Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Han değerlendirdi: İran'da ne oldu?

ABD ve İran arasında imzalanan ateşkes tartışılmaya devam ediyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Ahmet Kasım Han yaşananları değerlendirdi.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Han değerlendirdi: İran'da ne oldu?

GAZETE PENCERE - ABD’nin İran’a saldırısının ardından başlayan ve 40 gün süren çatışmaların sonucunda nihayet bir ateşkes anlaşması imzalandı. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Ahmet Kasım Han sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla ABD ile İran arasında imzalanan ateşkesi değerlendirdi. Han “İyi ihtimal ancak sürdürülebilir ateşkes olarak görülüyor. Aktörlerin konumları, müzakere stilleri, yapıları, iç siyasette kirlenmişlikleri düşünüldüğünde, denge kimin tarafında kurulursa kurulsun diğerinin mızıkçılık yapması ihtimali kuvvetli” ifadelerini kullandı.

Yazının tamamı şöyle:

Cisim durdu ama uzaklaşmıyor…

Vietnam’ı, Afganistan ve Irak’ı, Somali’yi, işin doğrusu ABD deniz piyadeleri 1805’de Trablus vilayetinde Derne’ye saldırdıklarından bu yana bu ülkenin girdiği tüm savaşları alt alta yazdığında, daha büyük bir stratejik körlükle başlamış, şaşkın bir hedefsizlik ile devam etmiş ve naçar bir çaresizlikle sonuçlanmış bir askeri operasyona rastlanmamıştır.

Amerikan Başkanının tüm sosyal medya mesajlarında yaygarasını yaptığı “zafer” 27 Şubat 2026 tarihindeki koşullara dönmekten daha iyi bir sonuç vermesi imkânsız bir görüşme zemini dışında hiçbir şey ifade etmiyor.

Ve ancak budalalar zamanı başa sarıp hiçbir şey yaşanmamış gibi davranabileceklerini zannederler. Zemin artık 27 Şubat zemini değil. Bu, İran’ın kendi ifadesiyle, muhataplarına “tam bir güvensizlikle” müzakere etmek üzere masaya sürdüğü on maddelik öneriden açık. 27 Şubat tarihinde İran bunların bir tekini, bırak müzakere etmeyi, dillendirip bir etki yaratmayı dahi hayal edemezdi.

Kabaca 2500 sene evvelinden bugünün siyasetçilerine ve stratejistlerine seslenen Çinli general/filozof Sun Tzu bir defa daha haklı çıktı:

“Strateji olmadan yürütülen taktiksel hamleler mağlubiyetten önce duyulan gürültüden” ibarettir.

İlk 72 saatte İran rejiminin komuta ve kontrol yapısını çökertemeyen ABD Başkanı ve ekibi o andan itibaren tırmandırma inisiyatifini üç seviyede de kaybeden (seviye, şiddet, alan); İran’a kaybederek “stratejik sürüklenmeye” kapıldı. Savaşın (en üst düzeyde örgütlü şiddetin), bakanlık adı değiştirmek türü kabadayılıkların hiçbir mânâ kesbetmediği, insanoğluna malum en ciddi iş olduğunu umarım artık keşfetmişlerdir -ki sanmam. Ancak, kimilerinin, Hegseth gibi, bu işin sonunda yerlerinden olacakları neredeyse kesin.

7 Ekim saldırısına zemin hazırlayan tercihleriyle ülkesine büyük zarar veren, ardından Gazze’de yürüttüğü savaşla ülkesinin uluslararası dışlanmışlık noktasında en kötü travmalarını hakîkat haline getiren Netanyahu, bırakın bu savaşı İran’ın önerdiği çerçevede bir barışla bitmeyi, bugünkü koşullarda az-çok kalıcı bir ateşkesle dahi neticelense ülkesini stratejik olarak karşılanması zor büyük bir bedele maruz bıraktı. Bu bedeli ödememek için her tür siyasi hamleyi yapar ve korkarım kısa vadede bedeli de yine Filistinliler öder. Lübnan ve Suriye de elde ettiğini düşündüğü başarıların idamesi dahi bu şartlarda maliyetli olacak; hatta orta vadede bunların terse dönmesi ve daha da “dokunulmaz” ve ağır bir İran tehdidiyle karşılaşması da olası…

Bu koşullarda: İsrail hükümetinin öncelikleri; ABD’nin 15 İran’ın 10 mad. önerilerinin uzlaştırılmasının zorlukları; İran rejiminin yapısı göz önüne alındığında kalıcı barışa yolumuz var.

İyi ihtimal ancak sürdürülebilir ateşkes olarak görülüyor. Aktörlerin konumları, müzakere stilleri, yapıları, iç siyasette kirlenmişlikleri düşünüldüğünde, denge kimin tarafında kurulursa kurulsun diğerinin mızıkçılık yapması ihtimali kuvvetli.

Olan, kadim siyasi kültürüne yaslanarak, gösterdiği ferasetle ülkesini ve kendisine bunca acı ve maliyet yaşatan; hatta, son yayınladığı bildiride bile “bizi protesto etmeyin” uyarısında bulunmak zorunda hissedecek kadar toplumsal rızasını kaybetmiş bulunan, rejimi ayakta tutan İran halkına oldu. İran rejiminin şimdilik lehine görünen skoru dünya ile barışarak koruması mümkün. Fakat bu rejim için orta vadede değişmek zorunluluğu demek… Bu mümkün mü sorusuna cevabım da maalesef “zor”olduğu.

Eğer, İran rejimi kazanımlarını bütünüyle ve sadece “kaybetmemiş” olmasına ve hasımlarının stratejik körlüğüne borçlu olduğunu idrak etmeyi zihnen reddeder; bu durumu nükleer, balistik programlarını geliştirerek ve vekil güçlerini finanse ederek, söylemlerini ve daha önemlisi politikalarını dönüştürmeden, bölgenin her zaman olduğundan daha da kırılgan dengelerine “abanma” fırsatı olarak görür; rejimin devamlılığını bu surette tesis etmeye çalışır; halkını baskı altında inletmeyi sürdürürse, bunun bedelini yolun ilerisinde bir yerde, başta İran, tüm bölge öder…

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar