HOŞGELDİN BİZİM PEREIRA

On kere daha oynansa bu maç, Olympiakos bir kere daha böyle yenemez Fenerbahçe’yi.
Maçın her iki devresinin başında yaşanan şansızlıklara bir de Pereira’nın o meşhur “dalgınlığı” eklenince üç farklı mağlubiyet geldi. İlk yarının başında yenilen şanssız gol, ikinci yarının başında Pelkas’ın direğe takılması maçın öyküsünü tamamen değiştirdi. Bu öyküyü Pereira zamanında değişiklikler yaparak yeniden yazabilirdi, yapmadı. Hoşgeldin bizim eski Pereira…
Aslında biri Yunan liginin diğeri Türkiye liginin lideri iki takımın mücadelesi herhangi bir futbolsever için bile iyi bir mücadele vadediyordu. Aslına bakarsanız Olympiakos tam da Fenerbahçe’nin dişine göre, açık futbol oynayan bir rakip.
Yunan oyuncuların Kadiköy’de de Fenerbahçe’nin istediği gibi cesur ve açık bir futbol oynaması bekleniyordu. Sarı Lacivertlilerin Pereira yönetimindeki maçlarına baktığınızda net biçimde görülüyor ki, kapanan takımlara karşı zorlanan Fenerbahçe açık futbol oyununda rahatlıyor.
Ancak daha maçın beşinci dakikasında gelen gol bütün senaryoyu bozdu. İlk 11’ler açıklandığında Pereira’nın önceki maçın kadrosunu koruduğu, sadece ilerde Berisha’nın yerine Pelkas’ı tercih ettiği görüldü. Mesut Özil, maç günü yakalandığı “gribal enfeksiyon” nedeniyle son dakika kadrodan çıkmıştı. Kimilerine göre bu “tripal bir enfeksiyon” ama biz dedikodulara aldırmayalım.
Pereira’nın senaryosu, açık futbol oynayacak Olympiakos’a ileriye koyduğu Rossi, Pelkas ve Valencia ile hızlı ataklarla gol atmak üzerine kurulmuştu. Bu isimleri geriden Szalai ve Kim uzun toplarla besleyecekti.
Aslında senaryoya uygun da başladı oyun, Fenerbahçe iki kere yokladı rakip kaleyi. Ancak 5. Dakikada Szalai takım çıkarken topu kaptırınca Olympiakos ilk golü buldu.
İşte bu gol Pereira’nın senaryoyu yeniden yazmasını gerektiriyordu. Çünkü golden sonra Olympiakos tamamen kapandı. Elbette Fenerbahçe’nin kapalı defanslar konusunda sıkıntı yaşadığını biliyorlardı ve bunu kullandılar.
Golden sonra Fenerbahçe orta sahasının en çok aradığı isim Mesut Özil oldu. Orta sahanın merkezindeki Gustavo ve Mert Hakan ileri üçlüyle bir türlü pozisyon üretecek paslaşmaları yapamadı. Lüzumsuz, anlamsız, faydasız yan paslar hiç bir işe yaramadı.
İleri üçlüde Valencia ve Pelkas bireysel yeteneklerini kullanarak pozisyon üretmeye çalışırlarken, Rossi 45 dakika kayıpları oynadı. 46. Dakikada kaleciyle karşı karşıya kaldığında da topu dağlara taşlara vurdu.
Aslında Pereira, Başakşehir maçında da birebir yaşanan bu sorunu çok rahat çözebilirdi. Daha 30. dakikada, olmadı ikinci yarıya başlarken Gustavo ve Rossi’yi alır, yerlerine Zajc ve Berisha’yı sahaya sürebilirdi.
Böylece hem takıma hem de Gustavo’ya iyilik yapmış olurdu. Çünkü Gustavo hücum oynayan rakipler karşısında orta saha ile defansın bağını kurarak başarılı oluyor. Kapanan rakip defansları açmak onun işi değil.
Fenerbahçe ikinci yarıya sıkı baskı ve üst üste ataklarla başladı ve o meşhur Fenerbahçe şanssızlığı yine devreye girdi. Pelkas, Szalai’nin müthiş pasına gelişine düzgün bir vuruş yaptı ama top direkten döndü.
Belki de bu baskı Pereira’yı aldattı ve değişiklik yapmakta gecikmesine neden oldu. Olympiakos’un da tıpkı Fenerbahçe gibi bastıran takımlara karşı hızlı ataklarla gol bulduğunu unuttu Pereira… Orta saha sorununu çözemeden üst üste 2 gol daha yedi Fenerbahçe.
Ardından Pereira doğru değişiklikler yaptı ama çok geç kalmıştı. Ondan sonrası yalan futbol, sadece 4’ü kaleyi bulan 17 saçma şut.
Gruptan çıkmak, hem de lider olarak çıkmak isteyen Fenerbahçe içerdeki üç maçtan alması gereken dokuz puanın üçünü kaybetmiş oldu. Bunun telafisi Olympiakos’u Yunanistan’da yenmekten geçiyor. Yunan oyuncular yaptıysa Fenerbahçeliler niye yapmasın?

Tribünün muhalefet şerhi;
AYIP OLUYOR BEYLER

Aslında bu “ayıp oluyor beyler”i takıma ve hocaya söyleyecektim ama tribündeki bizimkiler daha çok haketti. Tribündeki bazı arkadaşlar, geçmiş maçları, oyuncuları, oyunları, taktikleri özlüyor biliyorum, özleye dursunlar ama ben eski tribünleri, 12. adamı özlüyorum!
Evet kötü bir maç, beklenmedik bir yenilgi. Hatta belki istenen oyun bile değil. Ama çıkan oyuncunu yuhalamak nasıl bir taraftarlık anlayışı? Bu takım kendi liginde lider, daha 3-4 gün önce çatır çatır top oynamış, övgüler toplamış. Elbette dün akşamki sonuç hepimizi çok üzdü. Ama daha ikinci grup maçında oyuncu ıslıklayarak taraftarlık olmaz. Biz zamanında 2-0 geriye düşünce, taraftar oyuncu hep birlikte maç çevirirdik, ne ara bu kadar umutsuz ve oyuncu yiyen bir taraftar grubu olduk? Dört gün sonra ıslıkladığın oyuncularla mı maç kazanacaksın? Yapmayın beyler, etmeyin bayanlar, takım geriye düşse de ateşlemesi gereken biz taraftarlarız. Taraftarının inanmadığı bir Fenerbahçe başarılı olamaz. Bu takım maç da kaybedecek kötü de oynayacak, son 7 yılın başarısızlıkları ne bu oyuncuların ne de bu hocanın suçu. Gayet tabi takım eleştirilir, oyun, hoca hepsi eleştirilir. Ama dün akşamki ıslıklamalar hiçbir işe yaramadığı gibi, oyuncuları ve hocayı da kötü etkiliyor. Dedim ya, ben eski tribünleri özlüyorum!
Not: Galiba ben de yaşlanıyorum ya da şu yanda yazan şahıstan etkileniyorum, nedir bu geçmişi, eskiyi özlemek arkadaş?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ümit Sezgin Arşivi