Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“İNSANLIĞIN GELDİĞİ YER HAKİKATEN AKIL DIŞI”

İstanbul Film Festivali sona erdi ve “Mutlu’nun Hayat Perdesi”ne sinemanın büyüsü yansıdı. Ve o büyünün etkisiyle hayatım zenginleşti, rengârenk oldu.

İzlediğim her filmden payıma düşeni aldım ve şimdi o hikâyelerin içinde, duygunun peşinde, görsel hafızanın gücünde kalarak filmlerin etkisindeyim hâlâ…

İşte bu nedenle İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na, İstanbul Film Festivali ekibine ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi buradan da sunmak isterim.

İyi ki sinema ve iyi ki bize hikâye eşliğinde bir dünya yaratan sinemacılar var.

İyi ki var dediğim yönetmenlerden birisi ise Tayfun Pirselimoğlu.

Çünkü kendisinin filmlerini izledikten sonra “İyi ki varsınız” cümlesini kurmaya devam ediyorum.

Tayfun Pirselimoğlu’nun filmleri güçlü bir şekilde size tesir ediyor ve film bitiminde hemen koltuktan kalkamıyorsunuz. Yönetmenin dünyasına çoktan girmişsiniz ve hemen kendinize gelemiyorsunuz. “Kerr” i izlerken de bu duygulardaydım.

Öyle ki Tayfun Pirselimoğlu’nun diğer filmlerinin içinde beni en çok etkileyen “Kerr” oldu diyebilirim. Belki de anlattığı mesele tam da içinde bulunduğumuz çağın dertleri ve insanı olduğu için de böyle hissediyor olabilirim.

İçinde yaşadığımız korkular ve başımıza gelmesin diye sustuğumuz bütün meseleler “görmedim, duymadım, bilmiyorum” sözcükleri eşliğinde bağırmadan sessizce bir anlatımda ve güçlü görsel bir dille nasıl güzel ve etkileyici anlatılmış.

Köpek ve delik metaforu ise hikâyeyi zirveye taşıyor.

Oyunculuklar, mekânlar, atmosfer, bütünüyle film çok çok iyi.

Etkisinden kurtulamadığım “Kerr” filmine dair sorularımı üstelik yorumlar da yaparak Tayfun Pirselimoğlu’na sordum.

1 Mayıs Emek Ve Dayanışma Günü’nde sinema emekçileri başta olmak üzere alın teriyle, emeğinin hakkıyla hayatta ve ayakta kalma savaşı veren herkese güç ve kuvvet diliyorum. Bayram gibi kutlayabileceğimiz zamanlar umuduyla, iyi pazarlar herkese.

Siz ödüllü bir yönetmensiniz Tayfun Bey, İstanbul Film Festivali’nden de “En İyi Yönetmen” ödülü aldınız. Ödül beklentisi hep oluyor mu, her yeni ödül sizde nasıl bir heyecan yaratıyor, yeni aldığınız bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Bir film çekerken sonrasına dair bir hesap ve ödül beklentisi içerisinde değilim. Ben izlerken seveceğim, “İyi olmuş” diyeceğim filmleri yapma peşindeyim. Esas motivasyonum da bu. Ödül bir takdirin işareti olduğu için hoş tabii ki, mutluluk verici ama sinema bunun için yapılmaz. Son ödülden de mutlu oldum.

“Her roman sadece benim izlediğim bir film olarak kişisel sinemamda oynuyor!”

“Kerr” festivalde en çok beğendiğim filmlerden biri oldu. Hem ödülünüz hem de bize böylesine her açıdan özel bir film sunduğunuz için tebrik ediyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum. “Kerr” romanınızı filme dönüştürme fikri nasıl oluştu ve sinemaya nasıl uyarladınız?

Kerr’i yazarken kafamda bir film olması konusunda bir fikir yoktu ama her romanı yazarken onu tahayyülümde neredeyse bir film olarak akıtıyorum. Yani her roman sadece benim izlediğim bir film olarak kişisel sinemamda oynuyor! Kerr bir süre sonra görünür olmak istemiş olmalı. Lakin film tamamen kitabı kapsamıyor; başka hikâyelerimden ödünç aldığım ögeler de var.

“Yazarlığın ötesinde başka hünerleriniz de olmalı”

Genelde romanların film uyarlamalarında beğeni olarak hep ikiye bölünürüz. Romancı Tayfun Pirselimoğlu bu noktada ikiye bölündü mü? Romanınız mı, filminiz mi hangisi galip çıktı?

‘Yazar Tayfun ile yönetmen Tayfun’un aralarında ciddi bir tartışma çıkmadı’ diyelim. Sinema edebiyatın dışında birçok başka disiplini de barındırıyor. Yazarlığın ötesinde başka hünerleriniz de olmalı. Okuyucunun muhayyilesini harekete geçirmek de çok önemli tabii ki ama sinema izleyicisi daha talepkâr bir yerde duruyor. Yazarla yönetmenin yüzleşmek zorunda kaldığı husus burada ortaya çıkıyor muhtemelen. Biz birbirimizden memnun ayrıldık nihayetinde.

“Sıkışma, çaresiz kalma durumu önceki filmlerimde, romanlarımda da var”

Filmde bir kasabadan çıkamama hali insanı ürperten bir durum aslında, bir yerden çıkamama insanı delirten bir durum olmalı. Üstelik yakın zamanda Covid nedeniyle evden çıkamama halini hepimiz yaşadık ve başka bir insana dönüştük. Bu bir yerden çıkamama fikri nasıl çıktı ve sizi bir yerden çıkamama durumu nasıl etkiledi, etkiler?

Romanı Covid meselesinden çok önceleri yazmıştım. Film de ondan önce çekildi. Yani pandeminin tetiklediği bir hikâye değil “Kerr.” Benim kendime mesele ettiğim derin huzursuzluklardan biri olarak çıkışsızlık halini irdeleyen bir mevzu. Sıkışma, çaresiz kalma durumu önceki filmlerimde, romanlarımda da var. Takıntılı olduğum konulardan biri de bu ve hemen her yazıp çizdiğime sızıyor. “Kerr” bunu bir kasabada mahkûm kalma üzerinden aktarıyor ve o kasabanın izleyicide bir karşılığı da var tabii ki. Tuhaf ve zor zamanlar bunlar.

“Bunaltıcı bir atmosferde nefes almaya çabalıyoruz”

Sıkışmışlık, çaresizlik çok uzun süredir yaşadığımız bir duygu durumu. Bu sıkışmışlık hali aynı zamanda Türkiye’nin hali gibi. Seyirciye yaşattığınız sıkışmışlık ve çaresizlik durumunu ülke açısından da baktığımızda siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanlığın geldiği yer hakikaten akıl dışı. Bunaltıcı bir atmosferde nefes almaya çabalıyoruz. Bitmek bilmez savaşlarla cebelleşiyoruz. İdrakin buharlaştığı, ‘‘normal’’ her ne ise referansını kaybettiği zamanlar. Memleket de bundan nasibini had safhada alıyor tabii.

“Tuhaf zamanların en tuhafına denk düştük”

‘Kerr’ de içinden ve etkisinden çıkamadığım bir film oldu ve kime güveneceğimi bilemediğim bir duygu durumunun da içine düştüm. Gördüğünüz bir cinayet üzerine sanki siz cinayeti işlemişsiniz şüphesinde kalan masum bir adamın çaresizliği… Filmde diyorsunuz ki; “İyi insanların kaderi kötü olur” öyle mi? Masum ve iyi insan olmak günümüzde bir çaresizliğe mi dönüştü ve neden? 

Öyle görünüyor. Belki de Çinlilerin bedduası tuttu ve tuhaf zamanların en tuhafına denk düştük. Kelimelerin karşıladıkları manalar değişti, referanslar yer değiştirdi, akli olan buharlaştı, vicdanlar körleşti. Böyle bir durumda ahlaki olanın da ne olduğu, suçun ne anlama geldiği, bedeli kimin ödediği de karşılığını başka bir yerde buluyor.

“Ben yazıp çizerken cevaplardan çok sorularla ilgiliyim”

Filmde “Korkunca düşersin, korkmazsan düşmezsin” cümlesi geçiyor. İnsanın başına ne geliyorsa korktuklarından ve sustuklarından mı geliyor? Filmdeki karakterimiz susmak istemiyor ama korktukça başka bir çıkmazın, girdabın içinde buluyor kendini. Hatta filmi izlerken adamın başına gelenler sanrıları olsun lütfen diyorsunuz. 

Bir ip cambazının haletiruhiyesinden söz ediyorum. Karşıya geçmeniz için sahip olmanız gereken en önemli özellik cesaret. Bu cesareti göstermenin yolları var tabii ki; Kerr’deki karakterin düştüğü şaşkınlığın korkuya, oradan önü alınmaz bir dehşete dönüşmesi ve umutsuzca çırpınışı biraz da bizim halimizi yansıtıyor gibi. Ben yazıp çizerken cevaplardan çok sorularla ilgiliyim. Buradaki soru da şu; Siz bu ipin üzerindeyseniz ne yapacaksınız?

“Sürekli soruların muhatabıyız ve o soruların cevaplarına dair her şey meşkûk”

Filmde benim için öne çıkan duygulardan biri de güven sorunuydu. Can karakteri kime güveneceğini bilemiyor, hangi kişi doğruyu söylüyor seçemiyor, kime inanacağına şaşırıyor. Bizler böyle bir güvensizlik ortamında mı yaşıyoruz ve filmi referans alırsak bunun sebepleri sizce nedir?

Sözünü ettiğim ‘‘tuhaf zamanların’’ bir işareti de bu; güvensizlik hali. “Doğru nedir?’’ sorusunun bir başka şekilde ifadesi. Sürekli soruların muhatabıyız ve o soruların cevaplarına dair her şey meşkûk (kuşkulu). Çünkü herkes başka bir cevap veriyor ya da hiç vermiyor, havada kalıyor. Yalnız olmanın, bir yol bulamamanın, pusulayı kaybetmenin ne dehşet verici bir hal olduğunu tecrübe ediyoruz.

“Metaforların karşılığı sizdeki cevapta vardır”

Filmdeki köpek ve delik metaforu hikâyenizi zirveye taşımış diye düşünüyorum. Ben kuduz köpekler, onlara kemik vererek kendini koruma önerisi ve deliklerden oluşan hayatımızın üzerine çok düşündüm. Sizin köpek ve delik metaforu üzerinden anlatmak istediğiniz neydi?

Söyledim; ben soruları sormakla mükellefim! Metaforların karşılığı sizdeki cevapta vardır; eminim.

“Bunu becerebilenlere sormak lazım”

Hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenler nasıl devam edebiliyorlar?

Hayatta kalma rehberlerinde yazılanlarla ilgili olmalı. Bunu becerebilenlere sormak lazım. Önemli bir bilgi!

“Artık aşinası olduğumuz haller bunlar”

Filmde yaşananlar Türkiye’nin de içinde bulunduğu durumun bir özeti aslında, öyle mi?

Hayatımız. Bu memleket ve bütün memleketler. Bulaşıcı huzursuzluk, toplu delilik, kolektif dehşet… Artık aşinası olduğumuz haller bunlar.

“Genelde senaryoyu yazarken o kimlikler de zihnimde beliriyor”

Bir yönetmen olarak ayrıca oyuncu seçimleri konusunda da sizi tebrik etmek isterim. Çünkü aklımıza gelmeyecek bir oyuncu kadrosu ile bizi buluşturuyorsunuz. Ve onları izleyince ne kadar iyi oyuncularmış durumunu görüyoruz. Ayrıca Gaffur Uzuner gibi bir oyuncuyu unutmuşken siz hatırlatıyorsunuz. Oyuncuları nasıl belirliyorsunuz?

Genelde senaryoyu yazarken o kimlikler de zihnimde beliriyor ve o suretlerle birlikte yazıyorum. Hakikaten çok iyi ve zaman içerisinde her nedense görünmez hale gelmiş oyuncular var. Gafur Bey de onlardan biri ve uzun zamandır aklımın bir yerinde onu tutuyordum. Kısmet Kerr’eymiş. Bunun yanı sıra tamamen amatör ya da yarı amatör oyuncularla da çalışıyorum ve bunun yarattığı enerjiyi seviyorum. Bir de Rıza Akın gibi demirbaş oyuncularım var tabii ki.

“Hakikaten bunun nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum”

O kadar derin ve anlamlı senaryolar yazıyorsunuz ki hayran kalıyorum. Bu fikirler, hikâyeler nasıl ortaya çıkıyor?

Hakikaten bunun nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum. Galiba şöyle: Sokakta yürürken gözüme çarpan bir yüzden ya da denk geldiğim bir mekândan, okuduğum bir satırdan etkilendiğimde zihnime bir tohum düşüyor. O suretin ya da yerin ya da ibarenin muhayyilemde uzun süre dolaşıp durduklarını biliyorum. Sonrasında da büyüyüp gelişip birer hikâyeye dönüşüyorlar. Ardından bunun bir roman mı yoksa senaryo mu olacağına kendileri karar veriyor. Benim fazla bir dahlim yok!

“Sinema hakikaten meşakkatli ve güç bir sanat dalı”

Oluşturduğunuz görsel dil o kadar etkileyici ki sanki karakterler konuşmasa da o hikâyeyi anlayacaksınız gibi. Ressamlığınızın sinemaya katkısının gücü müdür bu, nedir?

Neticede sinema bir dikdörtgenin içerisinde tasarladığınız resimlerin toplamından ibaret. O dikdörtgeni tasarlarken de ressamlığımdan yararlanıyor olmalıyım. Lakin, sinema bu kadarla kalmıyor. Ressamlık işin tamamlayıcı bir unsuru olarak bir yerde duruyor ki, bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Bir filmin gücü bunun yanı sıra çok sayıda unsuru bir araya getiriyor olmakla alakalı. Sinema hakikaten meşakkatli ve güç bir sanat dalı.

“Filmlerime sonrasında baktığımda her birinin beni mutlu etmesini isterim”

Filmografinizde ‘Kerr’ filminizi nasıl konumlandırıyorsunuz ve sinema yolculuğunuzdaki önemi ne olacak?

Her filmi bitirdiğimde onu arkamda bırakıp yenisine dönüyorum. Sonrasında baktığımda her birinin beni mutlu etmesini isterim; Kerr’de de öyle olacak diye umuyorum.

NOT: AŞAĞIDAKİ SERGİ DUYURUSUNU KUTUDA AYRICA DİP NOT BİLGİ ŞEKLİNDE VEREBİLİR MİYİZ?

Tayfun Pirselimoğlu'nun kişisel sergisi 'Kerr', İstanbul Concept Gallery'de

İstanbul Concept’in takdim ettiği çok yönlü sanatçı Tayfun Pirselimoğlu’nun aynı isimli romanı ve uzun metrajlı filminin ardından şimdi de kişisel sergisi KERR, Nisan ayında İstanbul Concept Gallery’de sanatseverlerle buluştu.

Mükerrer, tekrar, tekerrür kelimelerinin kökü olan KERR, dönüp tekrar başlamak anlamına da geliyor. Pirselimoğlu’nun bu döngüyü anlattığı ‘Kerr’ filminin ardından eserleriyle de sanatseverlerle buluştu. Usta sanatçının son dönemde karışık teknikle ürettiği eserlerden oluşansergisini 14 Mayıs’a kadar pazar-pazartesi günleri hariç, her gün  Tomtom Mah. Nur-u Ziya Sokak’ta yer alan İstanbul Concept Gallery’de ziyaret edebilirsiniz. Sergide Pirselimoğlu’nun son dönemde karışık teknikle ürettiği 40’ın üzerinde eseri yer alıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi