HDP: Yüzleşme ve İnşa

Günümüzde Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) temsil edilmekte olan geleneğin siyasi yolculuğu, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) 1990’da kurulmasıyla başladı.

Günümüzde Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) temsil edilmekte olan geleneğin siyasi yolculuğu, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) 1990’da kurulmasıyla başladı. Çok çetin mücadelelerle geçen yirmi yılın sonunda bu gelenek, yüzde 5 ile yüzde 7 arasında bir siyasi desteğe erişti.
HDP’nin 2012 yılında kurulmasıyla birlikte bu siyasi gelenekte ciddi bir değişim yaşandı. Evvela HDP, seleflerinden daha keskin “Türkiye partisi olma” hedefine sahipti. Partinin sahne almasından kısa bir süre önce gerçekleşen demokratik açılım süreci ve kuruluşundan sonra başlayan Çözüm Süreci de HDP’ye geniş bir siyasi alan sağladı. Süreç HDP üzerinden yürütüldü, devlet ile PKK arasında bağlantıyı sağlayan HDP siyaseten öne çıktı. 7 Haziran 2015 seçimlerine bu havayla gidildi ve HDP büyük bir zafer kazandı. Geçmişte aldığından neredeyse iki kat fazla oy alarak (6.058.489) yüzde 13.12’lik bir oy oranına ulaştı.
Gücünü Muhafaza Etme
HDP yükselişe geçmişti ama bu yükseliş çok uzun sürmedi. 7 Haziran’ın ardından çözüm sürecinin bitmesiyle PKK’nin hendeklerle barikatlarla çatışmaları şehir merkezlerine taşıması ve HDP’nin bunun karşısından net bir siyasi tavır göstermemesi, siyasi çözüm beklentisiyle HDP’ye oy veren bir kısım seçmeni HDP’den kopardı. 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde oy oranı yüzde 11.70 oldu.
Son genel seçimlerin üzerinden iki yıl geçti. Çeşitli aralıklarla yapılan güvenilir kamuoyu araştırmaları HDP’nin gücünü koruduğuna işaret ediyor. Her parti gibi HDP’nin de önünde istifade etmesi lazım gelen imkânları ve üstesinden gelmesi gereken tehditleri bulunuyor. İmkânlardan başlayacak olursak başlıca dört tanesinden söz edebiliriz:
Seçmen Bağlılığı
Birincisi, HDP seçmeninin partisine bağlılık düzeyinin yüksek olmasıdır. Seçmenini HDP’ye bağlayan temel motivasyon kaynakları var:
• Devletin, bilhassa 1990’larda izlediği siyasetin yaygın bir mağduriyet yaratması ve bunu canlı tutan hafızanın varlığı,
• Kürt kimlik bilincinin yükselmesi ve HDP’nin Kürt kimliğinin temsilcisi ve müdafii olarak kabul edilmesi,
• Kürt meselesinin çözümünde güçlü bir siyasi partinin olması gerektiği inancı.
HDP’nin toplumsal tabanı geniş; bu taban hem geçmişe dair hafıza hem de geleceğin kurulması için partisine bazı anlamlar atfediyor.
Bunun yanı sıra, iktidar ve muhalefetin duruşu da HDP lehine sonuçlar üretiyor. Mesela iktidar orantısız bir şekilde HDP’ye yüklendikçe, tabanın partisini koruma güdüsü güçleniyor. Ya da muhalefet partileri Kürt meselesinden uzak durdukça, tabanı HDP’nin etrafında kenetleniyor.
Genç Seçmen Etkisi
İkincisi, sayıları her geçen gün artan Kürt gençlerinin HDP’ye teveccühüdür. Rawest Araştırma ve Yaşama Dair Vakıf (YADA) tarafından yürütülen “Türkiye’de Genç Kürt Olmak” başlıklı araştırmanın verileri, Kürt gençleri arasında HDP’nin uzak ara birinci parti olduğuna işaret ediyor. Araştırmaya göre, Kürt gençlerinin yarısından fazlası, kendisine en yakın parti olarak HDP’yi (% 51.6) görüyor. HDP’nin arkasından AK Parti (% 22) ve CHP (% 8.6) geliyor.
Araştırmaya göre, iktisadi seviyenin yükselmesi Kürt gençlerinin kimlik aidiyetlerini zayıflatmıyor, aksine onları bu konuda daha talepkar kılıyor. HDP bu taleplerini kamusal alana taşıyıp savunuculuğunu üstlendiğinden HDP’nin Kürt gençleri arasındaki popülaritesi artıyor.
Miadını Dolduran Şiddet
Dördüncüsü, Kürtlerde siyasetin belirleyici olması gerektiğine dair düşüncenin büyük bir kabule sahip olmasıdır. Şiddetin, sadece pratik olarak değil, zihniyette de mahkûm edilmesidir. Ana gövde, şiddetin en çok Kürtlere zarar verdiğini düşünüyor ve sorunların siyasetle hâlledilmesi gerektiğine inanıyor.
Legal siyasete böylesine büyük bir değer verilmesi, HDP için önemli bir fırsat. 2013-2015 Çözüm Süreci’nde silah geriye çekilip siyaset öne çıktığında, HDP bir eşiği geçmiş ve siyasette kalıcı bir yer edinmişti. Halkın siyasete yatırım yaptığı ve gençliğin şiddetten uzaklaştığı bir vasat, PKK-HDP ilişkilerinde çevrede kalan HDP’nin merkeze yerleşmesi için bir manivela işlevi görebilir.
Siyasal Alanın Çeşitlenmesi
HDP’nin üstesinden gelmesi icap eden tehditlere gelince, bunlar da iki başlık altında toplanabilir:
İlk olarak siyasal alanın çeşitlenmesinin üzerinde durulmalıdır. 2002’de merkez sağ ve merkez sol partilerin sandıkta tasfiye edilmelerinin ardından bölgede HDP ve AK Parti’ye dayanan iki partili bir siyasi denge kuruldu. Gri alandaki seçmenleri kendine çekebilen parti, diğerine karşı ciddi bir üstünlük sağlıyor.
İki faktör, bu seçmen yapısını değiştirme potansiyeli taşıyor: Biri, son dönemlerdeki politikalar nedeniyle her iki partinin hem ortada duran seçmenlerin hem de sadık seçmenlerinin bir bölümünün tepkisini çekmesidir. HDP’nin hendekler karşısındaki pasif tutumu ve AK Parti’nin MHP’leşme süreci, kemik seçmenlerin dışında kalanları rahatsız ediyor. Ortada sandığa çekilmesi gereken ve tercihini değiştirmesi muhtemel yüzde 25’lik bir genç Kürt kitlesi bulunuyor.
Diğeri ise siyasal alanın hareketlenmesidir. Bir yandan CHP, geleneksel siyasetinde değişikliklere gidip hem muhafazakâr hem de Kürt seçmenlerle olan soğukluğunu gidermeye çalışıyor. Bu da sahada yansımasını buluyor. CHP’ye gerek genel Kürt nüfusu içinde ve gerek Kürt gençleri arasında ilgi artıyor. HDP’lilerin ikinci partisi AK Parti olmaktan çıkıyor, oraya CHP yerleşiyor. Keza İmamoğlu, Kürt gençleri arasında yükselen bir çizgi izliyor.
Öte yandan, yeni siyasal partiler kuruluyor. Davutoğlu’nun Gelecek Partisi ve Babacan’ın DEVA Partisi, hem gri alandaki seçmene hem de partileriyle ilişkileri sıkıntılı bir hâl alan seçmene ulaşmayı hedefliyor. HDP’nin 2015’te kadro ve söylem bazında içine düştüğü sıkışmışlığı aşamadığı da düşünüldüğünde, politik adreslerin çoğalması HDP’nin gücünün bir kısmını yitirmesine neden olabilir.
PKK Gölgesi
İkinci olarak, HDP üzerindeki PKK gölgesi vurgulanmalıdır. PKK’nin varlığı ve şiddeti, HDP’nin geleceğini tehdit eden en önemli unsudur. Aslında, iktidar için yüzde 50 +1 oy almayı gerektiren ve bu nedenle bütün partileri ittifaka mecbur eden mevcut sistem, HDP için önemli bir fırsat içeriyor. Yüzde 10’un üzerinde bir oya hükmettiği için HDP, seçimlerin sonucuna doğrudan etki edecek ve dengeleri değiştirebilecek bir güce sahip.
Fakat PKK ile olan irtibat, HDP’nin bu siyasi gücünün açığa çıkmasına mâni oluyor. Çünkü HDP, herhangi bir ittifakın içinde hukuki olarak yer alamıyor. Şüphe götürmez bir gerçek var: PKK şiddetten bütünüyle vazgeçmediği sürece kimse HDP ile resmi bir birliktelik kurmaz, kuramaz. Hiçbir parti toplumdan gelecek tepkileri göğüsleyemez.
HDP, bu durumda, iki alternatiften birini seçmeye mecbur olur: Ya ittifaklar arası mücadeleye bigâne kalır ya da 31 Mart yerel seçimlerinde olduğu gibi ittifaklardan birine fiili destek verir. Bigâne kalmak iki tehlike içerir: Karşı olunan ittifakın seçimi kazanması ve seçmenlerine söz geçirememesi. Fiili destek ise siyasi bir kazanım sağlamaz. Çünkü destek verilen ittifaka bir sorumluluk yüklemez.
Ezcümle, PKK ve şiddeti, HDP’nin elini kolunu bağlıyor. PKK, normalde, HDP’nin hareket kabiliyetini azamiye çıkartacak bütün olanaklarının önünü tıkıyor, içini boşaltıyor ve HDP’yi işlevsizleştiriyor.
Bu bağlamda HDP’ye düşen iki önemli görev var: Yüzleşme ve inşa. HDP, eş zamanlı olarak, bir taraftan PKK, şiddet ve silah meselesinin serinkanlı bir muhasebesini yapmalı, objektif ve ciddi bir yüzleşme iradesi ortaya koymalıdır. Diğer taraftan da şiddeti kesinkes reddeden ve mutlak siyaset savunusu yapan güçlü bir hat inşa etmelidir.
Ancak hamasetten ve sloganlardan uzak böyle bir yüzleşme ve inşa süreci, HDP’nin siyasi rolünü küçültecek tehditlerle başa çıkmasını ve siyasette kaplayacağı alanı büyütecek imkânları hakkıyla kullanabilmesini sağlayabilir.

Türkiye Partisi Olma

Üçüncüsü, HDP’nin “Türkiye partisi olma” siyasetidir. HDP’nin kuruluşundan beri temel mottosu hâline gelen “Türkiyelileşme”, farklı çevrelerin tepkisini çekti. Kürt milliyetçileri bunu “Kürtlük davasına bir ihanet” olarak yorumladılar. Türk milliyetçileri ise bunu bölücülüğü perdelemek için başvurulan bir taktik, bir takiye olarak gördüler. Ancak Türkiyelileşme, doğru bir siyasetti. Çünkü Türkiye Kürtlerinin çok ağırlıklı bir kısmının Türkiye’den ayrılmak ve sınırları değiştirmek gibi bir amacı bulunmuyor. HDP de bunun farkında; bu nedenle 4. Olağan Kongre’de partinin “Türkiyelileşme” siyasetine bağlılığı teyit edildi. HDP’nin bir “Kürt partisi” değil, bir “Türkiye partisi” olduğunu belirttiler. Girdiği bu yoldan geri dönmemesi, HDP’ye siyasette yeni kulvarlar açabilir.

Benzer içeriklere perspektif.online sitesinden ulaşılabilir.

0  0,00