İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

En iyi patron!

“Kod 29” ahlaksızlık nedeniyle çalışanın işten çıkarılmasına yönelik İş Kanunu, 25/2 maddesinin kodu.
Çalışanın siciline işleniyor. Tekrar iş bulması güçleşiyor.
· · ·
Biliyorsunuz pandemi sürecinde işverenin, çalışanının işine son vermesi yasak.
Ancak bu Kod 29 durumu istisna.
· · ·
Gel gör ki, çalışanlarını Kod 29 baskısıyla istifaya zorlayan işverenlerin ve bu korkuyla işinden tazminatsız ayrılanların sayısının normal zamanlarla ölçülemeyecek oranda arttığından söz ediliyor.
· · ·
“Devletten gereken desteği görmeyen işveren de sıkıştı. Ne yapsın?” diyenler de var ama bu nedir allah aşkına?
Bir makineli al tara bari!
· · ·
Vatan Gazetesi’nin, henüz fiilen Demirören Grubu’na satılmasından kısa bir süre önceydi.
Esentepe’de, Cağaloğlu’ndakilere göre daha modern ama İkitelli’deki gazete binalarına göre daha mütevazi bir gazete binası..
Gazete fena satmıyor. Lakin matbaası yok, dağıtım şirketi yok. İyi reklam almasına karşın durum hep sıkışık.
· · ·
Gazetenin asansörüne bindim.
Tam kapanmak üzereyken asansörün kapısından Reha Muhtar ve Necati Doğru da girdi.
Selamlaştık..
Muhtar: “Senin patronlarla ilgili o saptamanı söylüyorum herkese abi!” dedi gürültülü bir sesle…
“iyi patron ile kötü patron arasında fark yoktur!..”
“Öyle değil!” dedi Necati Doğru…
“En iyi patronla en kötü patron arasında en az fark vardır!” diye düzeltti.
“Bir de laf benim değil, yine bir patronun lafı. Ahmet Emin Yalman’ dı galiba!..” dedi.
İkinci katta Reha Muhtar indi.
· · ·
“İyi denklem!..” Dedim..
En iyi patron, eksi en kötü patron, eşittir ‘en az fark..’
Necati abi güldü.. “Aynen!” dedi..
Üçüncü kata geldik. Soramadan asansörden indim.
“Acaba Türkiye’de, farkı iyiler mi daraltıyor, kötüler mi?” diye.
· · ·
Bu gün bakıyorum.
Tamam, diyalektik filan bir yana da; hem iyiler, hem de kötüler hep birlikte, daha fazla kötüleşerek farkı ortadan kaldırmış.
İyi patron neredeyse kalmamış. Kötüler ise şeytanlaşmış!
İşletme yönetimi kitaplarında “Basiretli iş adamı” diye bir tanım vardı.
Küçükler parasızlıktan, büyükler aşırı paradan basiretini kaybetmiş.
· · ·
Yoksa bu ‘Kod 29’ denilen garabet bu kadar artar mıydı?
Bir anda mı ahlaksız oldu bunca çalışan?

İçki neden yasak

Hemen anlatalım.
Maliyenin en tatlı en zahmetsiz geliri, akaryakıt yanında, Milli Piyango gibi talih oyunları ve alkollü içkiden alınan özel tüketim vergisi türünden vergilerden oluşuyor.
2020 yılında 16.5 Milyar TL olarak, sadece alkollü içkilerden gelen özel tüketim vergisi gelirinin, yedi bakanlığı bütçelerinden fazla olduğunu belirtirsek olay daha net anlaşılır.
175 TL’ye satılan 70’lik rakının 103 TL’si özel tüketim vergisi olarak tüketiciden tahsil ediliyor. Tabii ki tüketici ürünü alırken bunu anlamıyor. Şişenin dibi görünmeye başlayınca uyanıyor!
· · ·
Bu yasaklama; başka hiç bir mantıklı açıklaması olmadığı için bizi aşağıdaki gibi bir izaha götürüyor.
“Ne alakası var?” diyen daha mantıkı bir izah getirsin o zaman!
· · ·
İçki satışını ve dolayısıyla oradan gelecek vergi gelirini nasıl arttırırsınız?
Evet, bildiniz!.
Onu yasaklayarak!.
27-28 Nisan’da fişi kesilen alkollü içeceğin vergisi, ibrazı, tahakkuku, bir ay sonrasında hazineye ödeniyor.
Maliye diyor ki: “Ey memleketin içicilerinin kahir ekseriyesi! Hani siz Ramazan’da ara verip bayramda içkiye başlıyorsunuz ya! İşte şimdi stoklamazsanız bayramda içki bulamayacaksınız!.”
İşte bu “sublimilel” mesajın sonucunda; yasağın hemen öncesinde hurraaa! nasıl bir içki satış hareketi olduğunu bana değil içki satıcılarına sorun!
Bu yoksunluk duygusu ve tetiklenen stok dürtüsü, haliyle satışta patlama yaratıyor. Raflarda içki bırakmıyor.
Bu erken satış, içkiden karları çok düşük olan büfelerin işine pek yaramıyor. Çünkü 19 gün kapalı kalacak ve kar ettiği diğer ürünleri satamayacak.
Ama tatlı vergi geliri çok geçmeden Hazinenin kasasına girmiş oluyor.
· · ·
Hayır, öyle ya içkinin korona ile mücadelede bir pozitif etkisini açıklayacak adama Nobel vermekle kalmayıp yanında da peynir, cacık ikram ederler.
· · ·
Hoş zaten iktidarın bunca muhalefetine rağmen Türkiye’deki alkollü içkiden gelip hazinenin kasasına giren gelirin, her yıl azalacağına artması da bu sonucun normal olduğunu göstermiyor mu?

Emekli, bayram ikramiyesini nasıl alacak?

Genelgeye göre, tam kapanma süresi boyunca sadece yürüme mesafesindeki zincir marketlere gidilebilecek.
Bu durumda, yürüme mesafesinde emekli maaşını çektiği banka ya da bankamatik bulunmayan emekli, bayram ikramiyesini bayramdan sonra görecek. Çünkü ikramiyenin, hesaplara 3-7 Mayıs arasında, kapanma günlerinin ortasında yatacağı açıklandı.
O halde bunun adını bayram ikramiyesi değil de “Bayramın açtığı deliği kapatma ikramiyesi!” olarak değiştirmek daha mantıklı.
Zira, diyelim ki kına ihtiyacı olan benim gibi bir emekli kınayı ancak bayram geçtikten sonra alabilecek.
· · ·
“Yok ben illa da ikramiyemi bayramdan önce görmek istiyorum” diye tutturan emeklimize önerimiz, ikramiyesini almak için evinden 2050 TL tedarikli olarak çıkması.
Zira, kapanma kararına muhalefet etmenin 3150 TL olan idari para cezasını ödemek için 1100TL ikramiyenin üstünü cepten tamamlamak gerekecek.

İşsizliğin nedeni

Buyrun: Metropoll Araştırma Şirketi’nin bir anketi..
Sokaktaki vatandaşa sorulan soru şu: “Bürokratların/danışmanların birden fazla kurumdan/şirketten maaş almalarını doğru buluyor musunuz?”
· · ·
Soru, iktidarı destekleyenlere de muhalefeti destekleyenlere de soruluyor.
Doğru bulmadığını söyleyenlerin ortalama oranı %70,6.
Fikrim yok diyenleri çıkarınca %15 kadarı bir sakınca görmediğini, bu durumun normal olduğunu yani, “ver allahım ver” modunda bir haksızlık bulunmadığını belirtiyor.
· · ·
Memlekette bunca işsiz varken, bir bürokratın 5-6 kurumdan maaş almasını normal bulan birilerinin hangi partiden olursa olsun, -şaşırtıcı bir şekilde- bu kadar yüksek sayıda olabilmesinin iki nedeni olabilir!
· · ·
1- Anket sorusuna cevap verenler, çoklu maaş alanların bizzat kendileridir ki artık 19 yıl sonra bunların sayılarının çalışabilen kesimin %15’ini bulmuş olması normaldir.
2- Metropoll, bu anketi Kartal İmam Hatip’in önünde yapmıştır?

Has striknin!

Bir malum bakanımızı eleştirenleri, hayvanları zehirlemek için kullanılan “striknin” isimli zehir ile zehirleme önerisinde bulunan ve ucube bir espri anlayışı ile zehirin ‘has formülünü’ de sosyal medya hesabında paylaşan kişi herhangi biri değil.
Adında Sağlık ve bilim geçen bir üniversitede rektör yardımcısı.
“Bir profesör!”
Dibe dalmakta kalmıyor, dipten kum çıkarıyor!
· · ·
Tıpkı “Karınızı boşamak yerine ikinci eş alın!” önerisini yapan takkeli GATA Başhekim Yardımcısı gibi!..
Bu hazretler, öyle bir iki tane değil.
Bunlardan çok var!
· · ·
Şaşırtıcı olan bu sözde profesörlerin, bu önerileri yapmış olmaları değil.
Şaşırtıcı olan, bunların nasıl olup da profesör olmuş olabilmeleri!
Bu cümleleri kurabilen birilerinin, kimin döneminde, hangi intihalli tezlerle, nasıl “profesör” yapılmış oldukları?
· · ·
Soru şu:
Aziz Sancar’ları, Gökhan Hotamışlıgil’leri, Cezmi Akdiş’leri, Uğur Şahin’leri, Özlem Türemiş’leri, Necmettin Pamir’leri, Meral Beksaç’ları, Nejat Akar’ları, Taner Demirer’leri, ve onlar kadar dünya çapında, onlar kadar uluslararası başarılara sahip burada ismini sıralayamayacağım, her biri dünya bilimi için değer olan yüzlerce profesörü yetiştiren bu sistemin; nasıl olup da bilimi bu kadar ayağa düşürmeyi becebilmiş insanların ‘aradan çıkmasına’ ve hatta profesör payesi almalarına müsaade etmiş olması?

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi