Tamir etmek ve koruma üzerine

Efsanevi Fellini, “Ne olursa olsun çocukluğunuzdaki masumiyetinizi koruyun” demiş… Bu hızlı değişim ve dönüşüm çağında, o türden bir masumiyeti yitirdiğimiz gibi, kente olan bağımızı sözde dönüşüm hareketi ile günden güne kaybediyor; sahip olduklarımızla ilişkimiz çerçevesinde bireysel varlığımıza dair büyük soru işaretleri ile karşılaşıyoruz.

2006-2018 yılları arasında var olan Hollandalı yaratıcı girişim Platform 21’in Tamir Manifestosu, şöyle sesleniyordu: Geri dönüştürmeyi bırak ve tamir et!
Haruki Murakami’nin Dans Dans Dans isimli eserinde dediği gibi: “Maalesef saatler tik tak, zaman geçiyor. Geçmişin yükü artarken, gelecek önemsizleşiyor. Olasılıklar artıyor, yerini pişmanlıklara bırakıyor.” Platform 21’in kurulduğu dönemden bugünlere kadar geçen yıllara baktığımızda maalesef Murakami’nin bu sözleri daha da anlamlanıyor. Evrenin saati tik tak ilerlerken, yapısal dünyanın sorunları, çevresel etkileri, sürekli üretim ve tüketim kültürünün sonuçları, nihayetinde insanlığın sağlığını tehdit eden gelişmeler gündemimizi doldurdu.
Yaratıcı bireyler aldıkları eğitim ve çalışma biçimleri doğrultusunda toplumun geri kalanına göre daha bütünsel ve geleceğe yönelik düşünmeye meyillilerdir. Platform 21 oluşumu da tüm bu sorunların gelmekte olduğunu görerek yaratmıştı tamire dayalı aksiyonunu. Kendilerini “ilginç bir biçimde optimist ” olarak tanımlayan Hollandalı yaratıcılar, Arne Hendriks, Dewi Pinatih, Joanna van der Zander, Moetoesingi Schmidt, Marlijne van de Laar’den oluşan bu ekip, 2006-2009 yılları arasında Amsterdam‘da kurulacak olan tasarım müzesinin inkübatörü olarak bir araya gelmişti. Açık ve katılımcı yaklaşımları ile, yaparken öğrenmeyi, alternatif ifade biçimlerini ve sergileme metodlarını araştırmayı, tasarım adına daha katılımcı ve demokratik bir anlayışı yaygınlaştırmayı hedefliyorlardı; başardıklarını da söyleyebiliriz. Platform 21 kapsamında gerçekleştirilen onlarca proje, bugün belki de yapıldıkları döneme göre çok daha büyük anlamlar taşıyor; çünkü insan denen tür, pek çok konuyu bilse bile, deneyimlemeden anlamlandıramıyor.
Platform 21 ile işbirliğinde bulunan mimari stüdyolardan biri 1997’den bu yana çalışmalarına devam eden Rotterdam’lı 2012 Architecten firması. Bu firma ortaya koyduğu projeler ile akıllı tasarımın, doğal kaynakların kullanımını azaltabileceğini göstermeyi hedefliyor. Özellikle geri dönüşüm süreçlerinin kendisinin de bir tür fabrikasyon gerektirmesine dikkat çeken mimarlar, atıkların oldukları gibi kullanılarak da geri dönüştürülebileceğini modelleyen “superuse” (süper kullanım) kavramını tanıtmışlardı bizlere. Bu kapsamda, çelik lavaboların, rüzgar millerinin yapısal birer eleman olarak pavyonlara, çocuk oyun parklarına dönüştüğüne tanık olmuştuk. Bu çalışmalar bir atık nesnenin alınıp, başka bir yerde yeni bir konstrüksiyon yaratmak üzere yeniden kullanımının çok ötesinde, arka planında, enerji verimliliği, trafik, tedarik zincirleri, karbon salınımları, iş gücü analizleri gibi kapsamlı ar-ge faaliyetlerini de içeriyordu. Bu stüdyonun misyonu, tasarımı lineer gelişen bir süreç olarak tanımlamıyor; onun yaratım ve yeniden yaratım, kullanım ve yeniden kullanım süreçlerini içeren bir döngüsel yapı olduğunu gözler önüne seriyor.
İLHAMI: TÜM DÜNYA KATALOĞU
Mimarların bu döngüsel yaklaşımlarına ilham veren, 1968-72 yılları arasında yayında kalan Whole Earth Catalog olmuş. Tüm Dünya Kataloğu, dönemin öncüleri matematikçi Nobert Wiener, mimar ve mühendis Buckminster Fuller, kuramcı Marshall McLuhan ve antropolog Gregory Bateson”un toplumu dönüştürmeyi ve bütünsel bir toplum idealini taşıyan, sistem teorisini ve sibernetik evrimi savunan yaklaşımlarından hareketle yayınlanan bir yayındı ve içinde kitaplar, haritalar, kamp malzemeleri, yayınlar, el aletleri, makineler gibi eşyalar listelenirken, rüzgar gücü, güneş enerjisi, geri dönüşüme dayalı ip uçları, doğal kaynakların verimli kullanımına ilişkin tavsiyeler ve yenilikçi projeler ile yapı ve nesne üretim teknikleri hakkında bilgiler sunardı.
Platform 21 kapsamındaki çalışmalar otomobillerden otobanların kullanımına, gastronomiden, kentsel ve toplumsal yaşama kadar çok çeşitliydi. Oluşumun tasarım tarihinde yerini almasına sebep olan en önemli çalışmaları, tüketim kültürüne bir başkaldırı olarak sundukları tamir manifestosu oldu.
Bozulan, kırılan pek çok nesneyi, giysileri, ayakkabı ev çantaları hemen atıp yerine yenisini almamızı bize aşılayan koca bir yüzyılın ardından, bugün değerini çok iyi anladığımız farkındalığı bu manifesto ile tüm dünyaya duyuran bu girişim, eşyanın tamirinden hareketle bugün yapısal stoğun da korunması ve dönüştürülerek yeniden kullanımı için ışık tutar nitelikte.
Atıcı kültürün, sosyoekonomik ve politik sonuçlarının ağırlığı, yer küreye ve hatta evrenin derinliklerine uzanan bir biçimde yıkıcı etkileri bugün hem bizlerin hem de gelecek neslin üzerinde kurtulması çok zor bir yük haline dönüşmüşken, bu manifestonun herkesin duvarında asılı olması gerekiyor, belki siz de seversiniz diye paylaşıyorum:
PLATFORM 21 TAMİR MANİFESTOSU
1 Eşyalarınızın daha uzun süre yaşamasını sağlayın.
Tamir etmek, eşyalara ikinci bir yaşam hakkı vermek demektir. Boş vermeyin, dikin. Yaşamlarını sonlandırmayın, tamir edin. Tamir etmek tüketim karşıtı olmak demek değildir. Gereksiz yere eşyaları atma kültürüne karşı olmaktır.
2Eşyalar, tamir edilebilecek biçimde tasarlanmalılar.
Ürün tasarımcıları, ürünlerinizi tamir olabilecek biçimde tasarlayın. Kendi kendine yapılabilmek üzere açık ve anlaşılır kılavuzlar hazırlayın. Tüketiciler, tamir edebileceğiniz ürünleri almayı tercih edin. Eşyaların neden tamir edilemediğini sorgulayıcı ve eleştirici olun.
3Tamir, yerine koymak demek değildir.
Köşesi kırılmışı kenara atmaya yerine koymak denir. Tamir felsefesi bundan bahsetmiyor.
4Öldürmeyen şey güçlendirir.
Bir nesneyi her tamir ettiğimizde, onun ruhuna, potansiyeline, tarihine ve sahip olduğu güzelliğe katma değer sağlarız.
5Tamir yaratıcı bir girişimdir.
Tamir etmek hayal gücünün gelişimi için iyidir. Yeni teknikler, aletler ve malzemeler bize bitişler yerine yeni yollar ve fikirler gösterir.
6Tamir modanın hayatta kalmasını sağlar.
Tamir kalıcı modadır. Stillerle ve trendlerle ilgili değildir. Tamir edilebilen eşyaların geçme süreleri yoktur.
7Tamir etmek, keşfetmek demektir.
Tamir ettikçe bir şeylerin nasıl çalıştığını- veya çalışmadığını- keşfedersiniz.
8Tamir et, en iyi zamanlarında bile.
Eğer bu manifestonun tutumlulukla, ekonomik daralma ile ilgili olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu para ile ilgili değil, bakış açısı ve kafa yapısı ile ilgili bir yaklaşımdır.
9Tamir edilmiş olan özgün olandır.
Kopya olanlar bile tamir edildiklerinde orijinal olurlar.
10 Tamir etmek bağımsızlıkla ilgilidir.
Teknolojinin kölesi değil, ustası olun. Kırıldı ise tamir edip eskisinden daha iyi hale getirin. Eğer bir işte usta iseniz mutlaka başkalarını da etkilersiniz.
11 Her şey tamir edilebilir; bir plastik torba bile.
Ama tabii, her zaman daha uzun ömürlü bir çanta kullanmanızı ve gerektiğinde onu tamir etmenizi tercih ederiz.
