Usta makası

Ortancalar mavi olsun diye diplerine hep çivit döker, hırsızların çalacağını düşündüğünden geceleri yastığının altına bekçi düdüğü koyarak uyumayı yeğlerdi. İşte benim hikayem, o ortancaların dibine düşen bir tahta mandalın mavi rengi almış halini bulmamla başladı

Eyüp eşrafından Mavnacılar Kahyası Yahya Efendi’nin kızı olarak doğdu. Zehra ve Fitnat adlarında iki kız kardeşi ve daha sonra Büyükada’da yüzerken geçirdiği kalp krizi sonucu ölen Süreyya adlı bir de erkek kardeşi vardı.

Babaannesinden mirası Çerkez güzelliği idi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında bir Rus generali ile evlenerek Beykoz’da büyük bir yalıya gelin gitti. Göçmen Rus generaller, yokluk günlerinde madalyalarını fırınlara vererek ancak birkaç ekmek alabilirlerdi.  O yıllarda bir de kızı oldu. Kısa süre sonra o dönemin zor şartlarından dolayı evliliği yıkıldı. Yalının halıları bedestende makaralara çekilecek kadar büyük ama haraç mezat küçük fiyatlara satılacak kadar değersiz kaldı.

Varlık yılları zorluk günlerine dönüştü. 

FAİLİ MEÇHUL BİR CİNAYET

Osmanlıcaya hâkim olmasına rağmen Latin alfabesine hemencecik geçen, keman ve piyano çalabilen kadınlardandı. Fransız mektebinde Fransızcayı da öğrenmişti.

Büyükadalı Mimoza Pansiyon’un sahibi Sıdıka Hanım yakın dostu olmuştu. Her ikisi de devrin en güzel kadınlarıydı ve yeniden bir evlilik yapması çok zaman almadı. Sabık Teşkilat-ı Mahsusa’dan levazım albaylığına geçmiş olan Trabluslu Hüsamettin ile evlendi.

Sarıkamış’a atandılar. Artık alıştığı İstanbul yoktu, vereve kesilmiş kabuklu çam kütükleri üzerine yağlıboya resimler ve atlı kızaklar hayatının yeni lüksü olmuştu. O evliliğinden de bir oğlu olduktan kısa bir süre sonra eşi, etlerin saklandığı dondurucu et dolabının içinde kapı üzerine kapatılmış olarak ölü bulundu. Sebebi asla aydınlanmadı.

Artık dul maaşı ile geçinen bir kadındı. Kentsoylu geçmişinden gelen görgü ve bilgisi ile dikiş dikmeye başladı. Beyoğlu’na taşınıp çocuklarını okutarak büyütmekten başka çaresi kalmamıştı. Maaşı da 3 aydan 3 aya yatmaktaydı. 

1931 Türkiye Güzeli Naşide Saffet

USTA MAKASI ELİMDE 

Yeniden tanınması ve müşteri çevresi edinmesi çok zaman almadı. O, artık Saraylı Müşerref’ti. Toto Karaca’nın günlük elbiselerinden, hanımefendi genç kızların nişan töreni kostümlerine doğru şöhreti hızla yükseldi.

Ama hiç gelinlik dikmedi. Çünkü iki evliliğinde de gelinlik giyememişti.

Yıllar yılları kovaladıkça yaşlandı. Çalışamaz hale geldiğinde kendini geçindirecek bir geliri vardı ve Suadiye’deki bir apartmanın arka bahçesindeki geniş müştemilatta ortancalar içinde bir hayat sürmekteydi. Ortancalar mavi olsun diye diplerine hep çivit döker, hırsızların çalacağını düşündüğünden geceleri yastığının altına bekçi düdüğü koyarak uyumayı yeğlerdi.

İşte benim de hikayem, o ortancaların dibine düşen bir tahta mandalın mavi rengi almış halini bulmamla başladı.

O mandal bir objeye dönüştü. O obje vitrinlerde satılan bir hediyelik eşyaya… O vitrinler büyüdükçe elimdeki tahta mandalların yerini ipekliler, yünlüler ve diğer dokular almaya başladı.

Müşerref ölüp gittiğinde ise onun usta makası benim elimde, hâlâ biçip dikiyor hayatı.

0  0,00