HANGİ ÜLKEDEN DEPREM DERSİ ALALIM?

“Acayip sesler duydum, adeta duvardan duvara savuran sallantılarda ayakta duramadım…” Deprem kabusunu yaşayan asla unutamaz. Ancak depremler dünyanın diyalektik gelişim sürecinde olması gereken doğa olayı.
Depremler yer kabuğunun yenilenmesi, gençleşmesi gibi bir şey. Madenlerin ve yeraltı su kaynaklarının çıkmasını sağlıyor. Mesela “ülkemizin bor madeni yönünden zengin olmasını depremlere borçluyuz” diyor bilim insanları.
Depremler olmasaydı mavi gezegen denizi olmayan, soğuk bir yığın halinde evrende döner dururdu.
Dünyada sallantısız günü neredeyse olmayan Japonya depremlerle yaşamayı biliyor. Bizde de adettir, deprem olunca “Japonya neler yapıyor? “ diye depremden değil; asıl tsunamiden korkan bu ülkeye bakarız.
Çünkü depremin yol açtığı tsunami çok daha yıkıcı. Bu yüzden balık hafızalı olmayan Japonlar Fuşiyama’yı asla unutmazlar.
11 Mart 2011’de Sendai kentine 130 kilometre uzaklıkta meydana gelen dokuz büyüklüğündeki deprem ve yol açtığı tsunami sonucu, Fuşiyama nükleer santralinde tarihini en büyük ikinci kazası meydana gelmişti.
Ancak Pasifik kıyılarında bir ülke daha var Şili… Dünyanın en yıkıcı depremlerinin meydana geldiği bir coğrafyada.
Bizim milli gelirimiz Japonya kadar değil, ekonomik yönden aynı sayılabileceğimiz Şili’ye bakmakta yarar var.
Tarihinde 9 büyüklüğünde depremler gören ülke 2014’te meydana gelen 8.1, 2015’de 8.3 büyüklüğünde depremler yaşadı, iki depremde sadece 21 kişi can verdi. Onların da bir bölümü kalp krizi…
Ülkede 1920’lerden beri bir afet kültürü var. Her bölgede zemin ve araziyle ilgili güncel çalışmalar yapılıyor, yapılar sürekli sismik kontrolden geçiyor. İnşaat kuralları çok sert. ‘Depremde evden çıkmayın, turistlere de otelleri terk etmeyin’ çağrısı yapan bir ülke…
Bu ülkede inşaatlarda iki sistem var; izolatör ve karbon elyaf…

İZOLATÖR VE KARBON ELYAF

Biraz kabaca olacak ama izolatör bir insanın belini daireler şeklinde kıvırması gibi bir şey. Yapıyı yerden gelen sismik dalgalara karşı sağa sola ileri geri hareketlerle koruyor. Yer hareketini yapıya yansıtmıyor. Mesela depremin merkezi olan Elbistan Devlet Hastanesi’nde bu sistem var. Doktorlar deprem anında bile ameliyatların devam ettiğini söylüyorlar.
İzolatör bizde yaygın değil, ancak okul, hastane ve stratejik kamu bina binalarının öncelikle bu sistemle inşa edilmesi gerekiyor.
Türkiye ranta dayalı kentsel dönüşümden bir türlü sıyrılamadı. Mal sahibi de yapıcı da kazanç peşinde olunca işin içinden çıkılamıyor.
Gelelim karbon elyaf meselesine; bunun da uzman terzileri var. Adeta kumaşa benzer (elbette daha sert) karbon elyafla binanın kolon ve kirişlerini giydiriyorlar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Antakya’da karbon elyaf yöntemiyle güçlendirilen ve üç depremde de yıkılmayan binayı inceldikten sonra şöyle demiş; “25 yıl kentsel dönüşüm açısından boşa harcandı. Bu hızla devam edilirse de 100 yılda ancak tamamlanabilir. O yüzden İstanbul’da olası bir depremde yıkılacağı kesin olan binalarda insanlarımızı kaybetmemek için acilen karbon elyaf yöntemiyle koruma sistemine geçiyoruz.”
Bir yenilik duymayalım bizde adettendir, buluşun çakması, sahtekarı hemen yüzünü gösterir…
Yıkılacak binayı karbon elyaf falan kurtarmaz. Siz önce binanızı kontrol ettirin, işin uzmanı ‘güçlendirelim’ derse, uluslararası standartlara sahip bir firmaya temasa geçin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi