/

TARİH TEKERRÜR ETMESİN

Geçen hafta siyasetçiler arasında yaşanan “DARBE” tartışmaları, geçmişte yaşananlardan ders almayanlara mukadder akıbetlerini hatırlatmak için söylenen “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü yeniden hatırlattı.

Geçen hafta siyasetçiler arasında yaşanan “DARBE” tartışmaları, geçmişte yaşananlardan ders almayanlara mukadder akıbetlerini hatırlatmak için söylenen “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü yeniden hatırlattı.
AKP sözcüleri ve özellikle Cumhurbaşkanı ile CHP sözcüleri arasında her geçen gün artan sertlikte ve yakışıksız nitelemelerle yapılan tartışmalar, koronavirüs salgını altında zor günler geçiren toplumu gelecek endişesine düşürmektedir.
Öncelikle ifade etmeliyim, CHP İstanbul İl başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bir televizyon programında söylediği “Önümüzdeki süreçte bir erken seçimle veya başka bir şekilde bir iktidar değişikliğini, hatta bir sistem değişikliğini görüyorum. Bu ülkede halkın gerçekten gözü açıldı” sözlerini kabul etmek mümkün değil.
Maksadını aşan bir söz değilse, “başka bir şekilde iktidar değişikliği” ne demek oluyor. Demokrasilerde seçimden başka iktidar değişikliği nasıl olur?
Askeri darbe veya halk ayaklanması ihtimali mi kastediliyor?
CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’in “Saray rejiminin, Saray düzeninin sonu geliyor” derken ülkede bir rejim sorunu olduğunu iddia etmesinin kime ne faydası var.
Bu açıklamalara CHP yönetiminden bir itiraz olduğunu bu güne kadar duymadık aksine Sayın Kılıçdaroğlu “Böyle Devlet yönetilmez, Erdoğan gideceğini anladı, ne yapsam da tutunsam diyor”diyerek paralel bir görüntü ortaya koyuyor.
Halbuki Cumhuriyet Halk Partisi, kurulduğu 1923 tarihinden 14 Mayıs 1950 seçimlerine kadar tek başına yönettiği ülkeyi yani iktidarı bir genel seçim sonucunda/halkın iradesi ile Demokrat Parti’ye devretmiş; çok partili demokratik sistemin kurucusu bir parti olarak nasıl oluyor da yanlış anlaşılma olsa da demokrasi dışı ihtimallere ve bu yönde tartışmalara sebep olacak açıklamalarda bulunabiliyor? AKP’nin kavgacı üslubuna çanak tutuluyor?
CHP yönetimi bir akıl tutulması yaşıyor.
CHP yöneticilerinin aksi yönde/demokrasiyi ve seçimleri işaret eden beyanları olsa da AKP yöneticileri ve özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı fırsatı kaçırmıyor; meşreplerine uygun/ stratejilerine uygun/ hesaplarına uygun bir söylemle CHP’yi darbe çığırtkanlığı yapmakla suçlayarak toplumu karanlık korku tünellerinde korku ile korkutuyorlar.
AKP sözcüsü Ömer Çelik, CHP’yi ‘demokrasiyi felç etme örgütü’ kurmak ve “Yassıada rejimi” özlemi içinde olmakla suçluyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önceki bir seçim konuşmasında kalabalıklara karşı söylediği meşhur nutkunu aynı dekor içinde bu defa bu olay için yeniden gündeme getiriyor; “Bizim Allah’a can borcumuzdan, milletimize hizmet borcumuzdan başka kimseye eyvallahımız yoktur, olmayacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz bu yoldan dönmeyeceğiz.” Diyor.
Cumhurbaşkanı böyle söyleyince bu defa partideki yardımcısı AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, “Şapkasını alıp gidecek bir Cumhurbaşkanı ve yol arkadaşları yok. Eski Türkiye yok, bunu bilesiniz” diyebiliyor.
AKP İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak, “CHP İl Başkanı, genlerine uygun maceralar arıyor. Haberi olsun; Boğaz bu mevsim serin, yazın da derindir.” Diyerek 15 Temmuz’da Fetö’cüleri Boğaz’a döktüklerini hatırlatarak tehdit ediyor.
Cumhurbaşkanının “Ülkemiz, medya ve siyaset virüslerinden kurtulacak” dediği gün birçok gazeteci, televizyoncu, gazete, radyo ve televizyon için bir şekilde soruşturmalar/cezalandırmalar başlatılıyor.
Tarihte örneklerini yaşadığımız gibi, sanki bir yerlerde bir senaryo yazılıyor(!)
Mart ayı ortalarından bu yana (saymadım kaç gün oldu) Türkiye nüfusunun yarısı (65 yaş üstü-20 yaş altı) koronavirüs salgını sebebiyle sokağa çıkma yasağı altında bunalmış durumda/evlerde televizyon haberlerine mahkûm; bu şeytani/sorumsuz ve deli saçmalıklarını izliyoruz, kahroluyoruz.
Biz bu filmi yıllar önce birçok defa seyretmiştik.
1957 genel seçimlerinde CHP ile DP arasında OY farkı 7 puana kadar düşmüş iktidar partisi 10 puan gerilemişti. DP, iktidarı kaybetmek korkusu CHP bir an önce iktidar olmak acelesi ile her gün siyasi tansiyonu bilinçli bir şekilde yükselttiler. DP, “Haçlı İttifakı” kurmakla suçladığı muhalefetle mücadele için “Vatan Cephesi”ni kurdu, her yerde kavgalar başladı. Demokrat parti’nin “nurlu ufuklara doğru” koşusu ve “küçük Amerika” yaratmak hayali bir anda kaosa dönüştü. Kayseri, Eskişehir, Uşak, Manisa da CHP lideri İsmet İnönü’nün toplantılarında büyük halk çatışmaları yaşandı. Gazeteler, matbaalar, kapandı, siyasetçiler, gazeteciler, Üniversite hocaları, yargıçlar tutuklandı veya görevden el çektirildi. Toplum ortadan ikiye parçalandı, kahvehaneler hatta mezarlıklar bile ayrıldı.
VE nihayet, 18 Nisan 1960 günü, TBMM’nde Demokrat Parti’nin teklifi ile muhalefete karşı yargı ve yürütme yetkisi kullanmak üzere 15 DP’li milletvekilinden oluşan TAHKİKAT KOMİSYONU kuruldu.
VE nihayet, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 18 Nisan 1960 günü, “Şartlar tamamlandığında halklar için ihtilal meşru bir haktır. O zaman sizi ben bile kurtaramam…” diyerek gerçek darbenin fitilini ateşledi. 39 gün sonra kıyamet koptu; Sonuç, Türkiye 50 yıl kaybetti…
BENCE
Ülkeyi yönetenler millete zulüm ediyor!
Milletin aklıyla alay ediyorlar!
Buna, bu defa müsaade etmeyelim; kavgaya pirim vermeyelim.
Artık “Tarih tekerrür ederse” bu hepimizin günahı olacaktır.
Mehmet Akif’le söze son verelim.
“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

0  0,00
Whatsapp Destek
1
Merhaba ;
Sizlere nasıl yardımcı olabilirim ?