/

IMF Meselesinde Sıkışmak

Salgından bu yana en çok sıkıntı yaşadığımız konuların başında derinleşen ekonomik sorunlar geliyor. Bir yanda işsiz kalan ya da işe gidemeyen milyonlarca insan öte yandan kepenk kapatan esnaflar, işletmeler…

Salgından bu yana en çok sıkıntı yaşadığımız konuların başında derinleşen ekonomik sorunlar geliyor. Bir yanda işsiz kalan ya da işe gidemeyen milyonlarca insan öte yandan kepenk kapatan esnaflar, işletmeler… Bu şartlar altında doğal olarak ki hepimiz devletin bu zor durumda insanlara kol kanat germesini bekliyoruz. Yıllarca çalışan ve ya işveren fark etmeksizin ödediğimiz vergilerin, işsizlik fonu kesintilerinin bu zor dönemlerde karşılığını almak istiyoruz.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, bugüne kadar sağlanan desteğin 200 milyar TL’ye ulaştığını ifade etti. Hükümetin destek olarak adlandırdığı paket 6 ay sonra faiziyle geri alınacak borçlardan ibaret. Paketin yüzde 73’ü İş’e Devam Kredisi, Temel İhtiyaç Kredisi, Paraf Esnaf Kart ve Esnaf Destek Kredisi’nden oluşuyor. Öte yandan yapılan açıklamaya göre 53,6 milyar liralık kamu alacağı da yine 6 aylığına ertelendi. Yani doğrudan nakdi destek olarak verilen tutar 8 milyar TL civarında.
Bu atılan adımlar sorunu çözüyor mu? Maalesef hayır! Çözmediği gibi geleceğe ciddi bir kriz birikimi yaratıyor. Krizin derinleştiği, salgının gündelik hayatı vurduğu günden bu yana dilim döndüğünce ifade etmeye çalışıyorum. Milyonlarca yeni işsizin oluştuğu bir ortamda, işverenlerin iş durdurmak zorunda kaldığı bir ortamda hükümet maalesef yukarıdaki adımlarla sorun çözme yaklaşımının daha fazla kredi, borç öteleme ve kredi garantisine dayandığını gösteriyor. Maalesef bu zorlu süreci geçmişteki krizlerle bir tutan bir yaklaşım ile ihtiyacı, likidite ve finansmana indirgiyor.
Oysaki ortada ciddi bir sağlık krizi, bu krize bağlı bir talep şoku ve bu talep şokunun daha ne kadar süreceğine ilişkin ciddi bir belirsizlik var! Dolayısıyla çözümler de çok daha geniş kapsamlı değerlendirilmeli ve sadece bir finansman sorununa indirgenmemeli. En temelde geliri ve ekonomik güvenceyi esas alan bir yaklaşım ile hareket edilmeli. Peki bütün bunları bizler söylerken hükümet bunun farkında değil mi? Kesinlikle farkında! Ancak geçmiş yıllarda yapılan harcamalar ve bütçedeki bozulma nedeniyle elinden gelen 8 milyar TL’lik bir destek.
Küresel risk iştahının iyice azaldığı bir ortamda daha fazlasını yapmak için gerekli borcu uygun koşullarda alabileceği tek kaynak ise Uluslararası Para Fonu (IMF). Üstelik salgın krizine özgü geliştirilen hızlı destek programları ile de daha uygun şartlarda yararlanmak mümkün. Hızlı bir şekilde 8-9 milyar dolara kadar kredi alabileceğimiz bir programın çarpan etkisi de yüksek olabilir ve Türkiye’den yabancı çıkışını da bir miktar yavaşlatmak böylelikle mümkün olabilir. Birçok açıdan şu zor günlerde akut sorunlara çözüm buradan sağlanabilir. Elbette kaynağı bulmak kadar onu geniş kesimlere ulaştırmak da önemli ama bu bir başka tartışmanın konusu!
Asıl ifade etmek istediğim ise bugünlerde “IMF ile anlaşmak gerekiyor”u açık açık söylemenin oldukça zor olduğu. Birçok iktisatçı bu çözümü ifade ederken maalesef bir tarafta hükümetin “IMF’ye minnet etmeyeceğiz” sertliği ile bir grup muhalif iktisatçının “ana akım muhalif iktisatçı, IMF partisi” söylemi arasında sıkıştırılmış durumda.
Ancak ne hükümet tarafından somut bir çözüm üretilebilmekte ne de kendini “ana akım olmayan” olarak tanımlayan iktisatçılardan günün gerçekleriyle örtüşen bir çözüm önerisi gelmekte! Sınırsız para basmaktan, sermaye kontrollerine kadar giden önerilerin hızlı çözüm üretmemiz gereken bu dönemde sonuç vereceğini sanmıyorum. Uzun vadede hayata geçebilecek bu tip önerileri ise çok daha geniş bir kapsamda ele almak gerektiği kanaatindeyim ki bu da bugünkü şartlarda mümkün değil.
Dolayısıyla an itibariyle en önemli mesele geçim derdinde olan milyonların geçim derdini çözmeye çalışmak iken sistemin küllen değişimine dair iddialı cümleler üretmek, pratik çözümleri görmezden gelmek bu şartlarda biraz zor.
Mevcut küresel sistemin eleştirecek yüzbinlerce boyutu olabilir ancak ne dünya ne de Türkiye şu aşamada o iddiaların arasında kaybolmaya değil, gerçeği anlayan, hızla ve pratik çözüm üretebilecek bir yaklaşım ile yol almaya ihtiyaç duyuyor.
O yüzden bir kez daha yazayım. Şartlar bizi, en ucuz kaynağı kim sunacaksa onunla anlaşmaya itmiş durumda, daha da itecek gibi görünüyor. Bunu yarın yapmaktansa bugün yapmak daha iyidir.

0  0,00