KÖPEK

Geçtiğimiz gün Konya hayvan barınağında yaşanan hadise birçok insanı haklı olarak çok rahatsız etti. Kendi halinde duran bir köpeği gayet rahat şekilde katleden kişiler insandı. Bazı sosyal medya kullanıcıları “İnsan olan bunu yapar mı” dedi. Oysa, tam da bunu ‘insan’ yapabilirdi. Şunu da unutmamak gerekir ki, bu rahatlıkla kendi halinde duran bir köpeğe bu şekilde kıyan biri herkese her şeyi yapabilir.

Bundan yaklaşık 20 bin yıl önceydi...

Buzul çağında ölmemek için tüm enerjimizi harcayan ve dünyada sıradan bir tür olarak hayatta kalmaya çalışan basit Homo Sapiensleriz.

Dünyanın neredeyse tamamı kar ve buzullarla kaplı. Halen avcı ve toplayıcı küçük gruplarız. Bulacağımız her yemiş, avlayacağımız her hayvan insanlığın kaderini belirleyecek. Bugün 8 milyar insan hayattaysak ve dünyaya hakim tür olabildiysek; bunu Paleolitik Çağ’da yaşayan uzak atalarımıza borçluyuz. O atalarımızın belki sadece hayvanları avlayarak hayatta kalmadığını, başka bazı insan türlerini de yok ettiği ihtimalini de cebimize koyarak biraz düşünceye dalalım.

Yemek bulmak ve barınmak o kadar zordu ki bunu anlayabilmek bugünün şartlarında aslında imkansız. En ufak yaralanma, hastalık ve açlık karşısında ölümün gayet normal olduğu ve yaşam süremizin ortalamasının 30 yıl olduğu bir dönemden bahsediyoruz.

Çevremizde zaten çok az olan insan sayısı ölüyor. Bu nedenle beslenmek ve güvenli şekilde barınmak için hareket halindeyiz. Bulabildiğimiz ağaçlardan meyve ve yemişler topluyoruz. Ancak yetmiyor. Enerji için et yememiz lazım. Kendimiz, grubumuz ve çocuklarımız için büyük zorluklarla avlanıyoruz.

Şanslıysak ve avlandıysak ateş yakıyoruz. Ateş hem sıcak hem de koruyucu. Bu yüzden etrafında toplanıyoruz. Ateş varsa güvenlik ve yiyecek var demek. Bu kültürel kod halen hepimizde olan bir dürtü. Ateşin etrafında veya ışığın yanında rahatlamamızın nedeni bize atalarımızdan miras...

Karınımzı doydu. Ateşin yanında huzurla oturuyoruz. Yakınımızda kurt ulumaları var. Onlar da aç. Keskin gözlerinin parıldamasını görüyoruz. Önceleri ucu yanan sopalarımızla kurtları kovalıyoruz. Yemekten arta kalan kemikleri attığımızda onların yediğini görüyoruz. Bunu fark ettikten sonra gereksiz yere enerji harcamamız gerektiğini anlıyor ve yemek artıklarını, kemikleri ve ilikleri onlara veriyoruz. Sabah uyandığımızda ve gün ışıdığında kurtların bize o kadar da sert bakmadığını görüyoruz. Ertesi avlanmamızın sonrasında da aynısını yapıyoruz. Bir dahakine gene kemikleri ve ilikleri veriyoruz.

Uzakta bir kurt sürüsünün sesleri var. Epeydir beslediğimiz yakındaki sürü onları kovalıyor. Bu kemik verdiğimiz sürü artık sinirli değil. Bazılarının yavruları oldu. O kadar şirin ve güzeller ki önce çekinip korkarak yaklaşıp et veriyoruz. Bebeklerin anneleri olan kurt önce sivri dişlerini gösteriyor ve hırlıyor. Bizim yemek verip, bebeklerine zarar vermediğimizi anlayınca ifadesini değiştirip çocuklarını yalamaya koyuluyor. Bu bizi rahatlatıyor. Ertesi gün yine aynısını yapıyoruz. Bir daha aynısını, yine aynısını, gene aynısını...

Bizim korkumuz, kurtların da siniri azalıyor...

BİNLERCE YILLIK DOSTLUĞUN TEMELLERİ ATILIYOR

Yeni doğmuş kurtlar biraz şapşal. Bize yaklaşıp sırtlarını dönerek oyun oynamaya çalışıyor. Biz buna çok gülüyoruz. Çocuklarımız onları görünce kahkaha atıyor. Bir yakınlaşma söz konusu oluyor. Böylece kültürümüze bir ilişki ve davranış daha ekliyoruz. Elimizdeki yemeklerden bir kısmını onlara veriyoruz. Bazıları artık bizim ateşimizin yanında oynayıp koşuyor. Çok az olan eğlencemizin doğal ve kültürel bir parçası oluyorlar. Bir de fark ediyoruz ki farklı kurt sürüleri başta olmak üzere birçok vahşi hayvan türü çok daha az etrafımızda beliriyor. Anlıyoruz ki bunun nedeni bizim etrafımızdaki o kurt ailesi. Onlar bizi koruyor, biz de onlara yiyecek temin ediyorduk. Ve bu süreç binlerce yıl devam ediyor.

Gece oldu. Uyuyoruz. Havlama sesleri var. Hemen kalkarak bakıyoruz ki köpeklerimiz bir ayının etrafını sarmış. Yaklaşıyoruz. Koca bir boz ayı bizi avlamak istiyor. Ancak erken uyarı sistemimiz ve korumalarımız olan köpekler kokuyu alıp onun etrafını sarmış. Biz de ucuna sivri taş bağladığımız mızraklarımızı alıp yanlarına gidiyoruz. Ayıyı dört bir yandan vurduğumuz darbelerle yere seriyoruz. Derisi çok önemli. Keskin taşlarımızla onu etinden ayırıyoruz. Köpeklerimiz gururla yanımıza yaklaşıyor. Onların başını okşuyoruz. Artık yürürken yalnız değiliz. Köpek ailemiz de bizimle yürüyor, avlanıyor ve çoğalıyor. Çocuklarımız onlarla oynamaya bayılıyor. İki tür arasında sosyalleşme başlıyor...

20 bin yıl sonra...

“Konya’da hayvan barınağında köpekleri kürekle vurarak öldürdüler. Tıbbi atık poşetlerinde taşınan kediler hayvanseverler tarafından kurtarıldı. Bir poşetten çıkan yavru kedinin korku dolu bakışları kameralara yansıdı...”

Geçtiğimiz gün Konya hayvan barınağında yaşanan hadise birçok insanı haklı olarak çok rahatsız etti. Kendi halinde duran bir köpeği gayet rahat şekilde katleden kişiler insandı. Bazı sosyal medya kullanıcıları “İnsan olan bunu yapar mı” dedi. Oysa, tam da bunu ‘insan’ yapabilirdi. Şunu da unutmamak gerekir ki, bu rahatlıkla kendi halinde duran bir köpeğe bu şekilde kıyan biri herkese her şeyi yapabilir.

Karşısına çıkan bir soruna karşı vicdani ve akılcı bir çözüm bulmak yerine en kolay ve alışıldık çözüme, yani direk yok etme, kitlesel biçimde ortadan kaldırma yöntemine kalkışan doğadaki tek tür Homo Sapiens, yani insandır.

Elbette sokakta köpeklerin olmamasını istemek normal. Avrupa’nın büyük bölümünde sokakta köpek yok. Türkiye’de de olmamasını isteyebilirsiniz. Ancak, bu konunun çözümü için akla gelen ilk yöntemin ‘yok etmek’ olması içinde bulunduğumuz korkunç ruh halinin ve kolektif deliliğin, gaddarlaşmanın kültürel kodunun bir yansıması.

Köpekler üzerinden bile ülkede kutuplaştırma yaratıp, düşmanlaştırma yapmak ne kedilerin, ne de köpeklerin aklına gelirdi! Oysa yok etmeden, hem insanların hem de hayvanların güvenliğini sağlayarak barınak ve çiftlik kurulmasına yönelik bir devlet politikası oluşturulması için de fikir geliştirilebilirdi. Oysa ortak bir nokta bulmak isteyen vicdani çözüm önerileri sunanlar dahi “Köpektapar” gibi aciz yaftalamalara maruz kaldı. Maalesef sokakta köpek sürülerinin saldırdığı insanlar oldu. Köpekleri katletmeyin çağrısı yapanlara “İnsan mı ölsün” denildi. Oysa milyonlarca vicdan sahibi yurttaş, ne insanın ne de köpeklerin öldürülmeyeceği bir çözümde buluşmaya hazır.

Yine aynı barınağa, kafesli belediye araçlarıyla tıbbi atık poşeti içinde yavru kedilerin de getirildiği fark edildi. Hayvanseverler aracın içinden kediyi kurtardı. Yavru kedinin korku dolu bakışları yaşananları özetliyordu. Acaba yavru kedide bahaneleri neydi? Kime saldırmıştı ya da kimi öldürmüştü?!

Köpeklerin itlaf edilmesi için baskı yapan her kesimden insan, suçu köpeklerde değil; kendilerini bugüne ulaştıran atalarında aramalı. Birine kızacaklarsa, kurtları evcilleştirip, bizimle ortak yaşam alanına sahip kılan o atalarımıza kızmalılar. Kendi türümüz hariç kimseye yaşam hakkı tanımamak isteyenlerin günün sonunda gelecekleri yer sizin inancınız, diliniz, etnik yapınız ve politik görüşünüz olacaktır. Bu kişilerin kolektif nefret dilinin altında neler yattığı tarihimizde gayet açıktır.

Ortamlarda “Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” diyip ardından kamusal güçle ve halkın vergileriyle aldığı araçlarla kedi köpek öldürmek de ancak bu politik iki yüzlülerin işi olabilirdi.

Şu anda sahipsiz köpekler kanunlarımıza göre ‘mal’ kapsamında. Sokaktaki ‘sahipsiz’ bir köpeği veya kediyi öldürmek, basit bir mala zarar vermekle eşdeğer tutuluyor. Oysa, köpekler hisli varlıklar ve kanunda da buna göre yer almaya hakları var.

Çözmemiz gereken asıl büyük sorun ise bu şiddet sarmalı ve her konuyu şiddetle çözmeye çalışan insanların sesinin her geçen gün daha çok çıkması. Hayvanseverleri nefret objesi yapıp kendi şiddete meyilli iç dünyalarındaki o aciz dürtüleri olanları fark edin. Bunu lütfen bir düşünün. Sonuçlarını ve neler yaşanabileceğini tekrar ve tekrar düşünün.

ÖZ’etle, köpekler üzerinden dahi halkı bölen bir sığ siyaseti soslayıp satan bir kafayla gidilecek tek yer cehennem olacaktır. Çünkü bu dünyada cehennem ancak insanı köleleştiren, sistematik bir sömürü düzeni kuran, köpeği kürekle öldüren kişiler yaratan ve yavru kedileri poşetlere koyup yok eden Homo Sapiensle olabilirdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Seyit Tosun Arşivi