İnan olsun ki Mustafa Cengiz…

Mustafa Cengiz’le 40 yıla yakın süredir tanışıyorduk ama bu gazetecilik çalışması nedeniyle bir tanıma durumuydu, yakın bir ilişki söz konusu değildi. Özellikle Sarı-kırmızılı kulübün Galatasaray Lisesindeki genel kurullarında onu mutlaka görürdük. Demek ki o yıllardan bu yana başkanlık için kendisini hazırlıyordu gibisinden bir şaka yapılabilir.

Dursun Özbek’in kendisini çok güçlü hissettiği dönemde baskın bir seçimle görev süresini uzatma çabası içindeyken karşısına çıkmıştı ama ona şans tanıyanların azlığı anlaşılır bir durumdu. Genel kurul üyelerinin Özbek’e tepkisi, onun sıkı bir sürpriz yapmasını sağladı. Birkaç ay sonra yapılan seçimde de yeniden göreve getirildi.

Başkan seçilmekten yana fazla bir umudunun olmadığının kanıtlarından biri de Sportstv’deki benim Sporsever programıma katılmış olmasıydı. Belli ki büyük kanallar, ‘nasıl olsa seçilemeyecek, boşuna zaman harcamayalım’ diye bakmışlardı ona. Görev döneminde Galatasaraylıları mutlu eden sürprizlerinin ilki buydu.

Yıkıcı düzeydeki zorluklarını herkesin gördüğü ortamda yaptığı işlerin önemi ve değeri, sosyal medyada taraftarlarca dile getiriliyor. Daha fazlasını hakettiğini de hiç duraksamadan söyleyebiliriz. ’Takımım için ölürüm, kulübüm için canımı veririm’ gibisinden palavraları sizler de duymuşsunuzdur. O, bunu gerçekten yaptı. Düpedüz hayatını adadığı Galatasaray için kendini feda etmiş oldu.
···
Mustafa Cengiz 3,5 yıllık görev süresi içinde çok yıkıcı olaylar yaşadı. Kulübü için olağanüstü özverilerde bulundu. Bunların ayrıntılarına girmenin bir yararı yok, genel bir yaklaşımla ‘bu memlekette hiçbir iyilik cezasız kalmaz!’ sözünü hatırlatarak geçebiliriz. Finansal Fair Play kurallarına uyulmadığı için takımın Avrupa kupalarından menedilmesini önlemekten tutun da önceki dönemde satılmış olan kulüp arazilerinin geri alınmasına kadar, neredeyse imkansız denilebilecek türden işler başardı ama bazılarına pek yaranamadı.

Büyük kulüplerin en büyük gıdası olan sportif başarı boyutunda da herhangi bir aksaması olmadı. Bu kadar sıkıntılı bir dönemde çok iyi diye nitelendirilebilecek sonuçlar elde edildi. Bundan da mutlu olmayanlar az değildi.

Futbol takımının başarısı için yeterli düzeyde transfer yapılmadığı iddiası her zaman büyük kulüplerde banko suçlama konularından biridir. İçinde bulunulan berbat koşullarda bile bu konuda her şey yapıldı. Tek başına Diagne’nin maliyeti, bugün Süper Lig’de mücadele eden takımların birçoğunun toplam kadro değerinden fazlaydı. Hele Falcao için çok daha büyük bir para harcandı. Ne kadar karşılığının alınabildiği de ortada. Yine de bu konuda bir denge noktası bulunabildi. Satılanlardan gelen para yabana atılmayacak noktaya onun döneminde çıktı.

Bunlarla ilgili olarak hep suçlanan kişi durumundaydı. Üstelik, bu işlerin içyüzünü açıklayabilme şansına da asla sahip değildi. Özellikle UEFA yetkilileri ile yapılan görüşmelerde ne yapıp da onları ikna ettiği yolunda bireyler açıklayabilme olacağı yoktu çünkü kulüp bundan zarar görürdü… Transferde de hangi nedenle, kimin isteğiyle, ne gibi yanlışlar yapılıp kayıplara uğranabildiği ise bir sır olarak kalacaktı.
···
Zehirli bir bataklık olan futbol dünyamızda, Mustafa Cengiz tertemiz biri olarak kalmaya çalıştı ve elbette ki bunu başardı. Samimiyetiyle taraftarın gönlünü, efendiliğiyle rakiplerin saygısını kazandı. Zaman zaman çatışmak zorunda kaldığı Ali Koç’un cenazesine omuz vermesi, bunun kanıtlarından biriydi.

‘İnan olsun ki’ şeklindeki yerel söylemi sık sık kullanması önce yadırgandı, sonra hoşa gitti. ‘İnan edin ki Galatasaray şampiyon olacak’ sözü ise düpedüz bir slogan haline gelecekti. Böyle sözlerinin yanında dini inancının gücünü belirten ifadesi, deplasmanda Fenerbahçe’yi yenmenin dayanağı olarak görüldü.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde geçen ve Kanuni Sultan Süleyman’a ait olduğu belirtilen şu sözleri yaşam felsefesi belirlemişti: Geçme namert köprüsünden /Ko sel götürsün seni/ Yatma çakal yatağında /Ko aslan yesin seni.

Mustafa Cengiz’in Galatasaray başkanı olarak hiçbir başarısı bazılarını tatmin etmedi. Temel karakterinin aristokratlık olduğu bilinen kulübü, halktan biri olarak yönetmesi, onlara ağır gelmiş olmalı. Oysa Mülkiye mezunu oluşu, 28 yaşında önemli bir kuruluşun genel müdürlüğü ve sonrasında iş hayatındaki başarısı, hiç de yabana atılmayacak bir kişisel kariyerdi. Mesele o ise, Mustafa Cengiz de kendi çapında bir aristokrat sayılabilirdi.

İstanbul’un adeta bir tufan yaşadığı günde yapılmak zorunda kalınan cenaze törenine Sayın Cumhurbaşkanının da gelmiş olması, Mustafa Cengiz’in saygın kişiliğinin ve hizmetlerinin ödüllendirilmesi anlamında değerlendirilebilir. Yaşarken belki yeterince değeri bilinmemiştir ama o gönüllerde yaşayacak türde biridir. Sarı-kırmızıya hizmet için belki de hayatını hiçe saymış olması elbette ki gerektiği gibi değerlendirilecektir.

Mekânı cennet olsun. Huzur içinde uyusun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Çakır Arşivi