Yakup’un Merdiveni-I

El (ya da İl), M.Ö. 2000’lerde tüm Kenan ülkesinde tapınılan baş tanrının adı aslında. Diğer bütün tanrıları da yaratan bu güçlü ilâhın adı, İbraniceye “Eloah”, Aramiceye “Alāh”, Arapçaya “İlāh” olarak geçer. Zamanla bu dillerde belirli bir tanrının adı değil, kavram olarak tanrı, ilâh anlamına dönüşen “El”in  ya da “İl”in sonuna eklendiği tüm adlar, işte bu güçlü Kenan tanrısından mirastır

İshak’ın oğlu Yakup, Kurân’a göre bir peygamber, Yahudi inancına göreyse İsrail’in ataları olarak adlandırılan üç kişiden(1) biri ve İsrailoğulları’nın isim babası. Bu haftaki yazıya konu olmasının nedeniyse dinsel kişiliğinden çok, gördüğü bir rüya ve bu rüyanın sonradan -dinsel ya da dünyasal- pek çok sanat eserine esin veren bir imgeye dönüşmesi.

Önce kısaca Yakup’un öyküsü…

İbrahim oğlu İshak kırk yaşındayken Rebeka’yı kendine eş olarak alır ancak çocukları olmaz; uzun yıllar sonunda Rabb’i, İshak’ın dualarına yanıt verir ve adlarını Esav’la Yakup(2) koydukları ikiz erkek çocukları dünyaya gelir. Yıllar geçer, ikiz oğlanlar büyüyüp genç delikanlı olurlar. Esav avcılığa düşkündür, Yakup’sa daha çok çadırda zaman geçirmeyi ve toprakla uğraşmayı sever(3). Günün birinde kırdan dönen Esav, Yakup’tan içtiği çorbayı onunla paylaşmasını isteyince, Yakup da ilk oğulluk hakkını(4) devretmesi koşuluyla çorbasını ona verir. Bir süre sonra yaptığı hatanın ayırdına varan Esav’ın ondan öç alacağından korkan Yakup, hem Esav’dan kurtulmak hem de -babasının sürekli ısrar ettiği gibi- kızlarından birini eş olarak almak üzere dayısı Lavan’ın(5) yanına, Harran’a  gider. Haftalar süren yolculuğunda bir gece düş görür, göğe uzanan bir merdivenden melekler inip çıkmaktadır. Tanrı, Yakup’a rüyasında soyunun çoğalacağını müjdeler ve üzerinde yaşadığı bu toprakları vaat eder.

Raşel Yerine Lea

Yakup Harran'a varır ve dayısı Lavan'ın sürülerine çobanlık yapmaya başlar. Lea ve Raşel adında iki yetişkin kızı vardır dayısının; Yakup görür görmez daha genç olan Raşel'e abayı yakar. Lavan, bir ay geçip de çalışmasına karşılık ne kadar ücret istediğini sorduğunda, para yerine Raşel'i eş olarak ister Yakup. Dayısı, Raşel’i eş almak için yedi yıl çalışması gerektiği karşılığını verir. Yakup yıllarca karın tokluğuna çalışır, yedi yıllık süre bittiğinde Lavan, Yakup ve Raşel’i büyük bir şölenle evlendirir; ancak gece Yakup’un çadırına Raşel’i değil diğer kızı Lea'yı yollar. Yakup Lea’yla  birleşir ve ancak sabah olduğunda onun Raşel olmadığının farkına varır. Dayısına neden böyle yaptığını sorduğunda, ablası dururken küçük kızıyla evlenemeyeceği karşılığını alır. Anlaşmalarının böyle olmadığını söyleyip karşı çıkınca,  Lavan bir yedi yıl daha çalışması koşuluyla Raşel’i de Yakup'a verir(7). Yedi yıl sonra Raşel’i de eş olarak alan Yakup’un iki eşi ve iki cariyesinden on iki oğlu, bir kızı olur.

