Mehmet Şandır

Mehmet Şandır

YA TUZ KOKARSA

PİS havalar soluyoruz; birlikte yaşama ülküsünü, huzuru ve gelecek güvencesini zehirleyen siyasi ve sosyal olaylar gündem oluşturmaya başladı. 6 yaşındaki kız çocuğuna babası ve annesinin himayesinde tecavüz edilmesinin öfkesini yaşarken bu defa siyasette yargı üzerinden PİS bir hesaplaşmanın şaşkınlığı ile irkildik; tarih yeniden tekerrür mü ediyor?

Aslında toplumun gündemi değişmedi…

EYT’liler için çıkarılacak kanun, asgari ücret tespiti, bütçe ile çalışanların ve emeklilerin maaşlarına yapılacak iyileştirme oranları ve tabii ki iğneden ipliğe her şeye gelmesi beklenen zamlar ve hayat pahalılığı gibi toplumun canını yakan gündem konuları ortada dururuyor.

Ancak son günlerde siyaset, iktidar ve muhalefet ateşle oynuyor; kendisini var etmek, toplumu etkileyerek rakipleri karşısında üstünlük sağlamak için yargı kurumunu kullanarak hukuk içinde hukuksuzluk yapmakta; adalet duygusu ve hukuk devleti güvencesini dinamitlemektedir.

Ve ne yazık ki yargı kurumu çaresizdir; HSK, siyasetin emrinde ve yönetiminde olduğu sürece bu sonuç kaçınılmazdır; siyaset, yargıyı kendi çıkarları için istismar etmektedir. Birçok yargı mensubu bu algı ve olgudan büyük rahatsızlık duymasına rağmen “vicdan ile cüzdan arasında ezilmek” kaderini yaşıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “hakaret davası” 4 yıl sonra, seçimlere birkaç ay kala sonuçlandırıldı. 2 yıl yedi ay 15 gün hapis cezası ile birlikte “Belirli Haklardan Yoksun Bırakılma” TCK 53 maddesi ile siyaset yapması, belediye başkanlığı ve herhangi bir resmi göreve aday olmaktan men edildi.

Tabii ki yargılama süreci tamamlandıktan ve yerel mahkemenin kararı onandıktan sonra…Ancak sokak bunu böyle anlamaz, siyaset de topluma zaten böyle yansıtmaz.

Sokak, iktidarın emri ile yargının Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatını bitirdiğini ve seçim öncesinde İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden alınabileceğini ve belediye başkanlığının Cumhur İttifakı’na geçeceğini konuşmaktadır.

Doğru veya yanlış; sonuç budur.

Ekrem İmamoğlu davası için yargının verdiği karar tam bir siyaset mühendisliğidir.

Yargı, toplum adına yetki kullanan yargı, yasama ve yürütme organları içinde en önemli olanıdır; varlığı ve kararları ile birlikte yaşamanın, huzurun, kalkınmanın, itibarlı bir devlet olmanın teminatıdır. Adalet duygusunun mimarıdır, “mülkün” temelidir. Tarafsız ve bağımsız olmak mecburiyetindedir. “Tarafsızlık ve bağımsızlık” varlığının ve misyonunun olmazsa olmaz şartıdır. Toplum ve devlet olarak en büyük ve en değerli ortak paydamızdır; gözümüz gibi korumamız gerekir.

Hukuk, birlikte yaşamanın güvencesidir, yargı eliyle herkese eşit uygulanmak durumundadır. Devlet bunun için vardır, siyaset bunun için yapılmak zorundadır. “hukuk bozucu” müdaheleler veya hukuka karşı hile yapmak, siyasi ve sosyal bozulmanın/çürümenin sebebi ve sonucudur. Böyle bir sonucun veya böyle bir ihtimalin yegane tetbiri yine yargıdır. Yargının bozulması tuzun koktuğu durumdur.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkındaki yargı kararı, yargının tarafsızlığına, bağımsızlığına ve güvenirliliğine gölge düşürmüştür. Gelecek endişelerinin yaşanmasına sebep olmuştur.

Olayı biliyorsunuz; “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyen AKP’ye karşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını iki defa kazanan Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu’nu ve bu sonucu iktidarın hazmetmesi demokrasidir, milletin iradesidir diye içine sindirmesi mümkün olamamıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ekrem İmamoğlu’na “Ahmak” demiş, bunu bir gazeteci Ekrem İmamoğlu’na sorduğunda o da “seçimi iptal ettirip bu kadar fark yiyenler ahmaktır” diye cevap vermiştir. YSK Başkanı ve üyeleri “bize hakaret ettin” diye İmamoğlu’nu mahkemeye şikayet etmişler ve 4 yıl sonra bu arada mahkeme heyeti değişmesine rağmen Ekrem İmamoğlu’na mahkumiyet ve siyasi yasak kararı verilmiştir. Türk Ceza Yasası’nı hazırlayan hukuk hocası profosörlerinin hazırladığı ve savunma avukatı tarafından mahkemeye sunulan 36 sayfalık ilmi mütalanın dikkate alınmadığı ve savunma hakkının yeterince kullandırılmadığı karar duruşmasında adeta Yassıada duruşmalarında hakimin “sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” meşhur sözü gibi bir kararlılıkla “usulsüz” bir karar verildiği; hukuki değil siyasi bir karar alındığı herkesce ifade edilmektedir.

Bu karar “tarafsız ve bağımsız” yargının kararı olamaz; Cumhurbaşkanlığı Hukuk Başdanışmanı “Bu karar muhtemelen onanır” dediğine göre kararın sahibi bellidir.

Yargının siyasallaşması, işte tuzun koktuğu nokta burasıdır!

Tuz da kokarsa hayat çekilmez olur; bunu birlikte yaşayacağız.

BENCE
“Et kokarsa tuz kullanırsın ya tuz kokarsa ne yaparsın” sözü, tehlikenin büyüklüğünü ifade edebilmek için Anadolu insanının irfanını gösteren bir özel sözdür.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Adalet, gün gelecek yargıyı siyasallaştıranlara da lazım olacaktır!” demişti, bir zamanlar; hatırlatırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Şandır Arşivi