ŞADAN GÖKOVALI’NIN ARDINDAN…

Bazı insanların değeri geç anlaşılırmış. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Anadolu sevdalısı Şadan Gökovalı da böyle bir aydınımızdı. Yerel ile ulusalı, ulusal ile evrenseli birlikte değerlendirmeye çalışan hem yazar hem de öğretim üyesiydi Gökovalı.

Anadolu’nun ama özellikle Ege’nin her şeyini bilen adamdı Gökovalı. Bu bölgeyi günün 24 saati yaşayan, araştıran, öğrenen ve öğreten bir gazeteci ve öğretmendi. Ege’nin her bir yanını bilir, bilmeyenlere de yolunu gösterirdi.
Mavi yolculuğun mucitleri Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir ve Azra Erhat’ın evladı olarak görürdü kendisini,… Onları saatlerce anlatmayı severdi. Balıkçıyla tanışmasını anlatırken, uzun uzun güler, “ O söyler veya el yazısıyla yazar, bende daktiloyla kağıda aktarırdım, bu uzun yıllar sürdü” derdi. Düzenli olmayan Balıkçının dağınıklığını toparlayan kişiydi Gökovalı. Azra Erhat’ın dünya çapında bir araştırmacı olduğunu ancak ülkede kıymetinin bilinmediğini anlatırdı. Erhat’ın bölgedeki arkeolojik araştırmalara yaptığı katkılardan söz ederdi.


Şadan Gökovalı, Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerini bizlere kazandıran, Ege’nin gizli kalmış hazinelerini tanıtan, ancak meraklısı olmayanlar dışında pek de tanınmayan bir yazarımızdı. Popüler olmanın derdinde olmayan Şadan Gökovalı, soyadını da yaşadığı topraklardan almıştı. Muğla Gökova doğumluydu. “ Babam efsanevi bir muhtardı. Beni kasabamda hala muhtarın oğlu Şadan diye bilirler” derdi. 83 yıllık ömrü, yine çok sevdiği İzmir’de tedavi gördüğü hastanede noktalandı.


REHBER VE ÖĞRETMEN

Şadan Gökovalı’yı 90’lı yıllarda tanıdım. Bodrum Sualtı Müzesi’nde antik bir gemi için yeni bir bölüm açılmıştı. Kendisiyle röportaj yapmış, uzun uzun konuşmuştuk. Daha doğrusu o ders vermiş, ben dinlemiştim. Aynı zamanda bir turizm rehberiydi Gökovalı. Özellikle Ege’de antik alanlara, koylara geziler düzenlerdi. Sonraki yıllarda da Bodrum’dan bir tekneyle Gökova’ya açılmış, güzelim masmavi koyları, koyların bilinmeyen öykülerini dinleyerek Akyaka’ya varmıştık.
Burası Şadan Gökovalı’nın çocukluğunun geçtiği mekanlardı. Azmak Deresiyle buluşan balıkçı köyünü anlatırken daha bir heyecanlıydı. Ulalı bir marangoz ve şair olan Nail Çakırhan ve Arkeolog eşi Halet Çambel’den bahsederken, yerelin nasıl ulusal bir kimlikle evrensel kültüre katkısını bir öğretmen gibi anlatmıştı.
Şadan Gökovalı, Ege için tarım ve turizm sektörünün iç içe olduğu bir kalkınma modeli arayışındaydı. Ömrü boyunca bunun için çaba harcadı. Ege’nin yanı sıra Anadolu’nun tüm değerlerini öğretmek için öğrencilerine turlar düzenledi, şanslı öğrenciler bilgiyi yerinde ve en iyi uzmanından aldılar. Tanıtıma dışarıdan değil, içeriden başlanmasını savunuyordu. Gökovalı, yurtdışı tanıtımlar için para harcanmasına karşı çıkıyordu.
“Bu toprakları yabancıya tanıtmadan önce kendimiz sevmeliyiz. Zaten gerisi gelir” diyordu. Milas Ören arasındaki termik santrallerin kurulmasına da karşı çıkmış, santrallerin tarım ve turizme büyük zarar vereceğini anlatmaya çalışmıştı.
Ege’den bir Şadan Gökovalı geçti. O da; Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, Nail Çakırhan ve Halet Çambel ile aynı safta yerini aldı. Yıldızlar akıyor, kayboluyor bir yerlerde, adları ve izleri kalıyor. Hayat doğru ve güzelden yana akacaksa bu iz bırakan yıldızların takibine bağlı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi