/

BİZİ NELER BEKLİYOR? (3. Bölüm) Salgın Türkiye’deki fırsat eşitsizliğini derinleştiriyor

Farklı gelir grupları arasında karşılaştırma yapabilmek için, gelir gruplarına göre ayrılmış çalışan ferlerin sayısı toplam çalışan sayısına bölünerek oluşturduğumuz dağılım Grafik 8’de raporlanmaktadır.

Farklı gelir grupları arasında karşılaştırma yapabilmek için, gelir gruplarına göre ayrılmış çalışan ferlerin sayısı toplam çalışan sayısına bölünerek oluşturduğumuz dağılım Grafik 8’de raporlanmaktadır.  Buna göre salgının ekonomik etkilerine karşı nötr kalacak sektörlerde çalışan fertlerin oranı en yüksek gelir grubunda %10.2’iken, en düşük gelir grubunda neredeyse bunun yarısına tekabül eden %5.6’dur.  Öte yandan krize rağmen durumunun çok iyi olacağı varsayılan sektörlerdeki çalışan sayısı, yüksek gelir grubunda düşük gelir grubundaki fertlerin sayısına göre neredeyse 6.4 kat çok daha fazladır. Yüksek gelir grubunda durumun iyi olacağı öngörülen sektörlerde çalışan fertlerin oranı ise düşük gelir grubundakinin 4.5 katı mertebelerindedir. Tüm bunlar yüksek gelir grubundaki fertlerin gelir akımlarının bu kriz boyunca düşük gelirli fertlerin gelir akımlarına kıyasla çok daha iyi durumda olacağına ve hatta artacağına işaret etmektedir.
Öte yandan salgının ekonomik etkilerinden çok kötü etkilenecek sektörlerdeki fertlerin düşük gelir grubunda %2.9 olduğu, yüksek gelir grubundaki fertlerde ise bu oranın neredeyse 1.3 kat daha yüksek, yani %3.3 düzeyinde olduğu görülmektedir. Yalnız bu oranları değerlendirirken göz önüne alınması gereken bir hususa da dikkat çekmekte yarar var.  Bu husus, düşük gelir grubunda hanehalklarındaki çalışan fert sayısının ve medyan gelir düzeyinin düşük olduğudur.  Daha düşük bir gelire daha fazla çalışmayan ferdin bağımlı olması ve bunların da salgının olumsuz etkilerine maruz kalan sektörlerde yer alması bu hanelerin gelir akımları üzerindeki etkinin şiddetini arttıracaktır.  Çalışan fertlerin oranının diğer gelir gruplarındakilere göre düşük olmasına rağmen, hem medyan gelirin, hem de o gelire bağımlı nüfusun yüksek olması sebebiyle, düşük gelirli hanehalklarının krizin olumsuz etkilerini çok daha fazla hissetmeleri muhtemeldir.
Son olarak farklı gelir gruplarındaki fertler ile o ferlerin sahip oldukları gelir akımlarına bağımlı nüfusun salgından nasıl etkilenebileceğini inceleyelim.  Bu amaçla incelemekte olduğumuz en genel senaryo olan 2 numaralı senaryo ele alınıp, ekonomik sektörlerin bu senaryodaki gibi etkilenmeleri durumunda istihdamın ve bu istihdama bağımlı nüfus sayısının nasıl etkileneceği hesaplanmaktadır. Yaptığımız hesaplamalara göre bu senaryo altında toplam istihdamın 4 milyon 152 binin üzerinde azalacağı ve bu azalma neticesinde de giderek çok daha fazla insanın, giderek azalan gelirlere bağımlılığının artacağı öngörülebilmektedir.  Salgının ekonomideki sektörleri senaryo 2’deki gibi etkilemesi halinde her bir gelir grubu üzerine yaratacağı etkiler Grafik 9’da raporlanmaktadır.  Dikkat edilirse her gelir grubunda istihdam düzeyinde azalmalar bulunmaktadır. Gelir gruplarındaki istihdam kayıpları ise Grafik 10’da görülebilmektedir. Genel olarak gelir gruplarındaki istihdam kayıplarının ciddi bir farklılık göstermediğini ifade edebiliriz.  Hemen hemen her gelir grubunda benzer düzeylerde istihdam kaybı olacağı tahmin edilmektedir.
Sonuç Yerine
Covid-19 salgını dünya ekonomisinin bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş bir etki altına aldı.  Salgın, II. Dünya Savaşı sonrasına kurulu iktisadi yapının ve büyüme ve refah artışını önceleyen düşünce sistematiğinin sorgulanmasına yol açtı. Zira mevcut yapı ülkelerin zenginliklerini yükseltirken, bu zenginlikten yararlanan kesimleri yeterince arttırılabilmesine imkân sağlayamadı. Hem küresel düzeyde, hem de ülke özelinde eşitsizlikle mevcut sistemimizin alışılagelmiş sonuçları olarak kaldı.


