YENİ YAN YOL

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre aylık TÜFE %2,39 olarak gerçekleşirken yıllık TÜFE %19,89’a yükseldi. Piyasanın genel beklentisi gelen veri ile birlikte yıllık TÜFE’nin %20’yi aşması yönünde idi. Şimdilik yıllık enflasyon %20’nin altında kaldı. Aylık TÜFE grup bazında incelendiğinde ise giyim ve ayakkabı grubunda aylık artışın %7,56, alkollü içecek ve tütün grubunda aylık artışın %5,97, ulaştırma grubunda ise aylık artışın %2,43 oranında gerçekleştiği görüldü. Bu üçü en yüksek fiyat artışının yaşandığı gruplar oldu. Toplam 415 adet mal ve hizmetten oluşan sepetteki ürünlerin 331 tanesinin fiyatı arttı.

ÜFE’deki aylık artış ise %5,24 düzeyinde gerçekleşti. Bu veri ile birlikte yıllık ÜFE %46,31’e yükseldi. Orada da mutluyuz %50 olmadı!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son dönemlerde para politikasını belirlerken takip ettiğini açıkladığı çekirdek enflasyon ise %16,82’ye yükseldi.

Hani dedi ya TCMB, “Enflasyonun üzerinde faiz vereceğiz” diye; dün açıklanan enflasyon verisi sonrasında uygulanmakta olan %16 politika faizi artık ne manşet enflasyonun ne çekirdek enflasyonun üzerinde. Hoş geldin negatif reel faiz…

Faiz indirimlerine alan açmak için sürekli söylem değiştiren TCMB’nin yeni söylemi cari açık. Faiz indirimleri sonrasında döviz yukarı gidince, fiyatlama davranışı ve beklentiler bozulmaya devam edince TCMB yeni yan yolu cari açıkta buldu. Başkan Kavcıoğlu cari dengeye odaklanılması gerektiğini, cari dengenin sağlanması ile birlikte fiyat istikrarının da sağlanacağını söyledi. Bunca yıllık meslek hayatımda ilk kez bir merkez bankasının asli işi olan fiyat istikrarını cari dengede aradığını görüyörum.

Peki bu söylem nereden çıktı? Piyasa, para politikası ile atılan adımları anlamlandıramayınca şu senaryo öne çıktı. Ekonomi yönetimi ihracatı desteklemek için bilinçli olarak kurun yükselmesini istiyor. Bunun da yolu faiz indirimlerinden geçiyor. Başka türlü atılan adımları rasyonellik çerçevesinde açıklamak mümkün değil çünkü.

Geçtiğimiz günlerde televizyon programında piyasanın önemli isimlerinden, sevgili kardeşim Orkun Gödek ile de tartıştık bu konuyu kendi aramızda. Kişisel fikrim, Türkiye ekonomisi için doğru politikanın düşük faiz yüksek kur olduğu yönündedir. Ancak bunu altyapısını tamamlamadan, üretime ilişkin yapısal sorunları ortadan kaldırmadan, resmi bir politika değişikliğini şeffaf biçimde piyasalar ile paylaşmadan, sabahtan akşama uygulamaya alamazsınız.

Ne oldu faiz üç puan inince, Türkiye yatırım cennetine mi dönüştü?

Üzülerek bir kez daha ifade edeyim ki; Türkiye enflasyon ile mücadele etmekten vazgeçmiş durumda. Son yıllarda gerçek anlamda bir mücadele verildi mi ondan da emin değilim.

Ortada öngörülebilir bir para politikası da kalmadı. 18 Kasım günü yapılacak PPK toplantısında ne karar alınacağı kestirilemiyor. Pas geçer, faize dokunmaz, %16’da sabit bırakır diyen de var 300 baz puan indirir diyen de. Öngörülememezlik tam da bu işte. Bir konsensüs sağlanamaması.

Buyrun size öngörülebilirlik örneği. Çarşamba akşamı TSİ ile 21.00’de ABD Merkez Bankası FED açıklama yaptı. Dünyanın ağzının içine baktığı FED beklenen açıklamayı yaptı ve varlik alım programında 15 milyar USD azaltıma başlanacağını duyurdu. Aylardır öylesine doğru bir iletişim kurdular ki piyasa ile alınan bunca önemli karara rağmen piyasada çalkantı yaşanmadı. İşte buna öngörülebilirlik diyoruz. FED’in bu kararından sonra da hâlâ tapering’e inanmayan kaldı mı acaba?

Her üç ayda bir yılsonu enflasyon hedefi yukarı yönde revize ediliyor. Orta noktası %18,4 olan bir beklentin var yani diyorsun ki muhtemelen daha da yüksek olabilir; ben de soruyorum o zaman faiz niye %16?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mert Yılmaz Arşivi