“VASATLIK BATAKLIĞINDA BOĞULMAMAYA ÇALIŞIYORUM”

Zeynep Göğüş, babası Ali İhsan Göğüş’e adadığı son romanı ‘Yok Çünkü Telafisi’ ile Oktay Akbal Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Göğüş, hem gazeteci hem de çok üretken bir edebiyatçı olan Oktay Akbal’la ilgili “Bana göre en iyi köşe yazarları öykü tadında yazan edebiyatçılardı. Artık çok az gazeteci kaldı satırlarına edebi tat katabilen. Yavanlaştı köşe yazıları. Diyeceksin ki sadece köşe yazıları mı yavanlaşan? Vasatlık bataklığında boğulmamaya çalışıyoruz” diyor.

Son dönemde Zülfü Livaneli’nin ‘Kaplanın Sırtında’ kitabıyla yeniden alevlenen Abdülhamid tartışmasının izlerini Göğüş’ün son yayımlanan kitabı Yok Çünkü Telafisi’nde de bulmak mümkün. Brüksel bit pazarında bulunan Abdülhamid’in tıraş sehpasıyla başlayan roman bir ailenin dramıyla devam ediyor. Kitaba da adını veren telafinin ne anlama geldiğini kitabın sonlarına doğru öğreniyoruz. Roman karakteri Gazeteci Murat Bora’nın peşinden gizemli bir aile hikâyesine sürükleniyoruz. Bu ailenin geçmişiyle birlikte tarihin karanlık sayfalarında geziniyoruz. Abdülhamid’in sehpası ise bizi geçmişle, eski eşyalarla ve belleğimizle buluşturuyor. Göğüş, Abdülhamid’le ilgili; Yok Çünkü Telafisi’ni yazmaya koyulmadan önce dış siyasetinden demiryolları politikasına kadar kapsamlı bir Abdülhamid araştırması yaptım. Hakkında yayınlanan çoğu kitabı edindim, bazılarını okudum, bazılarını karıştırdım. Marangozluğu ve sanata olan ilgisi nedense hep çok ilgimi çekti. Abdülhamid’e yapılan suikastı hazırlayanlardan Belçikalı Jarris var, benim romanımda adı geçiyor. Zihinleri kurcalayan bir karakter Abdülhamid. Bugünkü iktidar onu nasıl görüyor ve tarih nasıl çarpıtılıyor?” diyor. Göğüş, Oktay Akbal Edebiyat Ödülü’nün ardından kitabıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Oktay Akbal hem gazeteci de hem de çok üretken bir edebiyatçıydı. Siz de uzun süre gazetecilik yaptınız. Eskiden edebiyatçılar gazeteciydi de. Bugün bu gelenek kayboluyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oktay Akbal Aşksız İnsanlar’ın önsözünde “Gazetecilik yazarlığı öldürür mü?” diye soruyor. Cevabı yine kendisi veriyor: “Belki öyle belki değil. Binlerce köşe yazısı boşa mı gitti? Bütün bunlar öykülerimi zenginleştirmedi mi? Belki de gazete yazarlığını bir çeşit öykü yazarlığına çevirme başarısıyla…” Bana göre en iyi köşe yazarları öykü tadında yazan edebiyatçılardı, gazetecilik dönemimde konu elverdikçe ben de onlar gibi yapmaya çalıştım. Bahsettiğin o kaybolan gelenek gazete yazılarının kalitesini arttırırdı. Artık çok az gazeteci kaldı satırlarına edebi tat katabilen. Yavanlaştı köşe yazıları. Diyeceksin ki sadece köşe yazıları mı yavanlaşan? Vasatlık bataklığında boğulmamaya çalışıyoruz.

Kitabınızda Abdülhamid’e ilişkin pek çok ayrıntı var. Özellikle marangozluk yapması ve çok özel eşyalar tasarlaması roman karakteriniz Gazeteci Murat Bora’yı çok etkiliyor. Zülfü Livaneli’nin ‘Kaplanın Sırtında’ kitabında da farklı bir Abdülhamid’le karşılaşıyoruz. Sizin kitabınızda da yer alan benzer bilgiler var. Siz bu romana hazırlanırken nasıl bir çalışma yaptınız? Abdülhamid’le ilgili yaptığınız araştırmada sizi şaşırtan bilgiler oldu mu?

