Mehmet Şandır

Mehmet Şandır

“HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR…”

Doğanın öfkesi can yakıyor.
Marmara Denizi ölüyor…
Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Harita Mühendisliği Bölümü tarafından Marmara Denizi’nde görülen müsilajın optik ve termal uydu görüntüleri kullanılarak yoğunluk ve zamansal değişim haritaları yayınlandı. Deniz salyası denilen musilaj mevcudunu iki ayda iki katına çıkarmış, yayılma hızı son 10 günde yüzde 41 artarak kıyıları ve deniz dibindeki yaşamı tümüyle tehdit etmeye başlamış. Prof. Dr. Taşkın Kavzoğlu, Marmara Denizi kıyılarında ve deniz dibinde “müsilaj patlaması” yaşandığını, 10 Haziran itibarıyla 100 kilometrekarelik bir alana yayıldığını açıkladı.
Kıyılarımızı yaşanmaz hale getiren bu sonucu hazırlayan sebepleri araştırmak ve gereken tedbirleri almak şimdi aklımıza geldi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, “Göreve gelince fark ettik ki yıllardır İstanbul’un birçok noktasında kanalizasyon doğrudan denize veriliyormuş” dedi.
Kanalizasyonlar yeterince arıtılmadan “dip akıntılarla Karadeniz’e ulaşır” varsayımı ile Marmara Denizi derinliklerine boşaltılıyormuş. Çoğu Kradeniz’e gitmemiş, dibe çökmüş…
Kıyılarında 30 milyon insanımızın yaşadığı Marmara Denizi, çevresindeki sanayi kuruluşlarının atıkları ile artık bir ölü deniz haline dönüşmüş durumda; müsilajla tükürüyor.
Toprağımız ölüyor…
Türkiye, gelişmiş ülkelerin nükleer, zehirli, patlayıcı kimyasal atıklarının depolandığı bir çöplük haline getiriliyor.
Dr. Kemal Yeşilçimen’in, 6 Haziran 2021 tarihli blog yazısından öğrendiğimize göre, Hollanda kökenli Royal Vopak firması, Yalova Taşköprü’de dünyanın en büyük tehlikeli kimyasal atık depolama tesisini kuruyor!
“Yaklaşık 30 dönüm üzerine 150’den fazla depolama tankı yapılacak ve tanklara denizden ulaşım için bin metreye yakın “iskele” kurulacak! Hollanda’dan, Fransa’dan, Kanada’dan ve daha birçok “değerli vatandaşı” olan ülkenin kendi sınırları içinde istemediği “PİSLİKLER” gemilere yüklenecek ve TÜRKİYE’deki ÇÖPLÜĞE gönderilecek!”
İnsanımız ölüyor; Zehir soluyoruz…
Türkiye’de her 12-13 erişkinden ve her 7-8 çocuktan biri astım hastası.
Ülkemizde öksürük ve nefes darlığı olan astım hastası sayısı 4 milyon. Nefes darlığından ızdırap çeken akciğer hastası (KOAH) sayısı ise 3 milyonu buluyor.
Sözcü Gazetesi’nin 4 Haziran 2021 tarihli haberine göre, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD), 2020 başında kapatılmaları gereken kömür santrallerinin 1.5 yıldır zehir saçarak çalışmaya devam ettiğini ortaya çıkaran bir rapor yayımladı.
Raporda, 13 santralden hiçbirinin çevre mevzuatının gerektirdiği yatırımları tam olarak yapmadığı, baca gazı ve vahşi atık depolama sorunlarını çözmediği halde geçici faaliyet belgesi düzenlenerek zehir saçmalarına izin verildiği yazılıyor.
İDPAD Başkanı Dr. Baran Bozoğlu, “Çevre Bakanlığı felç olmuş, denetim yapamıyor” dedi.
Sularımız ölüyor…
Dünya Sağlık Örgütü, arseniği içme suyu için en tehlikeli kimyasal olarak kabul ediyor.
İçme suyunda 1 mikrogram arsenik bulunması 5 binde bir kanser yapma riski taşırken, her türlü kimyasal zehir, tarım ilacı ve kanalizasyonun karıştığı başta Kızılırmak olmak üzere kirletilmiş nehirlerimizin sularını içme suyu ve tarımda kullanıyoruz. Ergene, ölüm saçıyor.
Demir-Çelik, kimya ve çimento fabrikaları, kömürle elektrik üreten santrallar, açık maden işletmeleri ve taşocakları öncelikle toprağımızı, suyumuzu, havamızı kısacası doğayı ve insanımızı katlediyor.
Sorumlu olanlar LAF üretiyor!
Ağırlaşan ülke gündemi içinde doğanın öfkesi canımızı acıtmaya başladı.
Dış politikada kuşatılmışlık, ekonomide belirsizlik, siyasette çözümsüzlük ve pandemi tedbirleri hepimizi bunaltmışken bu defa çevreyi ve toplumsal yaşamı kuşatan “kirlenme” tüm gündemlerin önüne geçti.
Özellikle devlet yönetiminde ve sosyal hayatta yaşanan çürüme, deniz salyasından daha pis kokular saçmaya devam ediyor.
Adalet Bakanlığı, Meclis Başkanlığı yapmış, AKP’nin kurucusu olmuş, halen Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu Üyesi olan Sayın Cemil Çiçek’in, “Binde biri bile doğruysa felaket ve sıkıntıdır” dediği Sedat Peker’in iddia ve ithamlarının oluşturduğu “kirlenme duygusu” ile yaşam alanlarımızda/doğada yaşanan “kirlenme olgusu” toplumsal travmaya dönüştü.
“Bunu görmezden gelebilir misiniz” diye soruyor Sayın Çiçek…
Tespit de doğru soru da yerinde…
Ancak muhatap kim?
Sonuç ortada, “sebepler biliniyor da müsebbip” kim?
Bıçak kemiğe dayandı!
Çevreden ve Devlet’in derinliklerinden yayılan bu pis kokular içinde yaşamaya mecbur muyuz?
BENCE
Ülke bizim, hayat bizim ve daha iyisine, daha güzeline layığız.
Doğamıza, değerlerimize ve geleceğimize sahip çıkalım.
Gerçekleri söylemekten korkmayalım.
Ülkeyi yönetenler, sonuçtan sorumludur.
Susanlar da bir o kadar suçludur!
“Öğretilmiş bir çaresizliğin, sindirilmişliğin, ürkütülmüşlüğün yarattığı utanç verici sessizliğe artık son vermeliyiz!”
“Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir”
“Hava kurşun gibi ağır! Olsa da
“Kurşun eritmeye” var mısınız?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Şandır Arşivi