Monet’nin İzlenimleri

İzlenimcilik, rengin ve ışığın tuvaldeki en şiirsel (ya da şairane mi demeliyim?) ifadesidir. İzlenimciler, edebiyatta düzyazının reddi gibi, resimde düz rengi reddederek boyaları parçalamış, fırça tuşlarını bölerek çoğaltmış ve çok sayıda öğelerin birleşimiyle özgün ve nadide renkler elde etmişlerdir. Van Gogh sarısı veya yeşili, Monet veya Manet mavisi gibi…

İzlenimcilerin amacı belirgin bir şekilde doğanın düzen ve uyumunu, armonisini, yeniden düzenleme ya da armonize etmeye çalışmaksızın, yani bir takım estetik kurallar çerçevesinde gösterildiği gibi değil, doğrudan göze göründükleri gibi resmetmekti. Sanat eleştirmeni Théodore Duret’nin dediğine göre, bir izlenimci bir manzara karşısına oturur ve neyi nasıl görüyorsa öyle resmini yapar.[1]

İzlenimcilik modern resmin yeni bir estetik serüvene çıktığı avangard bir harekettir. İzlenimcilik, sadece hayat, hareket, duygu ve ışıkla ilgili şahane resimler üretmekle kalmamış, rengini yenilediği bütün modern resim üzerinde de büyük bir etki bırakmıştır. İzlenimcilerin etkisi, ilk önce ressamın paletinde görülür: renkler sadeleştirilmiş, salt prizmadaki renklerle sınırlandırılmış ama öğelerin çoğaltılmasıyla renkler ayrıştırılmıştır.[2]

Renklerin ayrıştırılmasıyla parlak ve daha ışıklı manzara resimleri yapılabilmiştir. Böylece, gölge ışık karşıtlığından yararlanmak zorunda kalmadan, tam olarak güneş ışığı alan manzaralar ve figürler ilk kez tablolarda seyredilebilir hale geldiler. Artık, eskiden başvurulduğu şekilde, arka planları ışıklı ve renkli gösterebilmek için, koyu renkli veya karanlık ön plana gerek kalmamıştır.

Tabloların bütün yüzeyi güneş ışıklarıyla parlamaktadır, tuvallerde açık hava egemendir; ışık, biçimleri sarıp sarmalar, okşar, canlandırır, her yere hatta gölgeye bile nüfuz eder, onu aydınlatır. Doğanın hayran bırakan güzellikleriyle büyülenen izlenimciler, açık havada hızlı ve dikkatli çalışarak, resmettikleri doğa manzaralarının değişkenliğini yakalamayı başarmışlardır. Onlar bir anda belirip kaybolan etkilerin ve anlık izlenimlerin usta ressamlarıdır.

İzlenimciliğin Babası

Claude Monet, değişken ışık kullanımı, farklı renk seçimi ve hızlı fırça darbelerine verdiği önemden dolayı izlenimci resimle özdeşleşmiş bir isimdir. Monet, resimdeki yerleşik kalıpları reddetmiş ve çağının avangard tarzını oluşturmuştur.[3] Monet, Fransız resminin derinlerine işlemiş katı geleneklere karşı çalıştı. Ressamların, Rönesans’tan itibaren yerleşmiş katı kurallara sadık olarak eğitim aldığı bir zamanda yetişti. O yüzden ilk önceleri resimleri sanat otoriteleri tarafından yadırgandı. Seyirciler de klasik tarzda resimler görmeye alışık oldukları için tamamlanmamış gibi görünen resimler ilgilerini çekmiyordu.[4]

1874’te Monet’nin İzlenim, Gündoğumu adlı resmi ilk kez sergilendiğinde eleştirmenler ve seyirciler şaşkına dönmüştü. Bulanık görünümüyle eskiz gibi duran resim, dönemin yerleşik sanat anlayışına karşı geliyordu ve hemen eleştirmenlerin saldırısına uğradı. Ancak yeniliklere açık sanat çevrelerinde ilgi gördü, şaşkınlık yerini hayranlığa bıraktı, benzer tarzda resimler yapılmaya başladı. Böylece, adını Monet’nin resminden alan izlenimcilik akımı ortaya çıktı. Bu yüzden Monet genellikle “izlenimciliğin babası” olarak kabul edilir.

İzlenimcilerin tabloları önceleri Salonlara, yani resmî sanat sergilerine alınmadı, asma katlarda ya da yakın çevreden bazı kişilerin karanlık ve kötü çalışma yerlerinde tablolarını gösterme imkânı bulabildiklerinde de küçümsemeye ve alaya almaya maruz kaldılar. Bununla birlikte, onların tabloları bazı avangard ruhlu sanatçıların ilgisini çekiyor ve desteğini alıyordu. Örneğin, siyah beyaz karşıtlığına düşkün olan Edouard Manet başlarda izlenimcilere tepki gösterse de, daha sonra onlardan etkilendi ve Manet’nin tuvalleri dışardan gelen güneş ışığıyla aydınlandı. Manet de artık izlenimci ressamlar arasında yer alıyor ve onların sergilerine katılıyordu.

Turner’ın etkisi

İlk izlenimciler, Monet ve Pissarro İngiliz manzara ressamlarından etkilenmişlerdi. Fransız Beaux-Arts geleneğinin yıkılması İngiliz ve Hollanda manzara resminin etkisiyle olmuştur. Fransa-Prusya Savaşı (1870-1871) sırasında Monet, tekrar askere alınma olasılığı yüzünden ve ülkesindeki korku ortamından kurtulmak amacıyla bazı sanatçı arkadaşlarıyla Londra’ya sığındı.[5] Monet ve Pissarro, burada, 18. yüzyıldan beri kırsal alanları ve deniz kıyılarını resmeden İngiliz manzara ressamlarının yapıtlarını görme fırsatı buldular. Müzeleri gezerken Turner’ı keşfettiler. Turner’ın resimleri onları çok heyecanlandırdı. Turner, doğa olaylarının ve çevrenin geçici etkilerini yakalamıştı. Monet ve Pissarro Turner’ın çalışmalarından çok etkilendiler.

Turner’ın renklerinin baştan çıkarıcı çekicilik ve olağanüstü güzelliğine hayran kaldılar; resimlerini dikkatle incelediler ve yakından çözümlediler. Turner’ın tablolarındaki ustalığın yan yana konmuş ve uzaktan bakıldığında istenen etkiyi yaratan çeşitli renklerde bir yığın tuş ile sağlandığını saptadılar. Bu teknik sayesinde Turner’ın tabloları sıradan kalın boyalarla değil de, maddeden yoksun gibi görünen renklerle yapılmışa benzemektedir.

Bölünmüş fırça tuşları

Monet ve Pissarro yaptıkları keşifle yeni fikirlere ve bilgilere sahip olarak Fransa’ya döndüler. Paletlerinden siyah ve toprak renklerini, tablolarından düz renkleri çıkarmışlardı, yerine, renkleri ayrıştırdılar ve tuvallerinde bunları yan yana konmuş küçük küçük tuşlar halinde yeniden oluşturdular. 1874’den başlayarak Monet ve Pissarro artık paletlerinde yalnızca sarılara, turunculara, kırmızılara, morlara, mavilere, yeşillere yer verdiler. Birbirine karışmış, rengârenk ve çok sayıda fırça tuşlarıyla bir optik karışım üreterek tuvali renklendirmeye ve aydınlatmaya çalıştılar.

Aslında bir boya karışımı, madde halindeki renklerin karışımıdır, renkli boya maddelerinin karışımıdır. Bir optik karışım ise, ışık halindeki renklerin karışımıdır. Ressamlar elbette ışıklarla resim yapmazlar; ama rengârenk küçük fırça tuşlarını yan yana koyarak bir optik karışım yaratabilirler. Böylece bir resme geriye çekilip bakıldığında, tıpkı dönen bir diskte olduğu gibi, göz bölünmüş fırça tuşlarının renklerini ayrı ayrı göremez. Ancak renklerin karışımını, fırça tuşlarının renklerinin optik karışımını algılayabilir.[6]

Fırça tuşlarını bölme tekniği, izlenimciliğin ayırt edici özelliklerinden biridir. Bu teknik izlenimciler tarafından keşfedildi ve izlenimcilik sonrasında daha geliştirildi. Monet ve Pissarro’dan Seurat ve Signac’a kadar bölünmüş fırça tuşlarıyla yaratılan renklerin ve ışığın güzelliği seyredenleri hayran bırakır. Bölünmüş fırça tuşunun amacı, noktalar halindeki boya öbeklerinin sağladığı optik karışım sayesinde renklere olası en çok ışıltıyı vermek ve böylece tuvalin bütününü aydınlatmaktır. İzlenimcilerin resimleri bu sayede boyalarla değil, ışıkla renklendirilmiş gibidir. Tablolarındaki aydınlık, karanlık veya gölgeyle karşıtlığın bir sonucu olarak değil, dışardan gelen ışığın yansıması olarak görünmektedir. İzlenimcilik, resmi maddeden bağımsızlaştırmış, boyayla değil, bakışla üretilen bir görüntüye dönüştürmüştür. Resim bundan sonra tuvalde değil, seyircinin gözlerindedir. Modern resmin temeli budur.


[1] Paul Signac, Eugéne Dlacroix’dan Yeni-İzlenimciliğe, çev: Mehmet Rifat – Sema Rifat, YKY, 2019, s. 50

[2] Paul Signac, s. 44

[3] Susie Hodge, Monet, çev: Elif Dastarlı, İş Bankası Yayınları, 2015, s. 6

[4] Susie Hodge, s. 9

[5] Susie Hodge, s. 34

[6] Paul Signac, s. 45

Önceki ve Sonraki Yazılar
Süreyya Su Arşivi