Livaneli’nin romanını önemsiyorum, cesur bir iş yaptı. Bana gelince, Abdülhamid meselesi ilk 90’lı yıllarda ilgimi çekti. Beni daha o zaman en çok şaşırtan, ilk kız okullarının onun döneminde açılmış olmasıydı.  “Ulu Hakan mı Kızıl Sultan mı?” diye bir köşe yazısı yazmıştım. Tartışma daha o günlerde başlamıştı. Yok Çünkü Telafisi’ni yazmaya koyulmadan önce dış siyasetinden demiryolları politikasına kadar kapsamlı bir Abdülhamid araştırması yaptım. Hakkında yayınlanan çoğu kitabı edindim, bazılarını okudum, bazılarını karıştırdım. Eski gazetecilerden Ayşegül Dora’nın evinde Abdülhamid’in elinden çıkma koltuklarda oturmuştum, tuhaf bir histi. Marangozluğu ve sanata olan ilgisi nedense hep çok ilgimi çekti. Abdülhamid’e yapılan suikastı hazırlayanlardan Belçikalı Jarris var, benim romanımda adı geçiyor.  Yok Çünkü Telafisi yayınlandıktan sonra Veba Geceleri’nde Orhan Pamuk’un da aynı adamdan bahsettiğini görmek hoş bir sürpriz oldu. Zihinleri kurcalayan bir karakter Abdülhamid. Bugünkü iktidar onu nasıl görüyor ve tarih nasıl çarpıtılıyor? Bunun için de ara ara TRT’de yayınlanan Abdülhamid Han dizisini seyrettim. Dizide günümüz siyasi olaylarına göndermeler yapılarak tarihin nasıl tahrifata uğratıldığını görmek üzücüydü, bu beyin yıkama faaliyetinden hoşlanmadım.   

KİTABINI BABASI ALİ İHSAN GÖĞÜŞ’E ADIYOR

Kitabınızı babanıza adıyorsunuz. Anlattığınız hikâyenin yaşamınızla bağlantısı var mı?

Romanı babama adamış olmamın bir nedeni, bendeki tarih bilincinin oluşmasına yaptığı katkı. Hikâyedeki Oğuz Bey karakteri devlete bağlılığıyla ve tarih bilgisiyle babamı andırıyor. Üstelik o da babam gibi Antepli. Mimikleri, bazı hareketleri benziyor, fakat babamla her ne kadar bazı konularda çok tartışsak da Oğuz Bey’e göre çok daha sevecen biriydi. Hikâyenin yaşamımla bağlantısı şöyle kurulabilir: Ben de uzun yıllar Brüksel’de gazetecilik yaptım ve anlatıcı Murat Bora gibi sonradan yazmaya başladım. Romanda en iyi bildiğim mekânları yazdım. Antep’te yaşamadım ama çok gidip geliyorum. Bebek son dönemini bildiğim bir semt. Murat Bora’nın anne baba ilişkisi ise babamın tarih anlatıcılığı dışında benimkine benzemiyor.

ALİ İHSAN GÖĞÜŞ

Türkiye’nin ilk turizm bakanı olan Ali İhsan Göğüş, 1923 yılında Gaziantep'te doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. İstanbul il yönetiminden MKYK'ye kadar her kademesinde yer alacağı CHP'ye 1945 yılında girdi. 1951 yılında fakülte arkadaşı Nezahat Alemdar'la evlendi. Türk Haberler Ajansı, Dünya, Cumhuriyet gazetelerinin yazı işleri müdürlüğünü, Kim dergisinin başyazarlığını, Gazeteciler Cemiyeti'nin yönetim kurulu üyeliğini yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası kurucu üyesi oldu. Basın Temsilcisi olarak 1961 yılında Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. 1961 seçimlerinde Meclis'e giren Göğüş, üç dönem CHP Gaziantep Milletvekilliği ile Turizm ve Tanıtma, Devlet Bakanlığı görevlerinde bulundu. İlk Turizm Bakanı olan Göğüş, görevi süresince turizmde master plan çalışmasını başlattı, kitle turizmini ve tatil köylerini Türkiye'nin gündemine aldı.

