Memetcan Demiray

Memetcan Demiray

Göster telefonunu yeğenim!

Şimdilerde "sokak röportajları"nın en gözde cümlesi bu... 2021 itibarıyla insanlık "giyilebilir teknoloji"lere geçerken uyku düzenimizi bile "akıllı saatler" takip ediyor. NASA, uzayda su bulmaya bir hayli yaklaşırken Endonezyalılar pilav tenceresinden robot üretiyor! Ve tekbirlerle Suriyeli avına çıkan (!) "milli irade", zenginliği hâlâ iki bin liralık cep telefonunda arıyor.


Bazen gülüyor, bazen sinirleniyoruz ama onlardan vazgeçemiyoruz! Youtube'un "sokak röportajları" istemesek bile sosyal medyadan hayatımıza sızıyor, bize hiç tanımadığımız mahallelerin kapılarını açıyor. Ve benzerlerine ancak Kemal Tahir ya da Aziz Nesin'in eserlerinde rastlayacağımız birbirinden "fantastik" karakterler, Anadolu'nun en "yerli ve milli" ilçelerinden ekranlarımıza akıyor!
Son yıllarda Arif Kocabıyık'ın İlave TV'si ile moda haline gelen sokak röportajları, daha sonra Kendine Muhabir'den Medyali TV'ye, Sarı Mikrofon'dan Sen Ne Dersin'e kadar pek çok Youtuber'ın yöneldiği bir alan oldu. Formül basitti: Kalabalık meydanlara git ve vatandaşa siyaset sor! Eh, yüzde 50-50 kutuplaşmış bir ülkede çıngar (ve reyting!) çıkması için bundan güzel mevzu mu bulunurdu?!

AVRUPA BATIYOR, TÜRKİYE SÜPER!..



Nitekim "Bebeğime bez alamıyorum" diyen ablaya acıyor, emekli maaşıyla geçinmeyen amcaya üzülüyorduk. Fakat söyleşinin sonunda "Oyum yine de AKP'ye! Başka parti mi var?!" demesinler mi... Bu kez kederin yerini öfke alıyor, "Beter olsunlar!" çığlıkları tüm Twitter'ı kaplıyordu. Hayat çok acımasızdı.
Sokak röportajlarında en çok "iş yapan" bir diğer grupsa "Almancılar"dı... Her yaz gelip "Avrupa batıyor. Türkiye çok güzel, kıymetini bilin!" diyen vatandaşlar, Ekşisözlük'te tam bir isyan kaynağıydı! "Madem güzel, siz neden gelmiyorsunuz?" tepkileri arşa yükselirken gurbetçiler, "Orada kurulu düzenimiz var! Yoksa hemen geliriz!" cümlesiyle "fenomen"e dönüşüyorlardı!
Ama bu yılki trendin yanında tüm bunlar solda sıfır kalacaktı!

BİR 'ZENGİNLİK' SİMGESİ: CEP TELEFONU

Özellikle Covid-19 sonrası röportajlarda işsizlikten kırılan, ülkeden umudunu kesmiş gençlere rastlıyorduk. Uzatılan mikrofona gelecek kaygılarını anlatan gençler, karşılarında bir anda orta yaş üstü "milli irade"yi buluyor ve "iş beğenmemek"le suçlanıyorlardı. İktidarın mikro temsilcisi teyze ve dayılar, tartışmanın sonunda gençlere "Çıkar telefonunu göster!" diyorlar ve karşılarında iPhone7 görünce ekonominin ne kadar iyi olduğunu kanıtlıyorlardı!
Sahiden de ülkede bir dolar 8 buçuk, bir kilo kıyma 52 TL, en ucuz otomobilse 160 bin liraydı. Ama yıl 2021'di ve haliyle bunlar karın doyurmazdı! "Feys"e giriyor ve Instagram'da gezebiliyorsan, hatta Metrobüs'te cepten okey ve 101 oynayabiliyorsan "fakir" olman imkânsızdı!

HERKESTE VAR, GAYET DE NORMAL...

Aslında cep telefonunun bir statü simgesi olup olmadığı sadece bizde değil, dünyada da tartışılan bir konu... Hafta içi bu konuyu köşesine taşıyan New York Times'ın teknoloji yazarı Shira Ovide, artık cep telefonlarının büyük ayrıcalıklar getirmediklerini ve tıpkı buzdolabı ya da televizyon gibi "normal"leştiklerini söylüyordu. İnsanların örneğin otomobilleriyle duygusal bağ kurabildiklerini hatırlatan Ovide, buna karşılık telefonlarda böyle bir heyecanın kalmadığından söz ediyordu.
İşte Apple ve Samsung gibi devler de bunun için sürekli yenilik arıyorlardı. Örneğin "katlanabilen" telefonlar bu yönde bir adımdı. Ya da çektiği fotoğrafta tek bir objenin filtrelenmesini sağlayan kameralar... Sosyal medyayı bir miktar sallamaya adaydı. Kablosuz şarj, "sinema kalitesinde" video çekimi, ses tanıma özelliği... Hepsi gayet mükemmeldi ama ister eskisini kullanalım, istersek yenisine binlerce lira sayalım gerçek tekti: Artık herkes iyi ya da kötü, bir akıllı telefon sahibiydi!

DUAYLA MUZ ÜRETİMİ, TEKBİRLE SURİYELİ AVI!..

Şimdilerde sadece cep telefonları değil, "giyilebilir teknolojiler" de giderek hayatın bir parçası haline geliyorlar. "Bizim için en iyisinin ne olduğunu bilen" (!) kol saatleri, günlük adımlarımızı, hatta uyku kalitemizi ölçüyorlar. Derken bir İsviçre firması, aynı teknolojiyi tişörtlere uyguluyor. Yaptığınız spora göre seçeceğiniz "akıllı tişört", klinik seviyesindeki sensörü sayesinde kalp ritminizi denetliyor! Gözlük, yüzük ve kolyeler bile telefonlarla uyumlu hale getiriliyor, bedenler birer "data"ya dönüşüyor.

Aynı hafta L 98-59 yıldızının etrafındaki gezegenlerde su izine rastlanıyor. Hatta NASA'nın yeni teleskopu James Webb'in oralarda yaşam belirtisine ulaşması bekleniyor. Ve Endonezyalılar, pilav tenceresi gibi mutfak eşyalarından ürettikleri robotu Korona karantinasındaki hastaların hizmetine sunuyor.
Bizde ise tarım sektörü, dua ile muz yetiştirmeye çalışırken "milli irade"nin "Suriyeli avı"na tekbirlerle çıkması hiç şaşırtıcı durmuyor.

Elbette sokak röportajları, neticede içeriği hazırlayıp montajlayanın "göstermek istediği"ni yansıttığı için bilimsel bir zemine dayanmıyor. Ama madem günümüzde bir Yakup Kadri yok, toplumun akıl sağlığını, feraset ve irfanını görmede bu videolara hayli iş düşüyor.
Ama tabii sen gene de gördüklerine inanma yeğenim! ABD'si, Fransa'sı, hepsi bizi çok kıskanıyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Memetcan Demiray Arşivi