Serhat Güvenç

Serhat Güvenç

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİNDE DURUM

Bundan neredeyse 25 yıl önce Türkiye ve Yunanistan Ege Denizi’nde iki adacık uğruna savaşın eşiğine gelmişti. Kardak kayaları on yıllardır sürekli gerilim yüklenen iki ülke ilişkilerinde kırılmanın yaşandığı yer olarak tarihe geçmek üzereydi. Aslında Kardak Krizi de daha önce Ege’de yaşanan sorunlarda olduğu gibi gizli diplomasi ile yönetilebilirdi. Ancak bu kez olay Yunan kamuoyuna sızdırıldı. İki ülke medyasının da körüklemesiyle kamuoyları karşılıklı bilenince gizli ya da açık diplomasiye manevra alanı kalmadı. Krizin başından itibaren dikkatler her nedense iki adacıktan birine yoğunlaşmıştı. Yunanlılar da bu adacığa asker çıkarmıştı. Buna verilecek karşılığın tartışıldığı toplantıda, Büyükelçi İnal Batu, Yunan askerlerinin işgalindeki adacık yerine diğerine asker çıkarılmasını önerdi. Bu hamle sayesinde Türk ve Yunan askerleri erken bir aşamada karşı karşıya gelmediler. Diğer hamle Washington’dan geldi. Başkan Clinton’un özel temsilcisi Richard Holbrooke iki başkente net bir mesaj verdi: “Ateşi ilk açan bizi de karşısında bulur.” ABD’nin resti krizi yatıştırmıştı. O zamana dek AB, iki ülke arasındaki çekişmelere doğrudan taraf olmamaya özen gösteriyordu. Kardak Krizi bu durumu değiştirdi. Daha önce şüphe ile karşılanan Yunan iddialarında haklılık payı olabileceği düşüncesi AB başkentlerinde uç verdi. Atina, Kardak Krizi’nin kendisine AB üyeleri nezdinde sağladığı moral üstünlüğü Türkiye’ye karşı sonuna dek kullandı. 1998’de Abdullah Öcalan’ın Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliğinden alınıp Türkiye’ ye teslim edilmesi bu moral üstünlüğü ciddi biçimde aşındırdı. 1999’daki depremlerle birlikte Yunan tarafının Türkiye’nin AB ile ilişkilerini her ne pahasına olursa olsun baltalama politikasında büyük bir değişim yaşandı. Yine aynı yıl Helsinki Zirvesi’nde Türkiye AB adayı ilan edildi. Bu arada sınır sorunlarının çözümü için AB bir formül geliştirdi. Buna göre aralarında bu tür sorunlar olan üye ve/veya aday ülkeler önce sorunu kendi aralarında barışçı yöntemlerle çözmeyi deneyecekti. Beş yıl içinde bir çözüm bulunamadığı takdirde, tarafların uluslararası yargıya başvurulması öngörülüyordu. Geçen hafta 61. Turu yapılan İstikşafi görüşmeler bu formülün sonucudur. Helsinki takvimine göre 2004’e kadar sürmeleri öngörülmüştü. Yunanistan’ın bu tarihten sonra uluslararası yargı seçeneği için bastırmaması şaşırtıcıdır. Öte yandan bunca yıl istikşafi görüşmelerin içeriği konusunda dışarıya en ufak bir bilgi sızmaması, Kardak krizini tetikleyen olaylar zinciri düşünüldüğünde olağandışıdır ve hatta umut vericidir. İki ülke arasında bir daha Kardak kadar ciddi bir kriz yaşanmamıştır. Tarafların eldeki tek uzlaşma sürecine atfettikleri önemin göstergesi sayılabilir. Özetle istikşafi görüşmelerin yeniden başlaması 1999’da başlayan Türk-Yunan yakınlaşmasının soluğunun daha tükenmediğini ortaya koymuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serhat Güvenç Arşivi