DEVLET ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN SORUNLARI

Üniversite hastaneleri, Tıp Fakültelerinin klinik ( hastalarla ilgili ) araştırmalarının yapıldığı, ihtisas yapan uzmanlık öğrencilerinin ve hekim olmak için tıp fakültesinde okuyan öğrencilerin eğitim ve öğretimlerinin sürdürüldüğü ve hastalara en üst düzey (üçüncü basamak) hizmet verilen kurumlardır. Araştırma, yeni ve topluma yararlı bilgi üretme amacını güder. Tıp eğitimi, lisans ve uzmanlık düzeyinde nitelikli insan gücü yetiştirmek için yapılır. Sağlık hizmeti sunumu, araştırma ve eğitim için yatan hastaların tanı ve tedavilerini amaçlar. Üç temel görev yan yana devam ederken bunlar arasında bir denge sağlanması üniversite hastaneleri için kritik bir önem taşır. Kısaca üniversite hastaneleri sadece hasta hizmeti verilen kurumlar değildir, olamazlar.
Bu kurumların işletmesi, ülkemizde devlet üniversiteleri tarafından yapılır. Vakıf üniversitelerimizde ise yaygınlaşan model, tıp fakültesi olan vakıf üniversitesinin özel bir hastane ile afiliyasyon yaparak işbirliği içine girmesidir. Tıp eğitimi açısından bakıldığında devlet üniversitelerinin modeli öğrenciler için daha avantajlıdır. Bu kurumlardaki akademisyenler eğitime ve araştırmaya daha fazla zaman ayırabilmekte, öğrenciler diploma aldıkları kurum tarafından yönetilen hastanelerde aidiyet duygusunu yaşayarak bulunmaktadırlar. Diğer bir deyimle öğrenciler kendi okullarındadır. Vakıf üniversitelerinde ise ders gördükleri ve ait oldukları yerleşke ile pratik eğitim aldıkları hastaneler farklı kurumlara ve daha önemlisi farklı kültürlere aittir. Özel hastane koşulları ve özel hastaların beklentileri bazen aşılması güç engeller çıkarabilmektedir. Ancak bu işbirlikleri eskidikçe ve işbirliği kültürü derinleştikçe bu sorunlar şüphesiz azalmaktadır.
Yazımızın temel konusu devlet üniversite hastanelerinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumla ilgilidir. Kurucu başkanlığını 2009’dan itibaren 6 yıl boyunca yaptığım ve çalışmalarına aktif olarak devam eden Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği, ilgili tüm bakanlıklarla görüşmeleri başından beri sürdürmekte, sorun ve çözüm önerilerini kesintisiz olarak aktarmaktadır. Üniversite hastaneleri, hekim ve diğer sağlık çalışanlarının araştırma, öğrencilerin de uygulama merkezleri olarak ek maliyetlerle hizmet vermektedir. Geri ödemelerde bu ek görevler “yeterince” dikkate alınmamaktadır. Eğitim ve araştırma maliyetlerinin yanı sıra sağlık hizmetlerinin maliyeti çok artmış, geri ödeme kurumu olan SGK’nın fiyatlandırması uzun yıllardır neredeyse sabit kalmıştır. Karmaşık hastaların son durağı olan bu hastanelerin nitelikli ve yüksek maliyetli hizmetleri karşılığı aldıkları ödemeler komik rakamlar haline gelmiştir. SGK fiyatları üzerinden 1 TL gelir elde edebilmek için gerçekleşen maliyetler üniversite hastanelerinde yüzde 148.24, özel hastanelerde yüzde 115, sağlık bakanlığının eğitim ve araştırma hastanelerinde yüzde 113.13 oranındadır. Bu oranlardan açıkça anlaşıldığı gibi devlet üniversite hastaneleri sağlık hizmetlerini ve niteliklerini arttırdıkça daha fazla zarar etmektedir.
Döner sermaye gelirlerinin yüzde 5’i zaten kanuni olarak üniversitenin BAP bütçesine gitmektedir. Denge tazminatı olarak bilinen (375 sayılı KHK gereği) ve hastane personeli için ödenen ücret, kamu kurumlarında özel bütçeden ödenirken, hastanesi olan üniversitelerde döner sermayeden ödenmekte ve yıllık gelirlerinin yaklaşık yüzde 10’una karşılık gelmektedir. Gelirden daha en başta yüzde 15’lik bir gider ortaya çıkmaktadır. Personelin hatırı sayılır bir kısmının (sözleşmeli işçiler dahil) maaşları döner sermayeden ödenmektedir. Üniversite Hastanelerinde döner sermaye giderlerinin yüzde 50’sini personel giderleri oluşturmaktadır.
Tüm ilaç, malzeme, altyapı, tıbbi techizat vs harcamaları döner sermaye bütçesinden yapılmaktadır. Gider esaslı bütçe uygulamalarına geçilmemesi üniversite hastanelerinin borç yükünün, dolayısıyla tedarik maliyetlerinin çok artmasına, SGK’nın ödediği fiyatların üzerinde tıbbi malzeme alımına neden olmaktadır. Bu nedenle tıbbi malzemelerin ücretlendirilmesi ve buna bağlı temin sorunları Üniversite Hastanelerinde sağlık hizmet sunumunda kısıtlılıklar oluşturmaktadır. Bu durum başka sağlık hizmeti alma şansı kalmayan hastalar ve hizmetler için Üniversite Hastanelerinde SUT fiyatı üzerinde alım baskısını oluşturmaktadır.
Modern teçhizat alımlarına, fiziksel altyapı yenilenmelerine, otelcilik hizmetlerinin geliştirilmesine yeterli kaynak bulunamamaktadır. Gider esaslı bütçe mantığının benimsenmemesi, sevk zinciri uygulamalarının önündeki engellerden birisidir. Sevk zinciri uygulaması aslında 3. basamak olmanın gereğidir, ancak uygulanırsa da gelir arttırıcı hizmetlerin daha da azalıp maliyeti yüksek hastaların oranının artması ile üniversite hastanelerinin iflası kaçınılmaz hale gelecektir.
Kaliteli hizmet pahalıdır ve bu hizmetlerin sürdürülebilmesi insan kaynağının memnuniyetine, teknoloji modernizasyonunun sürekliliğine bağlıdır. Üniversite Hastaneleri eğitim ve araştırma görevlerinin ülkemiz için önemi de dikkate alınarak siyaset kurumu tarafından en az devlet hastaneleri kadar sahiplenilerek desteklenmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yunus Söylet Arşivi