//

Tık Tanrısı / Post-truth çağda ‘gerçek’ kalabilmek

“Tıklanmak” tüm algoritmaların taptığı yegâne put ve kurgu, hakikatten fazla tık almakta. Bu nedenle şaşırtan ve yanıltan haberler, bize duymak istediğimizi söyleyen uzmanlar, şov yapan konuşmacılar daha fazla ilgi görüyor.

Post-Truth” yani hakikatin artık o kadar da itibar görmediği, kurgunun gerçeğe tercih edildiği bir çağda yaşıyoruz. Biz bir hikaye yazarıyız artık. “Okuyucuların” (seyredenlerin) ne istediği üzerinden metnimizi belirliyoruz. Ne alkış alır, ne beğenilir, ne tıklanır… Bırakılan izleri takip ederek hikayemizi şekillendiriyoruz. Dış referanslı bir var olma biçimi bu. Güzelin, doğrunun, faydalının, değerlinin mihenk taşı; dış sesler. DIŞ SES tanrısı: Yorum, paylaş ve beğen tuşları.
“Ne istiyorum” sorusu “Ne istiyorsun” ile yer değiştirmeye başlıyor. Senin arzun benim arzum, senin dileğin benim varoluşum haline geliyor. Senle ben arasındaki çizgi silikleşiyor. Ötekinin zihninde yaşayan insan, kendi ruhsallığının çölleştiğini fark edemiyor bile. “Kimim ben” sorusu geride kalmış durumda. “Kim olayım” sorusu, onun yerini

alıyor. Ayna ayna söyle bana kim olayım ben? Dış ses tanrısı; “beğen” cennetinin vaadiyle buyurmaya devam ediyor.
“Ben” ve “Öteki”nin Silikleşmesi
“Ben” ötekinin gözlerine sıkışmış durumda. Gösterme çağında gören göz, görüleni inşa ediyor. Bu durumda ben de silikleşti öteki de. “Ben” ötekinden hareketle şekillenir oldu, ötekiyse aslında hiç yoktu. O, sadece insanın kendisini seyrettiği bir aynaydı.
Öteki insanlar, birer araca dönüşmeye başladılar. Beğeni, paylaşım, yorum pazarının araçları. Kendi biriciklikleri ve kıymetleri nedeniyle değil de benim görüntüme giden yolun aracı olarak varlar ve seviliyorlar. “Kendi görüntüme” giden bu yolun sonunda “kendim” diye bir şey de bulamayacak insan. Kökü kendinde olmayan bir “benlik” hatta sadece bir görüntü kalacak belki geriye.
Post-Truth çağda gerçeklere sırtımızı döndüğümüz bir dönemdeyiz. Kendimizle ilgili hakikate sırtımızı çevirdik. “Gerçekten nasıl biriyim ve ne olmak istiyorum” sorusundan daha önemlisi “hikayem nasıl, satıyor mu” sorusu. Nesnel olguların itibarsızlaştığı bir dönem bu. Bir duygu ya da dürtüyü okşayan her kurgu daha tercih edilir. Ölüm, yaşlılık, hastalık, dezavantajlar, engeller, yoksulluk, günlük hayatın nice sorunları, yani bize dair olan her şey kapı dışarı edilmekte.
TIK tanrısı, algoritmaları şekillendiriyor. Algoritma, yalnızca dijital ortamın kurallarını belirlemiyor. O, aynı zamanda bireyin ve toplumun normu, etiği, kültürü ve kişiliğini; ekonomiyi, politikayı ve ideolojileri yani her şeyi sil baştan şekillendiriyor. Bireysel ve toplumsal ahlakın anatomisi değişiyor. Yalan eşiklerimiz düşmekte ve dürüstlük beklentimiz azalmakta. Derin, entelektüel, kafa yoran konuşmalardan çok hap tadında, kısa yoldan erişilebilir “bilgi” parçacıklarına yöneliyoruz. Bilgiye saygı, bilgeliğe saygı ve entellektüelitenin itibarı azalıyor.
Algoritmalar, Etiği Şekillendiriyor
Hakiki ilişkiler kurmak, gerçek bilgiye ulaşmak, doğru ve yanlışın ne olduğu git gide daha önemsiz hale gelmekte. Post-truth çağ, hakikati değil anlık duygusal hazları servis ediyor. Hayatlarımızın starlığına soyunduğumuz hikayelerde gerçeklik artık tat kaçırıyor. Hiçbir meyve için gerçekten ekip biçmeye değmez. Ne de olsa hormonlu meyveler bir anda ağzımızın içine düşüyor.
“Bilgi” çağında hakikatle ilişkimiz ters istikamette seyrediyor. Bilgi alınıp satılan bir meta. Enformasyon saçılımlarını alıp işlemleyecek zihinler paslanmakta. Bilgi parçacıklarını içeri alınıp çiğneyen, öğüten, sentezleyen bir sindirim süreci yok. Ham veri parçacıkları havada uçuşurken onları değerlendirecek, eleyecek, parçalayacak, birleştirecek ve bir örüntü çıkaracak “zihinsel öğütme” becerisi azalmaya başlıyor.
“Sen gerçek misin?” … “Fark etmiyorsan, fark eder mi?!”
İnsan, post-truth çağda her elmasın imitasyonunu üretmekte mahir. Kendini bilgili, sevilen, beğenilen biri olarak algılamak, doğruyu bulduğuna inanmak, kendini onaylayan ve destekleyen bir yankı odasında normal olduğuna kanaat getirmek artık çok kolay.
Eğer kurguyu gerçekten ayırt etmiyorsam ne fark eder diyebilir insan. West World dizisinin bir repliğinde olduğu gibi… Yapay zekaların ve normal insanların bir arada olduğu bir kasabaya ayak basan adam, kendisini karşılayan kadının gerçek mi yoksa yapay zekâ mı olduğunu ayırt edemiyor. Aralarında geçen diyalog şöyle:
Sen gerçek misin?
Fark etmiyorsan bir önemi var mı?
Gerçekten bir önemi yok mu?.. Post-truth çağda buna bir cevap aramak gerekiyor!..

Yazan: Hilal Bebek

0  0,00