Murat Özçelik

Murat Özçelik

Demokrasi İttifakının kazanması için vicdanın önemi

Geçenlerde Kemal Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimlerin demokrasi ile otokrasi arasında ülkemizin kaderini tayin edecek bir seçim olacağını yineledi. Bu defa iktidarın bütün gayrı adil uygulamaları karşısında halkımızın vicdani bir karar vereceğinden ve Millet İttifakı’nın adayının ilk turda seçileceğinden emin olduğunu tekrar ifade etti.

Benim uzun zamandır aklımı kurcalayan soru, “Ne oldu da bizim insanımız birbirinin sorunlarına, acılarına karşı bu kadar duyarsız oldu” sorusuydu. Eskilerde iletişimde bu teknolojik gelişmeler olmadığı için yurdun çeşitli yörelerindeki haksızlıkları, hak ihlallerini ve kadın cinayetlerini belki şimdiki kadar bilemiyorduk ama her şeye rağmen haberdar olduğumuzda verdiğimiz tepki, o haksızlığa uğrayanın kim ve nereden geldiğine bakılmaksızın son derece vicdani bir tepkiydi. Bizim bu insani değerlerimize ne oldu diye düşündüm.

Eğer bizim insani değerlerimiz benim düşündüğüm kadar köklü idi ise 20 yıllık iktidarın başlangıçtaki birkaç senesini geçersek yaklaşık 15 senelik kötü uygulamaları, dini siyasete alet eden propaganda faaliyetleri ile böyle köklü bir değerler manzumesinin değişmemesi gerekirdi diye düşündüm.

Bizi tektipleştirmeye kalktıklarından bu yana vicdanımızın ve insanlığımızın yara aldığını üzüntüyle müşahade ediyoruz. AKP döneminde Arap emirliklerinin ve krallıklarının toplumlarını kendilerine biat etmeye zorlamak için “din” olarak yutturdukları Arap kültürünün, bize “milli ve yerli” kültürümüz gibi sunulduğunu artık halkımızın geniş bir kesimi biliyor ve anlıyor. Neticede Arap ülkelerindeki gibi bir tek adam rejimini her türlü oyunla bize kabul ettirebileceğini zanneden bu iktidarın, Anadolu’nun ve Cumhuriyetin ruhuna aykırı böyle bir değişimi gerçekleştirebileceği zehabına kapıldığı dönemin de sona ermekte olduğunu günbegün izliyoruz.

Bu dönem sona eriyor da bizim bu dönemde törpülenen değerlerimizi nasıl eski haline ve hatta daha iyi bir hale getirebiliriz?

Bugünlerde iki vatan haini çıkıp Atatürk’ün heykelini ayaklarından ip bağlayıp yıkmaya çalışabiliyor. Bu iki sarsak ve arkalarında her kim var ise bütün bu vatan hainleri, aynı zamanda ahmak ve dangalaklığın zirvesinde olan mahluklar. Ey dangalaklar heykel öyle yıkılmaz! Hele Atatürk’ün heykeli hiç yıkılamaz! Ama bu ülkedeki Atatürk sevdalıları sizi münasip yerlerinizden Atatürk’ün at heykelinin ayaklarına bağlarsa tümünüz haddinizin sınırlarını anlarsınız. Bu olay bazı çevrelerin, edepsizliğin ve hadsizliğin son raddesine geldiklerinin göstergesi. Ahlaksızlık ve vicdansızlıkları zirve yapmış durumda. Seçimle ilgili amaçlarının ne olduğunu da yakında göreceğiz…

Nitekim iktidarda kalmak uğruna dinci ve taraflı söylem, aynı söyleme inanmayanlara karşı her türlü hainliği yapmayı mübah sayıyor. Yani onlar için vicdan, sadece kendi taraftarları için geçerli. Ve ekmeğini yedikleri bu vatanın kurucusu olan yüce bir lidere karşı böyle bir “insanlık dışılığa” tevessül dahi edebiliyorlar.

İçinden geçtiğimiz dönemde ben olsam kendi parti mottomu “vicdani yönetim” koyardım. Vicdani yönetim ve uygulamalarını insan hakları ihlallerinin en yoğun biçimde görüldüğü, özellikle adalet mekanizmasında ve polis teşkilatı gibi kurumlarda, hakim kılmanın yollarını arardım.

Vicdani yönetimi, eşitliğin en temel zeminini oluşturduğundan dolayı, sosyal demokrat çizginin de en ortasına oturturdum. Vicdani olmayan hiçbir ekonomi yönetimi, emekçilerin sömürüsüne de son veremez, herkesin asgari ücretle çalışmasının önüne de geçemez. İktidarın tepelerinden 5’li çetenin uygulamalarına kadar bir kısım iş dünyasının durumu bunu göstermiyor mu? Haklarını istediler diye içeri atılan işçilere bu muameleyi hangi vicdanlı şirket yönetimi kabul edebilir?

Vicdanlı bir yurttaş yetiştirebilmenin birinci aracı şüphesiz önce aile içinde, sonra okulda çocukların eğitimi. Çocuklarımızın hiçbir ayırım gözetmeksizin her bir insana karşı anlayışla davranılması gerektiğini öğrenmeleri gerekiyor. Hatta anne veya babaları bir suç işlemiş olsalar dahi çocuklarının, yani kendi arkadaşlarının bir günahının olmadığını ve onları hiçbir surette dışlamamaları gerektiğini genç dimağlara yerleştirmek gerekiyor. Kız arkadaşlarına karşı el kaldırmamayı en küçük yaştan itibaren en büyük suç ve günah olarak kafalarına kazımaları gerekiyor. Bu, farklı düşünceleri dinlemeyi, anlamayı ve şiddete yönelmeden tartışmayı elzem kılıyor. Yani bir anlamda evde ve okulda insanca düşünmeyi öğrenmenin ve felsefe eğitiminin ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

Özetle bir toplumda yazılı hukuka saygı, ancak o hukukun vicdani değerleri ön planda tutan adaleti fiiliyatta bihakkın gözettiğini, vatandaşlarına yaşatmakla yerleşecektir. Yoksa sadece afili sözcükleri kanunların içine koymak insan haklarını korumak için maalesef yeterli olmuyor.

Sadece iş imkanları olmadığından değil, eski hasletlerimize geri dönmeden gençlerimizin bu güzel ülkeyi bırakıp dışarıda yaşam kurmayı düşlemelerinin önüne geçemeyeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Murat Özçelik Arşivi