İNADINA KANAL… İNADINA İSTANBUL…

Neredeyse 10 yıldır Kanal İstanbul projesiyle yatıp kalkıyoruz. Uzun süre konuşuldu, bir ara unutulur gibi oldu. Son iki yıldır iyice ısıtıldı… Kanal inadı tutanlarla, kanal karşıtları arasında tartışmalar sürüyor. Cumhurbaşkanı’nın dediğine göre, Kanal İstanbul inadına yapılacak. Şimdi kanal yapıcılarının maddi ve manevi sıkıntı yaşamaması için yasal zemin hazırlanıyor. Yani minare kılıfına uyduruluyor.
Gelelim inat meselesine…
Herkesin insani olarak inat ettiği bir durum vardır mutlaka. Bu projenin inatla doğa ve kent katliamı olacağını söyleyen bir bilim insanımızdan bahsedeyim. İnat bilimle güçlenirse iz bırakıyor. Tarih sayfaları, yakılan, zindanlarda çürüyen ve yargılanan inandıklarını inatla savunan bilim insanlarıyla dolu.
Kanal İstanbul’a başından beri karşı çıkan bilim insanı Prof. Cemal Saydam oldu. Kimya biliminde ülkemizin sayılı uzmanlarından olan Saydam, otobiyografisinde özel uzmanlık alanının, ‘Boğazlar, Marmara Denizi ve Haliç’ olduğunu yazıyor.
Cemal Saydam ile Kanal İstanbul üzerine radyo ve televizyon röportajı yapmışlığım vardır. Saydam, Kanal İstanbul için ‘cinayet olacak’ diyen ve en sert bilimsel yanıtla karşı çıkan ilk bilim insanı oldu.
Saydam, “Bu kanal Marmara Denizi’nin sonunu getirir, Kanal’dan gelecek su akışı burayı alt üst eder, 5-10 yıl içinde Marmara’nın rengi de kokusu da değişir” diyordu. Sonra pek çok bilim insanı Saydam’ı izledi ve projeye karşı görüş bildirdi.
ELİN BİLİM İNSANI NE DİYOR?
İstanbul coğrafyasını alt üst edecek Kanal İstanbul projesiyle ilgili geçen yıl bir çalıştay düzenlenmişti. Aslında projeye sahip çıkanların uluslararası bilimsel bir toplantı düzenlemesi gerekirdi ki; işlerine gelmedi mutlaka. Çünkü Karadeniz konusunda yüzlerce araştırma yapan özellikle Rus bilim insanlarının ne diyeceklerini merak ediyordum doğrusu.
Neyse; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği çalıştayda kanal ile ilgili her konu masaya yatırıldı. Başkan Ekrem İmamoğlu’nun, “İstanbul kesilip biçilecek” dediği Kanal İstanbul’u çok büyük ve riskli bir ameliyat olarak tanımlamıştı. İmamoğlu’na göre, bu ameliyatla tarihi kentin bazı bölgeleri felç olacak, bazı bölgeleri de sakat kalacaktı.
Kanal İstanbul’un Marmara Denizi’ne, su kaynaklarına, Trakya tarımına, kısaca çevreye, hatta tarihi dokusuna etkisi konusunda nice araştırmalar var.
Ancak yapıcıların derdi, iki deniz birleştirmekten çok, betonun getireceği rant hesapları. Yani kanalın iki tarafında yer alacak yapılar bütün dertleri.
Yedi tepeli İstanbul’a 700 yeni tepe ekleyecek projeye bu açıdan bakayım dedim ve şehirleşme konusunda araştırmalara daldım.
Yıllar önce röportaj yaptığım kent uzmanının şu sözlerini unutmadım, şöyle demişti; “ Ülkemizde beton sabırla gelecek kuşakları bekler, istediğin kadar sınır, kural koy… Bir yere beton dökmek için kazma vurdunuz mu, sonu gelmez. Artık orası yeni bir yerleşim merkezidir.”
Maden Mühendisleri Odası’nın araştırmalarına göre, Kanal için yapılacak hafriyatın bedeli bile 12 milyar doları buluyor. Bir milyar 700 milyon ton kazı için Türkiye’nin elinde yeterli iş makinası bile yok. Çıkarılan toprakla Marmara ve Karadeniz’de iki yapay ada oluşturulacağı söyleniyor. Yani deniz doldurularak yine doğa alt üst edilecek.
CHP Belediyeleri bir görsel tanıtım yapmış, belediyelerin çalışmasını ‘tıkır tıkır’ diye tanımlamış. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre ise, CHP Belediyeleri her yeri çöp ve çamur içinde bıraktı. Erdoğan ‘takur tukur belediyeler, çukur mukur yollar’ diye dalgasını geçti.
Şimdi önemli bir noktaya geldik. Kanal İstanbul’a başlanırsa İstanbul’un Avrupa yakası öyle bir toz bulutu, moloz yığını ve çamur içinde kalacak ki; “İstanbul İstanbul olalı böylesini yaşamadı” notu kent tarihinde kayıta alınacak. O zaman göreceğiz takur tukuru…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi