İYİ TASARIM, PAHALI VE GÖSTERİŞLİ OLAN DEĞİLDİR.

Mimarlık dünyasının en kıymetli ödüllerinden biri olan Pritzker Architecture Prize, 2021 yılında Fransalı mimarlar Anna Lacation ve Jean-Philippe Vassal‘a layık görüldü.

Hyatt otellerinin sahibi olan Pritzker ailesi, kurdukları vakıf ile bilimden sanata pek çok alanda destek olan ünlü bir aile. Okullardan bilimsel enstitülere, araştırma ve eğitim kurumlarına, müzelere kadar o kadar farklı alanlarda faaliyet gösteriyorlar ki, sadece Amerika’nın değil global filantropi dünyasının öncü isimleri arasındalar.

Asıl varlıklarını turizm ve otel yatırımları ile sağlayan ev bu alanda dünyada saygın bir yere sahip olan Hyatt otellerinin yapılaşma süreci aileyi mimarlık konusunda bir farkındalık yaratmaya götürüyor ve bu doğrultuda yaşayan mimarları ödüllendirmek üzere Pritzker Mimarlık Ödülü’nü yaratıyorlar.

Jay ve Cindy Pritzker, bu ödülle sadece farkındalık değil, daha nitelikli yapılı bir çevre  oluşturacak yaratıcılık için de bir motivasyon yaratacaklarını düşlemişler. Şikagolu aile, 1967 yılında otel yapmak üzere, Atlanta’nın merkezinde atıl ve işe yaramaz bir bina edinmişler. Her ikisi de bu binanın dönüşümünü ve etkisini deneyimleyince, mimari tasarımın gücüne inanarak 1978 yılında bu ödül fikrini oluşturmuşlar; iyi ki !

Söz konusu otel, Atlanta Hyatt oteli, lobi tasarımı ile otel yapılarını değiştiren ikonik bir mimari yaklaşıma sahip. John Portman imzası taşıyan bu otelin görkemli lobisi 22 kat boyunca sıralanan balkonların devasa bir atriuma baktığı, ve bir köşesinden cam bir asansörün yukarı aşağı süzüldüğü bir yer; dönemi için oldukça gelecekçi olan bu tasarım, bugün bile içeri girenleri etkisi altına alıyor. Mimari tasarımın atmosfer yaratma gücünü, ve bu gücün insanın tüm duygularını şahlandırışını hissedebiliyorsunuz. Ne zaman böyle bir yapı ile buluşsam, önce tenim irkilir, gözlerim etrafı dolanırken kulaklarım olup biteni dinler; beynime yüzlerce algı bir anda yüklenir ve bu algıların tümü bende pek çok duygu ile düşünce yaratır. Bu basit etkileşim çoğunlukla heyecalı bir deneyimdir ve ilham verir. İyi mimarlıktan her zaman böylesine büyük bir etkilenme beklemeyiz ama karşılaştıran yapılar da unutulmaz olanlardır.

Pritzker ailesi de sadece deneyimleyen değil; bu mekanın dönüşümünü baştan sona deneyimleyen  ve yatırımları ile gerçekleşmesine vesile olanlar olarak, işte mimarlığın etkisini bu sebepten duyurmak istemiş olmalılar.

Pritzker, bu dünyanın Nobel ödülü gibi. Bunu yıllardır ödül verdikleri isimlere ve  korudukları saygınlıklarına borçlular. Günümüzde yaratıcı alanlarda pek çok ödül sistemi var ve bunların tümü çeşitli sebeplerle pek de anlamı, değeri olmayan ödüller. Pritzker reklam ve tanıtım amacı ile çalışmalarınızın köşesine logosunu yerleştirebileceğiniz bir ödül değil; bir tür yaşam boyu onurlandırma madalyası gibi. Bu nedenle verilen gerçek bir madalyanın ve 100.000 Amerikan doları tutarındaki ödülin kendi değerinden çok, bu ödüle layık görülmek, ayrı bir mesele.

Aralarında Luis Barragan, I.M.Pei, Richard Meier, Hans Hollein,Kenzo Tange,Oscar Niemeyer, Frank Gehry,Robert Venturi,Aldo Rossi, Alvaro Siza, Tadao Ando,Renzo Piano, Norman Foster, Rem Koolhaas, Herzog  ve Meuron, Zaha Hadid, Jean Nouvel, Peter Zumthor, Sejima ve Nishizawa, Toyo Ito, Frei Otto, Shigeru Ban, Alejandro Aravena, Balkrishna Doshi, Arata Isozaki gibi dünya mimarlık arenasının dev isimleri bulunan listede henüz bir Türkiyeli isim yok; ama ben  önümüzdeki on yıl içinde olabileceğini, hatta bu ismin kim olduğunu bile biliyor gibiyim.

Ödül bu yıl Lacaton ve Vassal’a verilirken, dünyadaki mimarlık anlayışının nasıl da değişim gösterdiğini izliyor gibiyiz. İkili özellikle sosyal konut kavramına getirdikleri yaklaşım, çevreye, ekolojik dengelere gösterdikleri ilgi ve dikkat ile öne çıkan bir mimarlık pratiği sergilemişler üretimlerinde. Jüri şu açıklama ile ödülü takdim etti:

Sadece modernizmin mirasını yenileyen bir mimari yaklaşım tanımlamakla kalmadılar, aynı zamanda mimarlık mesleğinin tam da düzeltilmiş bir tanımını önerdiler. Günümüzün iklimsel ve ekolojik acil durumlarının yanı sıra, özellikle kentsel konut alanında sosyal acil durumlara yanıt veren çalışmalarıyla, birçok kişinin yaşamını iyileştirme yönündeki modernist umutlar ve hayaller yeniden canlanıyor. Bunu, mimarlığı inancında olduğu kadar formunda da güçlü, estetiğinde olduğu kadar etiğinde de şeffaf oluşturan güçlü bir mekan ve malzeme duygusu ile başarıyorlar

Hepimizin evlerine kapandığı ve bir metrekarelik balkonun bile kıymetinin anlaşıldığı bu günün koşullarında, Lacatan ve Vassal tarafından söz gelimi 1993 yılında Fransa ‘nın Floriac bölgesinde yarattığı bir ev, mimarların yaşam boyu sürdürgeldikleri yaklaşımın, tam da bugünlerde ihtiyaç duyulan olduğunu gösteriyor. Son derece ekonomik olarak çözülmüş bu ev, mütevazı yaşam alanları kadar bir de kış bahçesine sahip; bu sera görünümlü alan da oldukça hafif, saygılı ve nitelikli bir strüktür ile hayata geçirilmiş.

Daha büyük kapsamlı bir yapı olarak, Paris’te renovasyonu yapılarak  konuta dönüştürülen La Tour Bois-le-Prete de ise, yine büyük camlar, geniş balkonlar eklenerek, insanların yapı içerisinde açık hava ile daha çok ilişkilenmesi sağlanmış.

Lacatan şöyle diyor:

“İyi mimarlık açık olandır; yaşama açık olan, her hangibir kişinin özgürlüklerini pekiştirmeye açık olan. Böyle yerlerde isteyen yapmak istediğini, yapması gerekeni yapabilir. Mimarlık gösterişçi veya empoze edici olmamalı, tersine insanlara tanıdık gelmeli. Aynı zamanda kullanışlı ve güzel olmalı. Böylece sessizce yaşamı geriden destekleyebilir ve o yaşamın içerisinde yer alabilir.”

Bu söylemin üzerine bir kelime bile yazmaya gerek yok, o kadar iyi anlatıyor ki tasarımın özünü. Mimarların tüm pratikleri, iyi tasarımın pahayla ilişkisinin olmadığının örneği gibi. 1987 yılında kurdukları stüdyoları ile dünya çapında 30 kadar etkileyici yapıyı üretmiş olan, Pritzker ödülünün 49. Ve 50. üyelerini ve onların işlerini araştırmayı siz meraklı okuyucularıma bırakıyorum. Daha da meraklılar, diğer ödül sahibi mimarları da  araştırırlarsa, çağdaş mimarlık tarihine de dünya çapında bir tur attırmış olurlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Yalım Arşivi