“MEKÂN VE EŞYA BELLEĞİ ŞEKİLLENDİRİR”

Nesneler ve yaşamlarımız arasındaki bağlantıya dikkat çekiyorsunuz. Sizin için geçmişten gelen bir obje ya da bit pazarından alınan bir eşya ne ifade ediyor? Romanınızdaki karakter de eski eşyalara meraklı ve bu merakın bellek odalarımızla ilgili olduğunu söylüyor. Eşyalarla belleğimiz arasında nasıl bir ilişki var?

Kendimden örnek vereyim. Hikâyesi olan nesneleri severim. Ailemin eski eşya deposuyum, hala dedemin masasında yemek yiyorum ve onun uzandığı jozefin koltukta kitap okuyorum. Geçmişi yeniden inşa ya da geçmişte yaşama derdinde değilim, sadece ilk evrenimiz çocukluk evimizse, o atmosferi hatırlatan nesneler, ruhu olan eşyalar hoşuma gidiyor. Kimlik oluşumumda o eşyaların payı var, eşyalar üzerinden öğreniriz. Onlarsız benlik imajım farklı olurdu. Mekân ve eşya belleği şekillendirir. Özetle, eşyaların kültürel bellekte yeri var.  Eşya bellek ilişkisi ayrı bir röportaj konusu olacak kadar derin mevzu. Romanın kahramanı olan nesneyi seçimim hiç kolay olmadı. Çok karar değiştirdim. Sonunda neden Abdülhamit’in kendi yaptığı tıraş sehpasını seçtim? Muhtemelen o eşya üzerinden toplumsal ve bireysel hafızayı zorlamak ve sorgulamak için. 

Nostalji modern insan için bir kaçış mı?

Nereye kaçabiliriz ki? Unutmak bir kaçıştır, ama unutulanlar belleğin gizli depolarında birikir. Belki de asıl kaçış demin bahsettiğimiz o eşyalardan kurtulmak istemektir. Kültürel bellek inşası nostaljinin çok uzağında değil. Nostalji unutmanın önüne geçerek geçmişle bugün arasında köprü kurmamıza yaradığı ölçüde hoşluğun ötesinde yararlı bir şey de olabilir. Fakat, sırf geçmişin güzel taraflarını hatırlayarak eskiye özlem duymakla geleceği geçmişin temelleri üzerinde inşa etmek ayrı şeyler.

“KÖKSÜZLÜK BENİ KORKUTUR”

Kökler ve aile geçmişine değer veriyorsunuz. Bu kitabınızda da bunun izine rastlıyoruz. Yine bir zeytin ağacı var. Ağaç kökleri ve aile geçmişi arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?

Zeytin yayvan kökleri en sağlam olan ağaçlardan biri, kökleri zarar görmezse ölmeyen, hatta taşınabilir bir ağaç, fakat hangi iklime? Hangi toprağa? Benim özelimde ailemin anne tarafının göçmen ve zeytinci olması bu bağlantıyı güçlendirdi. Bunun dışında köksüzlük beni korkutur. Babamdan duyduğum “Otu çek köküne bak” lafını severim mesela. Göç ve farklı coğrafyalarda kök salma meselesi öteden beri kurcalar kafamı. Kaldı ki kimse annesinin babasının evinde yaşlanamıyor.

SULTAN-I YEGÂH’LA ATTİLA İLHAN’A

Zeytin Kuşu kitabınızda Attila İlhan’ın bir şirinden ilhamla yeşil kaşkola yer vermiştiniz. Bu kitabınızda da şairin dizeleri var. Sultan-ı Yegâh’ı anımsıyoruz. Attila İlhan’ın sizin için nasıl bir önemi var? Edebiyatınızı nasıl etkiledi?

Öyle Bir Sevmek şiiri unutulur mu? “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular”… Sevgilim hediye etmişti bu şiirin olduğu aynı adı taşıyan kitabı, 20’li yaşlarda. Erkeklerden çok kadınlar sevdi sanki bu şiiri, aşkımızı derinleştirir umuduyla. Attila İlhan imgeleri çok güçlü, sevdiğim bir yazar ve şair. Sultan-ı Yegâh şiirine gelince, sonradan Attila İlhan’ın 12 Mart darbesine karşı yazdığı protest bir şiir olduğunu öğrendik ki yaptığı göndermeyle bilinçdışımda yer etmiş olabilir. Kahramanım aşkını neden sultan-ı yegâh makamında bir şarkı eşliğinde hatırladı?  Bazen yazarken bilinçli yapmıyorsunuz bu göndermeleri ama sizin gibi nitelikli okurların gözünden kaçmıyor. 

“GAZETECİLİĞİ SEÇMEMDE BELKİ

TENTEN’İN ETKİSİ VARDIR”

Kitapta bir diğer karakter de Tenten. Bu seride geçen hikâyelere de roman örgüsü içinde yer veriyorsunuz. Tenten’i ayrı bir karakter olarak okuyabilir miyiz? Hatta kitaptaki gazetecinin bitpazarında Abdülhamid’in tıraş sehpasını bulmasıyla Tenten’in Tekboynuz gemisini Brüksel bitpazarında bulması arasında da benzerlik kuruyorsunuz.

Tenten romanda önemli bir karakter çünkü hikâyenin ana katmalardan biri olan kuşaklararası aktarım meselesinde ilham kaynağım oldu. Tenten’in Tekboynuz hikâyesi ve çizeri Herge’nin yaşam öyküsünün çizdiklerine yansıması üzerinden kuşaklararası aktarım devreye girdi ve romanın karakterleri üzerinden devam etti. Tenten de gazeteci. Düğümleri çözmeyi seviyor. Çocukluğumda keşfetmiştim Tenten’i, gazetecilik mesleğini seçmemde etkisi vardır belki. Yok Çünkü Telafisi’nin kahramanı Murat Bora’nın Moulinsart Şatosu ziyaretinde olsun, ki herkes Tenten Şatosu diye bilir, kahve kupasının üzerindeki resmiyle olsun, gazeteci Tenten bellek kutularımdan çıkıp hikâyeye sızıyor.  

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı?

Ankara’da tarihi Kaleiçi’nde geçen bir romanı bitirmek üzereyim. Anlatıcı oraya yerleşerek Ankara belgeseli çeken bir kadın. Yola çıkarken meselem “Biz bu hale nasıl düştük?” sorusuna cevap aramaktı. Günümüzde geçmekle birlikte çocukluk anılarıma da yer verdiğim bir roman. 2023 başında basılır diye planlıyorum.

ÇOCUK KİTAPLARI

MİRO İLE ŞİNO

Yavuz Ekinci

Çınar Yayınları

Yağma yağmur yağma / Bizi eve kapama / Pıta pıta pıt / Şıpa şıpa şıp / Güneş artık çık! Miro ile Şino iki kardeş. Miro, leylekler göç yoluna koyulduğunda yedi, Şino ise leylekler döndüğünde altı yaşına basacak. Günlerden bir gün bu iki kardeş parkta oynarken güneş birden kaybolur. Sonra kara bulutlar çıkar. Kuşlar apartmanların saçaklarına saklanır. Kediler kuytu köşelere kaçışır. Günler haftalara, haftalar aylara kavuşur, yağmur bir türlü dinmez. Miro ile Şino'nun ise yağmuru dindirmek için bir planları vardır. Yavuz Ekinci, Çınar Yayınları’ndan çıkan kitabında çocukları maceralı bir yolculuğa çıkarıyor.

İKLİM’İ NE DEĞİŞTİRDİ BÖYLE?

Mavisel Yener

Redhouse Kidz Yayınları

Çocuk edebiyatının sevilen yazarı Mavisel Yener’in yazdığı İklim’i Ne Değiştirdi Böyle? eğlenceli kurgusuyla okurlarına, dünyanın geleceğini korumak için yapılabileceklerine yönelik fikirler sunuyor. Sıcacık bir aile ortamının güvenli atmosferinde, iklim değişikliği konusunu ince ince gündeme getiriyor.   

BACAKSIZ TATİL KÖYÜNDE                                                                                                     Rıfat Ilgaz                                                                                                                                       Çınar Yayınları

Bacaksız Bahri'nin babası Almanya'ya işçi olarak gidince o da annesiyle birlikte babaannesinin köyüne yerleşir. Bir sabah fenerin orada kurulmuş çadırları fark eden Bacaksız, büyük bir merakla orada kimlerin yaşadığını araştırmaya başlar. Yakın arkadaşı Tekin, bu yabancılarla çoktan tanışmıştır bile. Ne yapıp edip Fransız aileyle tanışmayı kafasına koyan Bacaksız, eğlenceli bir yaz geçirecektir.

Rıfat Ilgaz'ın Bacaksız'ın maceralarını anlattığı kitaplarını; Bacaksız Kamyon Sürücüsü, Bacaksız Sigara Kaçakçısı, Bacaksız Okulda ve Bacaksız Paralı Atlet kitaplarını da çocuklar çok sevecek.  

HAFTANIN KİTAPLARI

Süleymaniye Günlükleri

Tesadüf Özlem Demir

İletişim Yayınları

80’lerde hukuk öğrencisi olan Tesadüf Özlem Demir, ‘Süleymaniye Günlükleri’ kitabında 80’lerde solcu olmanın hikâyesini yazdı. “Aynı okulların dernek çalışmalarında yahut yurtlarda tanışmış, başka bir
dünyanın mümkün olduğunu düşünen ve bu uğurda mücadele etmeye
niyetli, birbirlerinden başka tutamağı olmayan bir avuç insandık... Kendimize
mekân olarak seçtiğimiz yer, bizden önceki muhalif kuşaklara da ev sahipliği
yapmış olan, Süleymaniye Camii’nin karşısındaki çay ocağıydı… Ev ve okullarımızdan daha fazla zaman geçirdiğimiz ana karargâhımızdı bizim. O yüzden Süleymaniye
Taifesi olarak anılırdık” diye anlatıyor Demir o günleri.

Erkek Yapımı Dünya

Bizim Androsentrik Kültürümüz

Akademim Yayıncılık

Charlotte Perkins

Gilman, hegemonik erkekliğin yalnızca kadınlar üzerindeki değil, bir bütün olarak insanlığın refahı üzerindeki sayısız yıkıcı etkisi olduğunu belirtiyor. Dünya görüşüne, kültürüne ve tarihinin merkezine eril bakış açısının hâkim olduğu; kadınların payına ise itaati ve öteki olmayı hak gören, bunun üzerine inşa edilmiş uzun insanlık tarihi ve yaratılan tahribat... Kaldırılması oldukça güç bu enkaz karşısında Gilman; ataerkil düzenin, onu ayakta tutan sosyal kurumlar aracılığıyla, insanlık için ıstırap ve acı yaratmaya yönelik nasıl bir tertip içinde olduğunu anlatıyor.

Küçük Yuvarlak Taşlar

Melisa Kesmez

İletişim Yayınları

Melisa Kesmez, İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Küçük Yuvarlak Taşlar’ kitabında iç içe geçmiş birbirinden farklı hayatları, kendine özgü diliyle anlatıyor. İnsan ilişkilerini bir kuyumcu titizliğiyle işleyip, “büyük resmin” detaylarını ortaya koyuyor. Üstelik doğayı, denizi, güneşi, doğumu ve ölümü de atlamadan...

ÇOK SATAN KİTAPLAR

1. Kaplanın Sırtında, Zülfü Livaneli

2. Gece Yarısı Kütüphanesi, Matt Haig

3. Seninle Başlamadı, Mark Wolynn

4. Anne Beni İyileştir, M. Barış Muslu

5. Mermer Adam, Jean Christophe Grange

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eda Yılmayan Arşivi