[İsrailoğulları’nın ünlü on iki kabilesinin kurucuları, Yakup’un on iki oğludur. M.Ö. 1050’de kurulan İsrail Krallığı’nın Kral Süleyman’ın ölümünden sonra bölünmesiyle, Yehuda(6) ve Bünyamin kabileleri, bir kısım Leviler ve Şimonlarla birlikte daha güneyde Yehuda Krallığı’nı kurarlar. Kuzeydeki İsrail Krallığı’nın M.Ö. 720’de Asurlular tarafından işgal edilmesinden sonra buradaki kabileler uzak topraklara sürgüne gönderilir. Gittikleri yerlerdeki yerel halk içinde zamanla eriyen bu topluluklar “İsrailoğullarının Kayıp Kabileleri” olarak bilinecektir(8).]

Senin Adın ‘İsrail’ Olsun

Becerikli ve çalışkan Yakup zamanla çok varlıklı olur, bu yüzden hasetlenen dayı oğullarının ona ve ailesine zarar vereceğinden korkarak Harran’ı terk eder ve baba ocağına, Kenan ülkesine(9) doğru yola çıkar. Dönüş yolunda Yabbuk Geçidi’nde bir adamla karşılaşır ve bu gizemli adam ona nedensizce saldırınca sabaha kadar onunla güreşmek zorunda kalır(10). Güreşirken uyluk kemiği çıksa da Yakup kavgayı bırakmaz(11). Sabaha karşı adam, "Bırak beni, bak gün ağarıyor" dese de Yakup kendisini kutsamadığı sürece bırakmayacağını söyleyerek karşılık verir. Bunun üzerine adam, "Senin adın ‘İsrail’ olsun, çünkü sen Tanrı'yla ve insanlarla güreşip yendin" der. Yakup güreştiği adamın Rabb’i olduğunu anlar ve  “Rabb’i yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı” diyerek konakladığı yerin adını Peniel (Tanrı’nın Yüzü) koyar.

[Yahudi inancına göre Yakup’un güreştiği kişi Rabb’in kendisi değil baş meleği Mikâil’dir. Burada konudan sapma pahasına da olsa, Cebrâil, İsrâfil, Azrâil gibi İslâm ya da Gabriel, Rafael, Uriel gibi Yahudi/Hristiyan melek adlarının kökeninden söz edelim biraz.

Tek tanrılı dinlerin hepsinde melekler Tanrı’nın elçileri ve çeşitli görevler yüklediği memurlarıdır. Bu genç dinler ortaya çıkarken, üzerine inşa edildikleri eski çok tanrılı dinlerdeki ilâhları işsiz bırakmamış, onları melek sıfatıyla kendi içlerine katmışlardır. Melek adlarının sonundaki “-el” ya da “-il” ekine dikkat edelim; melek adlarının tümü, “El(İl)’in Gücü”, “El(İl)’in Kulu” ya da “El(İl)’in Şifası” gibi El ya da İl’le ilintili anlamlar taşır.

El (ya da İl), M.Ö. 2000’lerde tüm Kenan ülkesinde tapınılan baş tanrının adı aslında. Diğer bütün tanrıları da yaratan bu güçlü ilâhın adı, İbraniceye Eloah, Aramiceye Alāh, Arapçaya İlāh olarak geçer. Zamanla bu dillerde belirli bir tanrının adı değil, kavram olarak tanrı, ilâh anlamına dönüşen “El”in  ya da “İl”in sonuna eklendiği tüm adlar, işte bu güçlü Kenan tanrısından mirastır.

Son olarak Allah’ın adından da söz edelim. Allah, İslâmiyet öncesi dönemdeki çok tanrılı Mekke panteonunda(12) bir putla temsil edilmeyen tek ilâhtır, bir baş tanrıdır. Yani peygamber Muhammed Mekkelilere hiç bilmedikleri, duymadıkları bir tanrıyı tanıtmış değildir. Onun döneminde bile, en çok saygı görenlerden Lat, Uzza ve Menat,  bağımsız tanrıçalar değil, “Allah'ın Kızları” olarak kabul edilir. O yüzden Kurân’da çoğunlukla inançsızlar değil müşrikler, yani aynı zamanda başka tanrılara da taparak Allah’a ortak koşanlar kınanır ve tehdit edilir. Kısacası, adı büyük olasılıkla “El-İlâh”tan (yani “Tanrılar Tanrısı’ndan”) “Allah”a dönüşmüş(13) İslâm tanrısının adında da Kenanlı tanrı El’in soluk imzasını görmek mümkündür.]

Merdiven

Yakup Kenan diyarına döndükten sonra kardeşi Esav’la barışır ve oradan, önce Sukkot’a ardından da Şekem şehrine gider. Tanrısının buyruğu üzerine Beytel’e giderek orada bir sunak kurar. Çevresindekileri yabancı ilâhlardan vazgeçerek tek gerçek tanrıya tapmaya çağırmaktadır gittiği her yerde. Tanrısı, Yakup’a görünerek, “Senin adın Yakup’tur ancak artık öyle çağrılmayacaksın, adın İsrail olacaktır” diyerek Mikâil’in dediğini yineler ve Yakup’tan çoğalmasını ister; onun soyundan uluslar ve kralların çıkacağını, İbrahim’e ve İshak’a vaat edilen toprakların kendisine verileceğini müjdeler.

Öykünün sonrası da var ancak bizi daha çok ilgilendiren, Yakup’un düşünde gördüğü merdiven ve sonrasında bu imgenin esin verdiği sanatçılar, William Blake, Marc Chagall, Joan Miro ve daha nicesi...

Onları da haftaya anlatalım…

  • Diğerleri İbrahim ve İshak’tır.
  • Yakub, Ya‘kūb, Yakoob, Yaakov olarak da söylenen “Yakup”’un sözcük anlamı, “topuk tutan”dır. Yakup’un doğumda ondan hemen önce doğan iki kardeşi Esav’ın topuğuna tutunarak dünyaya geldiği anlatılır.
  • Bir çeşit Habil ve Kabil öyküsü. Bu öykülerdeki çiftçi-çoban ya da avcı-çiftçi arasındaki hesaplaşmalar, insan topluluklarının milyonlarca yıla uzanan eski mesleği avcılık-toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçişinin yarattığı sancılı değişimin uzak anısıdır aynı zamanda.
  •  En büyük oğlanın ayrıcalıklı sayılması, Eski Mezopotamya toplumlarının neredeyse tümünde görülen bir gelenek; buna göre ilk doğan oğlan, baba öldüğünde soyun devamından sorumlu kişi olarak görülür, mirastan diğer her oğul bir pay alırken onun payı ikidir. Bunun kadar önemlisi, baba sağken ilk oğulu kutsar, bu kutsamayla oğlanın tanrı tarafından korunacağına ve bahtının açık olacağına inanılır.
  • Bazı kaynaklarda Laban olarak da geçer.
  • Yahudi adı Yehuda kabilesinden gelir.
  • O dönem kızkardeşlerle evlenmek görülen bir şeydir.
  • Bu kabilelere ne olduğu konusunda günümüzde bile çeşitli kuramlar üretilmeye devam ediyor. Kayıp kabilelerin torunları oldukları öne sürülen toplulukların bazıları şunlar: Kürtler, Amerikan yerlileri, Amazon yerlileri, Afganistan, Hindistan, Çin ve Japonya’daki bazı küçük topluluklar, İrlandalılar, bazı Afrika kabileleri ve daha nicesi. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor…
  • Güney Suriye ve Lübnan’dan Mısır’a dek uzanan kıyı bölgesi.
  •  Bazı din yorumcuları, buradaki -biraz anlamsız kaçan- güreş öyküsünün aslında Yakup ve onun nefsi arasında geçtiğini, Yakup’un ancak ondan sonra tek tanrılı dini benimsediğini söylerler.
  • Dindar Yahudiler bugün bile -bu olayın anısına saygı olarak- uyluk kemiği üzerindeki eti yemezler.
  • Bir insan topluluğunun bütün tanrıları.
  • “El İlâh”taki “El”, tanrı El değil, Arapçadaki harf-i tarif eki, yani İngilizcedeki “the” gibi  ve önüne geldiği ada “biricik”, “tek”, “en büyük” anlamı katıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Oğuz Pancar Arşivi