Maalesef şu anda maruz kaldığımız krize karşı ekonomilerin en zayıf noktasını da halihazırdaki eşitsizlikler oluşturdu. Salgın öncesi halletmesi çok daha kolay olabilecek bu sorunun, salgın sırasında ve/veya sonrasında ortadan kaldırılabilmesi ve mevcut iktisadi yapıları tehdit etmelerinin engellenmesi çok daha zor bir hal aldı.  Zira salgın süresince ortaya çıkan sorunlarla baş edebilmek için kaynakların yetersiz kalması, kaynak olsa bile amaçlanan yerlere kanalize edilebilmesinde yaşanan güçlükler, ortaya çıkan eşitsizlikler ve mağduriyetler mücadeleyi güçleştirmektedir. 
Hatta ülkemizde olduğu gibi, salgının yarattığı çok ciddi etkilere rağmen kaynak kullanım önceliklerinde hala bir değişikliğe gitmemek de, bu mücadeleyi güçleştiren bir sebep olarak karşımıza çıkmaktadır.  Neredeyse hiçbir şey olmamış gibi, geçmişte edinilmiş alışkanlıklarla kamu kaynaklarını kullanmaya çalışmak, ekonomide öncelik verilecek yeni sektörleri ve kesimleri dikkate almadan, hala inşaat ve büyük altyapı harcamaları ile ekonominin çarklarının döndürülebileceğiniz sanmak, bugünkü ekonomi yönetiminin en önemli yanılsaması olarak tarihe geçmektedir.  Kamu yönetimindeki bu tercihlersalgının ortaya çıkardığı ekonomik olumsuzluklarla baş edebilmeyiimkansız hale getirmektedir.
Ülkemiz açısından en önemli sorunlardan biri yüksek gelir ve fırsat eşitsizlikleridir.  Salgının bu eşitsizlikleri derinleştirmesi neredeyse kaçınılmazdır. Burada ortaya koyduğumuz hipotetik senaryonalar altında en yüksek %20’lik gelir grubu ile en düşük %20’lik grup arasında mevcutta görülen 7 kat gelir farkının, bu salgının senaryoları çerçevesinde 8.6 kata yükselmesi tahmin edilmektedir.  Bu ciddi bir artıştır ve kısmen iyimserlik içeren iki senaryo altında elde edilmiştir.  Ekonomik durumun ve etkilenen sektörlerdeki durumun daha da kötüye gitmesi halinde bu iki grubun gelirleri arasındaki fark çok daha yüksek seviyelere çıkabilir.  Salgınla birlikte ortaya çıkan bu durumun ciddiye alınmasını gerektiren neden ise, bu boyutta bir kötüleşmenin çok hızlı bir şekilde gerçekleşiyor olmasıdır.  Normalde zamana yayılarak gerçekleşecek gelir dağılımındaki bozulmalar, böyle durumlarda aniden ortaya çıkan bir şok dalgası ile çok hızlı bir şekilde gerçekleşmekte ve mağduriyetleribir anda görünür hale getirmektedir.  İşte bu durum ülkemizde olduğu gibi birçok ülkede de mevcut sistemin sorgulanma ihtimalini yükseltmektedir.
Bu çalışmada, ülkemizdeki kesimler arasındaki gelir eşitsizliğinin iki önemli kaynağına dikkat çekilmiş ve salgının doğurduğu ekonomik kötüleşmenin bu nedenler üzerinden eşitsizliği arttırıcı bir etkide bulunma ihtimali üzerinde durulmuştur. Bunlardan ilki alt gelir grubundakilerin medyan gelirinin düşüklüğü ile bu gelire bağımlı fert sayısının yüksek oluşudur.  Özellikle kriz nedeniyle bu gelirlerinden mahrum kalmaları, sadece çalışanları değil, aynı zamanda bu gelire bağımlı hanehalklarının da etkilenmelerine yol açmakta ve eşitsizliğin boyutu artmaktadır. 
Bu durum ülkemize özgü önemli bir yapısal bir problem olup, salgının olası etkilerini değerlendirirken dikkate alınması gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.  Düşük gelir gruplarındaki ferlerin bazılarının gelir getiren herhangi bir iktisadi faaliyete salgın sonrası katılamaması da kötüleşmenin bir diğer kaynağı olmaya adaydır.  Bu bağlamda hanelerdeki kadınların daha önce istihdam edildiği, örneğin yevmiyeli iş imkanlarına artık ulaşamaması bu sebeplerden bir haline gelirken, hanedeki mevcut gelire bağımlı nüfus sayısının da artmasına yol açmaktadır.  Düşük gelirli hanelerin gelirleri üzerinde ortaya çıkan negatif şokun yaratabileceği olumsuzlukların giderilmesi için kısa dönemde kamu kaynaklarından gelir transferleri yapılmasının önemi tartışılmaz.  Aksi takdirde gelir eşitsizliğinin artan yüküyle Türkiye ekonomisinin salgın sonrası performansı arzulanan seviyelerden uzak olacaktır.

0  0,00