KORONA DEHŞETİNDE LÜKS MODANIN DEVLERİ ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYUYOR MU?

Koronavirüs salgınının ilk olarak Çin’de zirve yapması ile lüks modanın bu en büyük alıcısı ülke şubat sonu gerçekleşen Milan Moda Haftası’nı kaçırmış, çoğu İtalyan orijinli yüksek moda markası da ağır darbe almıştı. Daha o darbeyi hazmedemeden bu defa İtalya’da baş gösteren salgın hayatın tamamen durmasına ve zincirleme sağlık felaketlerine sebep oldu.

Çinliler son 10 yılda lüks modada en büyük itici güç rolünde; tüm lüks alımlarının yaklaşık üçte birini ve lüks tüketimdeki yıllık büyümenin de yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyorlar. Dolayısıyla, uzunca bir süredir lüks moda markalarının neredeyse sadece Uzakdoğu pazarına dayanan orantısız bir güveni var.  Bu sebeple de koronavirüs salgını Çin’i vurduğunda ilk desteklerden birinin LVMH grubundan gelmesi şaşırtmadı; ana tüketicinin başı dertteydi; Dior, Givenchy, Louis Vuitton gibi İtalyan ve Fransız yüksek moda markalarının çoğunu bünyesinde bulunduran LVMH, Çin Kızılhaç’ına Şubat başında 2 milyon dolardan fazla bir yardım yaptı.  

Hepimizin bildiği üzere bizim ülkemiz de dahil virüs tüm ülkeleri büyük bir hızla ele geçirmeye başladı. Lüks modanın devleri çok geçmeden bu küresel felakette başta sağlık çalışanlarının ihtiyaçları için hükümetlere ve bağımsız yardım kuruluşlarına astronomik maddi destekler bağışladıklarını açıkladılar. Ama yalnızca para akıtmakla olmayacaktı, elleri de kirletmek gerekiyordu. Peki kimin ellerini?..

Vogue Italia Nisan 2020 Kapağı

Fakat başı dertte olan yalnızca Çin değildi… Salgının olağanüstü bir hızla yayılması ve pandemi ilanı ile dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bile sağlık sistemlerinin birkaç hafta içinde çöküşüne şahit olduk. En temel üç sorundan biri, malzeme ve koruyucu ekipman eksikliği idi.

Virüs küresel boyutta arsızca ilerlerken, lüks modanın en güçlü markaları sağlık sektörüne ve virüsün kurbanlarına yardım ve bağışları artırmaya başladılar. Felaketi en üst düzeyde yaşayan ülkelerden İtalya’da Giorgio Armani, Roma ve Milan çevresindeki hastanelere 1.5 milyon dolar yardımda bulundu, ABD’de Ralph Lauren Vakfı Kovid-19 ile savaşmak için 10 milyon dolar bağışladı. Lüks mücevher markası Tiffany & Co, İngiltere ve ABD’deki Kovid-19 yardım kuruluşlarına 1 milyon dolar bağışlayarak salgınla mücadelete destek verdiğini açıkladı. Yüksek modanın bir diğer devi olan Gucci ve Saint Laurent gibi önemli markaların sahibi Kering grubu da 1 milyon doları ABD’deki sağlık çalışanlarına kişisel koruyucu ekipman ve diğer tıbbi malzemelerin sağlanmasına yardımcı olmak üzere dünya çapında çeşitli organizasyonlara yaklaşık 4 milyon dolar bağışta bulundu.

Markalar maske üretiyor

Liste moda dünyasının neredeyse tüm lüks markalarını kapsıyor; Richemont Grup, Capri Grup, Moncler ve dahası milyonlarca dolar yardımı hükümet ve organizasyonlara sundu. Fakat nakit kadar önemli bir diğer konu bu nakdin derhal ekipman ve malzemeye dönüşebilmesiydi; işte bu noktada tam randıman çalışmayan üretim bantları ihtiyaca yetişemiyordu. Ve lüks markalar da tertemiz niyetlerle üretime geçtiler…

Dior, Redon’daki atölyesini maske üretimi için açarak faaliyete geçirdi

Kim derdi ki imtiyazlı bahçelerde yetişen nadide çiçeklerin el değmeden ve olağanüstü standartlarda parfümlere dönüşüp şişelendiği Chanel bantlarında dezenfektanlar üretilsin, Dior’un kutsal atölyelerinde maskeler dikilsin ya da sırf merdivenaltında ucuza satılır korkusuyla milyonlarca dolar değerinde satılmayan kıyafeti gözünü kırpmadan yakan Burberry eski trençkot fabrikasını hastalara özel kıyafetler üretmek için açsın!..

Peki bu “tertemiz” niyetin gerçekten de korona ile mücadeleye destek olmak gibi tek bir hedefi mi var? Ya da şöyle soralım: Bu kutsal topraklarda tüm bu maskeleri, dezenfektanları ve koruyucu giysileri kimler, hangi şartlarda üretiyor?.. Elbette tekstil işçileri …

Umalım ki Şah Mat Olmasın!

İşin güzel amacı bir yana bu markaların hep beraber maske üretimine geçmesi –maskenin temel ihtiyaç kategorisinde olduğunu not edelim- hepsinin temel sektörler dışında işyerlerinin kapanmasını emreden herhangi bir karantina ya da olağanüstü hâl durumunda atölyelerini ve üretim bantlarını açık tutabilmeleri anlamına geliyor. Sanıyorum hepimiz bu atölyelerde yalnızca pandemi yararına maske ve koruyucu ekipman üretilmediğini ve özellikle çevrimiçi satış talebini karşılayacak şekilde kendi mallarını da üretmeye devam ettiklerini tahmin edebiliyoruz! Bu durum üretimlerinin asla durmayacağını böylelikle garanti ediyor. Bunun yanında bu cömertlikleri elbet bir gün devletleri tarafından ödüllendirilecek, fonlar, krediler ve acil yardım paketlerinde belki de önceliklenecekler. Acaba bu yardımseverliğin belkemiğini oluşturan işçiler yeterince hijyenik koşullarda güvenle çalışabiliyor, iyi hissetmediklerinde ücretsiz izin kullanabiliyor mu? Bilemiyor ama öyle umuyoruz.

Umuyoruz onlar, bir satranç tahtası üzerinde şahı -yani moda endüstrisini- korumak üzere ilk yollanan piyonlardan değillerdir!..

Bu ay Vogue Italia bomboş beyaz bir kapakla çıktı. Derginin genel yayın yönetmeni Emanuele Farneti insanlar ölürken, doktorlar ve hemşireler hayatlarını riske atıyor ve dünya sonsuza dek değişiyorken başka bir şeylerden bahsetmek Vogue Italia’nın DNA’sına uygun değil diyerek ekliyor: “Yazılmayı bekleyen bu boş sayfa, başlamak üzere olan yeni bir hikâyenin ilk sayfası.” 

Umarız yukarıda bahsettiğimiz art niyetler esas amacı gölgelemez ve dünyayı kirleten, sınırsızca tüketimi teşvik eden, taşeronluk sisteminin haksızlıklarına göz yuman, maliyet ve karlılıkları arasındaki uçurumu günden güne artıran moda endüstrisi de geleceğinde böyle temiz ve bembeyaz bir sayfa açar.

0  0,00
Whatsapp Destek
1
Merhaba ;
Sizlere nasıl yardımcı olabilirim ?