VİZYONLA GELİP HÜSRANLA GİDENLER

Bu bir davet yazısıdır. Aziz Yıldırım gibi bu kulüp uğruna hapis yatmış, büyük mücadeleler vermiş bir efsaneyi gönderip, rekor oyla Ali Koç’u başkan seçmiş, O’na gönül düşürmüş, “yeni efsanemiz olur” diye umut bağlamış binlerce kişi adına yazılmış bir davet yazısıdır.

Yine bir teknik direktörle vedalaşıyoruz, yine hayal kırıklıklarıyla bir hocayı gönderiyoruz.

Evet Pereira gitmeyi hak etmiş olabilir ama biliyoruz ki bu sorunun çözümü değil ve hiçbir zaman da olmadı. Kimisi hak etti, kimisine yazık ettik ama gördük ki derdimizin dermanı Teknik Direktör değişikliği değil. Olsaydı Phillip Cocu’yu gönderdiğimizde olurdu, Ersun Yanal’ı, Erol Bulut’u, Emre Belözoğlu’nu gönderdiğimizde olurdu.

Her isim geldiğinde “bizim için en iyisiydi”. Cocu, yeni vizyona uygun, takımı alıp Avrupa standartlarına taşıyacak isimdi. Ersun Yanal, tribünlerin hayal ettiği hücum futbolunu oynatacak Hocaydı… Yine rakipler Fenerbahçe’den korkacaktı. Erol Bulut Türk futbolunun geleceğiydi, birlikte büyüyecek, parlayacaktık. Emre Kaptan, önce “Sportif Direktör” koltuğuna oturdu, “Emre Abi” olarak rakiplerimizi çatlatan transferler yaptı, sonra sıkıştık, kurtar bizi “Emre Hoca” dedik. Ardından Pereira’yı gördük karşımızda bir sabah, “Hayırdır inşallah” dedik “yine nereden çıktı bu arkadaş?”. Cevap ümitvardı; “yarım kalan öyküsünü tamamlayacak”. İnşallah falan dedik ama bıraktım öyküyü bir devreyi bile tamamlayamadı.

Arada geçici görev alan Ervin Koeman, Tahir Karapınar, Zeki Murat Göle gibi isimleri saymıyorum bile.

Kısaca 3 yılda geçiciler dahil 8 Teknik Direktör. Vizyonla gelip hüsranla gittiler.

Bu teknik direktörlerle birlikte gelen futbolcuları ise saymaya gücüm yok, hevesim yok, niyetim yok. Hepsi büyük topçulardı, neredeyse tekmeleyerek gönderdik.

Aldığımız sonuçları, geldiğimiz noktayı tasvire ise dilim varmaz, kalemim yazmaz. Yıkılmadık kale kalmadı, artık her isteyene Kadiköy’den çıkış var, hem de elini kolunu sallaya sallaya.

Sevgili Başkan, yanlış anladın. Beşiktaş maçı sonrası tribünler “Yönetim İstifa” diye bağırırken Pereira’yı kastetmiyordu. Beşiktaş maçı sonrası yazıma “Al da git Pereira’yı” başlığı atarken, Pereira gitsin demiyordum, bütün günah bu gariban Portekizlinin mi? Elinden gelenin en iyisini yaptı ama bu en iyinin yetmeyeceğini biliyorduk? Biz bu filmi daha önce görmüştük.

O zaman da demiştik, denmişti, yazmıştık, yazılmıştı; “Pereira’ya iki yıl verir sabrederseniz, istediği oyuncuları alır, işine karışmazsanız sonuç alabilir”. Olmadı elbette, sabredemedik.

O zaman da tahammül yoktu beklemeye, bugün de… Yarın hiç olmayacak.

Başkan bizi dinleme, tribünü dinleme.

Orada 52 bin teknik direktör var, 52 bin başkan var, 52 bin köşe yazarı, futbol yorumcusu var.

Başkan bildiğini de yapma.

Kusura bakma ama bildiğinle sonuç alamadığımız ortada.

Başkan bize, bu kulübe ortak akıl lazım.

Akıllı insanların, işinin uzmanlarının, Fenerbahçe için uğraşmaya, didinmeye hazır insanların yer aldığı bir ortak lazım.

Fenerbahçe’den beslenenlerin değil, Fenerbahçe’yi besleyenlerin oluşturduğu bir ortak akıl.

Başkan gel bir kongre yap. Yeniden aday ol, şartsız, koşulsuz oyumuz senin.

Yeniden aday ol ama kulüp yönetimini baştan sona yapılandır. Yönetim kurulu üyelerini yenile,
sorumluluk alacak, yetki kullanacak isimler seç. Futbol şubesinin bir sorumlusu, yetkilisi olsun. “Vallahi de billahi de teknik direktör olmayacağım” diye Kuran üstüne el basıp yemin edecek bir Sportif Direktör olsun.

Basket şubesini basketboldan anlayan, seven birine ver. Hayali yeniden “Final Four” olsun. Voleybol takımlarını kadınıyla erkeğiyle taşıyabilecek bir isme ver.

Tüm isimleri kongre öncesinde belirle, yönetimde görev dağılımını yap, listeni öyle açıkla. Sana söz, sana garanti yine farklı kazanırsın.

Sonrası basit. Ortak akıl çalışacak, sorumlular yetkilerini kullanacak, bu kulübü mazisinde yatan şanlı tarihine yakışır noktaya taşıyacak.

İşte o zaman, her teknik direktör tercihi, oyuncu transferi Nasrettin Hoca’nın “Ya tutarsa” öyküsüne dönmeyecek. Alkışlarla, marşlarla karşıladığımızı küfürlerle günahlarla göndermeyeceğiz.

İşte o zaman “kim gelsin bu takımın başına?” sorusunun bir önemi kalmayacak. Çünkü çok önceden uygun isimler bulunmuş olacak. Aksi halde bugünkü gibi kör tuttuğunu öpmeye devam edecek.

Sevgili Başkan, şu aşamada kimi hoca seçeceğinin çok önemi yok, belli ki gidişat değişmeyecek. Bu takımın kaderini yeniden yazmak istiyorsan, gel bu sistemi değiştir, kişileri değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ümit Sezgin Arşivi