DİBE VURMAK!

Türkçemiz ilginç bir dil… Bazı sözcüklerin, cümlelerin çoklu ve zıt anlamları var.
Mesela; dibe vurmak!
Ümit Yaşar Oğuzcan bir şiirinde dibe vurmayı, o kent soyluluğuna yakışır yalnızlığıyla şöyle kaleme almış:
“ Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın”…
Dibe düşmek, dipte kalmak artık batmanın da ötesinde karanlık, umutların kırıldığı âlemde çaresiz kalmaktır. Ümit Yaşar’ın merdiven beklentisi belki vardı, belki yoktu. 17 yaşındaki oğlunun intiharından sonra asla toparlanamayan şair için merdivenin pek bir anlamı kalmamıştı herhalde.
Diptekilerin jargonu farklıdır. Oradakiler merhametli insanlara “Adamın dibisin” derler… Dipte olmanın bilinciyle mekâna sahip çıkmanın dile vurmuş hali…
Gençlerin haykırış alanı sosyal medyaya baktığınızda, dibe vurma konusunda anonim hale gelmiş sözlerle karşılarsınız. “ Dibe vurmanın en güzel hâli ne biliyor musun? Düşecek başka yer kalmıyor, mecburen ayağa kalkıyorsun”… İşte bu kadar…
Dibe vurmanın bin bir türlü hali var ama çoğu tamamen duygusal! Parasızlık, işsizlik, açlık falan…
ONCA YOKSUL VARKEN…
Türkiye’de dibe itilen, diplerde yaşayanların sayısı az değildir. ‘Yoksulluk, açlık kalmadı’ diyen gözleri tamamen kapalı devletlüler gördü bu ülke. Peki; ‘Porsiyonları küçültün’ lafı nereden çıktı? Bu söz yoksulluğun saray kapılarına dayandığını, bunu da önce evin hanımının gördüğü, kendine göre bir pasta kavramı (!) geliştirdiği anlaşılıyor.
Dibe vurmak neyse; bir de ‘tavan yaptı’ deyimi var malum. İşsizlik, pahalılık, tarım ürünlerinde azalma, zamlar ve daha yüzlerce hayata dokunan her şey tavan yaptı. Bunlara hukuksuzluk, adam kayırma, yolsuzluğu da ekle… Tavan da dayanmıyor, yakında delinecek demektir.
Tavan ve dip… Zıtların kardeşliği gibi bir şey.
Dönelim diptekilere. Yıllar önce NTV’de yayınlanan Oğuz Haksever’in “Ve İnsan” programına haber röportaj dosyaları hazırladım. (Bence TV tarihimizin en iyi programlarından biriydi.)
Kış aylarında sokak insanlarının barındırıldığı bir spor salonunda röportajlar yapıyorduk. NTV’nin deneyimli kameramanı görev dönüşünde kulağıma eğilerek şöyle demişti:
“Abi, bizim kanal yönetimi yoksulluğu, ezikliği sevmez.”
Doğrusu şaşırmamıştım… Merkez denilen medyanın Özal’dan etkilenip ‘zengini seven’ sahip ve yöneticilerini biliyorum, çıkardıkları gazete, dergi ve TV’lere bakınca tanıyorsunuz onları. Medya neden bu halde? Sorusunun da yanıtı 30 yıllık medya tarihimizde saklı…
‘Master şef’ adlı ilgi gören bir TV programı var, katılanlar pandemiden işsiz kalmışlar ama ‘Dibe vurdum’ demiyorlar, beş yıldızlı yemeklerin yapıldığı yarışmada çok pembe bir tablo çiziliyor. Kurgusal bir cambazlık var yani ortada…
Diptekileri görmek için sur diplerine, köprü altlarına gitmeye gerek yok. Dibe vurmak ikiye ayrılır sonra deniz dökülür! Birincisi sürekli dipte kalanlar, ikincisi günübirlik dibi bulanlar… İki kolun arasındaki deltada kalanlar biraz yırtmış vaziyettedir ama bir taşkın halinde onlar da dibi boylar.
Sürekli dipte kalanlar çaresizler, umutsuzlar olarak kayıtlara geçer. Günübirlik dibe vurma ise bir insanlık halidir. Her insanın başına belli bir şekilde gelir. Merdiveni ya başkası atar çıkarsın veya çıkış ipini tek başına örersin.
Dipler deltasında büyük hayaller vardır ama gerçekleşme olasılığı Demirören sayısal lotosu kadardır! Küçük, küçücük hayalleri ise anlar belirler.
Bugünler Ege’de çok fırtınalı geçti. Olta balıkçıları denize açılamadı meselâ.
Beş gündür fırtınanın dinmesini bekleyen, motorsuz teknesinden denize bakan balıkçı dostum için dipten çıkmanın hali topu topu beş kilo balık avlayabilmekti.
Önemli olan dipten tavana bakıp enseyi karartmamak.
“Bir bayram yazısı yazayım” dedim.
Dipten gelen dalgaya yakalanıverdim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi