de epey bir zaman geçmesi gerekecek. Bundan yıllar önce birkaç kez müzelerin geleceğine dair sunumlar gerçekleştirmem istenmişti. O dönemde dijitalleşmenin altını çizdiğimi hatırlıyorum; tüm öngörü sahibi kişiler gibi gidişatı görmek zor değildi. Dijitalleşmenin bir boyutu eserleri dijital arşive almak ve bunları insanlarla çevrimiçi olarak paylaşmak elbette ve bugün bunu yapabilen kuruluşların nasıl da fark yaratabildiklerini hep birlikte gözlemleyebiliyoruz. Önümüzdeki dönem için soru, izleyicinin ilgisinin nasıl devamlı kılınacağı, çevrimiçi ziyaretlerin sürdürülebilirliği, izleyicinin fiziki olarak gelmediği mekânda, katılmadığı etkinlikte katılımcılığının nasıl olup da sağlanabileceği yönünde olabilir. Bu alanlarda yaratıcı fikirleri üretip harekete geçen kuruluşlar için zorlu da olsa bir yaşam olanağı olabilecek. 

Bu dönemde sosyal medyada belki canlı olarak DJ performansları izleyebiliyor veya sevdiğimiz bir müzisyen ile samimi sohbetlere eşlik edebiliyoruz ama, ne olursa olsun kalabalıklar arasında dans etme mutluluğumuzun, ya da örneğin Aya İrini’nin büyüleyici atmosferinde bir klasik müzik orkestrasını canlı olarak dinlemenin, caz kulüpte içkimizi yudumlarken mavi ışıklar altında, her bir enstrümanın sesini içimizde duymamızın, yani sanat ile yaşadığımızı hissetmenin yok olması imkânsız. Sadece biraz zaman gerekli ve bu zamandan sonra bile her şeyin eskisi gibi olmayacağını bilerek dönüşüm için yollar bulmalı. 

Bu arada Zoom da yapılmış olan ilk müzik klipini de sizlerle paylaşmak isterim: Psych-Rock grubu Thao & the Get Down Stay Down Phenom isimli parçaya çektikleri klip ile epey ilgi gördü. 

Cannes film festivalinin direktörü, festivalin online ortamda yapılmasının düşünülemeyeceğini, örneğin bir Wes Anderson filminin bilgisayar ekranında izlenemeyeceğini belirtmiş. Bir düşünce bu elbette ama diğer yandan sinemanın festival düzeyinde tutkunu olan bireylerin pekâlâ mekânsal ve teknolojik unsurlarla kişisel sinema salonlarına sahip olabildiklerini; diğerlerinin ise bu ayrımı pek de önemsemeyeceklerini unutmamalıyız. Bu demeç, değişime direncin yakın zamandaki en somut örneklerinden biri. Sinema maalesef, en kolay kişiselleşebilecek deneyimlerden biri. Özel oyun ve sinema odaları, artık dünyanın pek çok köşesinde özel konutların vaz geçilmez bir parçası olarak tasarlanıyor; bunu görmemezlikten gelmemeli. 

0  0,00