Geri Dönüştürmeyi bırak; tamir et!
Nesnel dünyamızın en küçük parçaları sayılabilecek eşyalara dair bu manifestonun, yapı dünyamızdaki karşılığı restorasyon ve koruma. Tümü ayrı branşlarmış gibi görülse de kanımca, bütünsel bir uzmanlık alanını tanımlıyor bu kavramlar. Yıkıp yeniden yapılmanın, eskiden yapılmışın benzerlerini inşa etmenin yaygın kültürü oluşturduğu bir dönemden geçiyoruz. Genel anlayışın bu olduğu ortamda nitelikli tasarımdan, profesyonel bir alan olarak mimarlıktan söz etmek güçleşiyor. Mevcut özellikleri ile korunarak dönüştürülebilecek, restore edilerek yeniden kullanıma açılabilecek, işlevleri yeniden değerlendirilerek kazandırılabilecek yapıları yıkıyoruz. Bunların tümüne kentsel dönüşüm deniyor. Oysa yıkım bir dönüşüm değildir; değişimdir. Eskiyi yok eder; yenisi yaparsınız. Değerlerin, dokuların, kokuların, izlerin, anıların, hatıraların, yaşama biçimlerinin yerine sıfır kilometrede bir yeni gelir oturur. Oradaki tüm yaşanmışlıklar baştan başlar ve kendi hikayelerini yaratmaya koyulurlar. Yıkıp yaptığınızda ortaya çıkardığınız yeni eskiye benzemez; benzemek bir yana eskiyi siler süpürür. Eski çizgiler, eski planlar, eski formlar üzerinden inşa edilen yeniler ise, kimse bana kızmasın ama bir tür sahtecilik aslında. Fiziki çevresi sayesinde kültürel ve tarihi belleğini koruyamayan, onunla bir yaşam birlikteliği geçiremeyen toplumlar, bu yapıları sadece görünümden ibaret sanarlar. Kopyala yapıştır mantığı ile günümüze taşınan bu görünümler, günümüz malzemeleri ve teknikleri ile harmanlarak ortaya çıkan yapılarda bir olmamışlık, bir zavallık hissi varmış gibi gelir bana hep!
YAPI DÜNYASINDA
TAMİR VEYA KORUMA
Böyle baktığımızda, Türkiye’de mimari korumacılığın çok iyi örnekleri olduğu gibi berbat olanları da var. Bugün Bilgi Üniversitesi’nin kampüsü olan Santral İstanbul, bir kültür merkezi olan Salt Galata, kentin genç kesiminin en gözde buluşma noktalarından biri haline dönüşmüş olan Bomontiada gibi… Daha pek çokları, farklı illerden de sıralanabilir. Tümüyle yıkılarak yeniden yapılan AKM’nin, üzüntüsünü üzerimizden atmak nerede ise imkansız; ortaya - iyi ki- yeniden Tabanlıoğlu imzası ile çıkacak yeni olanı görmeden ve deneyimlemeden “koruma” üzerine konuşmak pek de doğru gelmiyor bana. Yıkımından iki yıl sonra hakkında “yıkılamaz” kararı çıkarılan kültürel varlık olarak tescilli mimari hazine İller Bankası binasının (Seyfi Arkan) yerini de, molozlar üzerinde adeta bir zafer pozu veren dönemin siyasetçisinin hafızalarımızda açtığı derin boşluğu da doldurmak pek mümkün değil ! Sadece tarihi yapılar değil korunamayan. Mimarlık bir değer üretimi ise, söz gelimi çağdaş mimarlık örneklerinden Avrupa Birliği Mies van der Rohe Ödülleri’nde “Seçilmiş Proje” ünvanına (2005), AR Emerging Architecture Ödülü’ne (2008) ve Cityscape, Özel Çevre ve Halk Ödülü’ne (2010) sahip Emre Arolat imzası taşıyan Minicity yapısı da koruyamadıklarımız arasında.
Diğer yandan sadece mimarlık da değil kentte korunması gerekenler; o yeri yer yapan kültürel ve yaşamsal özellikler. En çok burada sınıfta kalıyor gibiyiz. Adalar’da faytonların kaldırılıp yerlerine turistik otobüslerin getirilme kararı bunun en son ve sancılı örneklerinden.
Fark ediyorum ki mimarlık ve koruma üzerine daha çok konuşmalı ve yazmalı; umuyorum ilk fırsatta! Tamir manifestosu yapı dünyasına da ilham verir mi? Şimdilik sadece bununla yetinelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Yalım Arşivi